• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Kocaeli : 12 °C
  • İstanbul : 18 °C
  • Sakarya : 12 °C

PKK’nın aceleciliği hükümeti sıkıştırıyor

Ruhittin Sönmez

Süreç’in bu şekilde gelişeceği belliydi. Ama AKP kanadı bu kadar hızlı gelişmesini beklemiyordu.

“Çözüm Süreci” adı altında yürütülen müzakerelerin başlangıcında yavaş yavaş bölgenin PKK hâkimiyetine devredilmesi zaten kabul edilmişti.

Hatta daha Oslo’da PKK ile görüşmeler yapılırken, şimdiki MİT Müsteşarı Hakan Fidan PKK’dan “şikâyetçi olduğunuz mülki amirlerin isimlerini verirseniz gereğini yaparız” güvencesi vermişti.

Türk Silahlı Kuvvetlerine operasyon yaptırılmamış, operasyon yetkisinin devredildiği valilere “aman cenaze haberi gelmesin. Güvenlik güçleri karakolların dışına bile çıkmasın” talimatı verilmişti. Askeri birlikten bayrak indirilmesine, okullarda Atatürk büstlerinin yıkılmasına dahi müdahale edilememişti.

PKK’ya bu tavizler silahları bırakması ve “gerillaları” yurtdışına çıkarılması şartına bağlı olarak verilmesine rağmen örgüt bu şartlara uymamıştı.

Hükümet peş peşe gelen seçimleri “artık şehit cenazeleri gelmiyor” propagandası yapabileceği bir eylemsizlik ortamında geçirmek istiyordu. Bu yüzden PKK’ya “siz de sözünüzde durun” diyemedi.

Şimdi artık İçişleri Bakanı ve Başbakanın Başdanışmanı tarafından da itiraf edildiği gibi, bölgede alan hâkimiyeti PKK’ya geçti.

Ayn el Arap/ Kobani savaşı sayesinde dünyada meşrulaşma şansı yakalayan PKK iyice şımardı. Bölgede alan hâkimiyetini ele geçirmekle kalmadı, bazı ilçelerde artık özerklik ilan edebilir hale geldi.

Prof. Dr. Ümit Özdağ yazdı: “İddialara göre AKP hükümeti; Türkiye’nin bir bölümünde (Tendürek Dağı’nın güneyinde kalan bölgeyi Şanlıurfa içinde kalacak şekilde) ‘Kürdistan federe devleti’ kurulmasına izin verecek.

AKP kanadından, Başbakan ve İçişleri Bakanı dâhil yetkililerden, bazı yakınmalar ve ürkek efelenmeler görmekte oluşumuz bizi şaşırtmadı.

Biraz daha zaman kazanıp 2015 milletvekili seçimlerini de geçirdikten sonra uzun süre seçim olmayacak.

Bütün hedef bu zamanı kazanmak.

PKK ise lehine oluşmuş böylesine uygun şartlar varken “devlet” taleplerini daha geniş kazanımlarla gerçekleştirmek istiyor.

Şu anda hükümet ile PKK/HDP/Kandil arasında bir ağız dalaşı varsa da ihtilaf esasta değil, sadece zamanlamada.

Ah, bir de AKP’ye oy veren vatandaşlarımız bunu bir fark edebilse.

*****

SÜREÇ’İN ÜÇ AYAĞI

Bütün bunlar olurken PKK narkoterör örgütü sebebiyle bu kadar çok şehit vermiş, ekonomisi büyük darbe yemiş bir millet neden suskun?

Bugüne kadar süreç başarılı olsun diye yürütülen propaganda üç temel ayağa oturtuldu:

  • İlk ayak, Türkiye’de Kürt halkının meşru temsilcisinin PKK/HDP/KCK kanadı olduğunun kabul edilmesidir.

Örgütün belli bir taban kazandığı, taraftar artışı sağladığı bir gerçek. Ancak silahlı terör örgütünün bütün baskılarına rağmen PKK’nın Meclis’teki uzantısının oyu Kürt nüfusun üçte birini geçmiyor. 

Buna rağmen Kürt nüfustan aldığı oy PKK/HDP kanadından fazla olan AKP’lilerin, PKK’yı Kürtlerin demokratik hak taleplerinin meşru sözcüsü gibi görmesi ve göstermesi ilginçtir.

  • İkinci ayak, “Türkiye terörü veya Kürt siyasi hareketini engellemek için bütün yolları denedi. Askeri usullerle başarılı olunamayacağını gördü. Başka çare kalmadı” tezinin yerleştirilmesi.

Bu tez de esasen 1990’lı yıllarda askeri usullerle başarılı olan Türkiye’nin, terör örgütünün liderini ele geçirdiğini ve örgütü eylem yapamaz hale getirdiğini unutturmaya dayalıdır.

Çökertilen PKK’nın, AKP hükümetlerinden sonra değişen politikaların bir sonucu olarak semizleştiğini görmeden toplumu bir “öğrenilmiş çaresizlik” psikolojisine sokmak hedeflendi.

Bu tezin kabul edilmesi, “Türkiye PKK karşısında yenildi, ülkenin bu bölümünü PKK’ya versin kurtulsun” demekten başka bir şey değil.

  • Üçüncü ayak, PKK taleplerinin bir halkın meşru, demokratik hak talebi sayılmasıdır. Oysaki PKK terör örgütü bir dış projenin uygulanması için kullanılan bir araçtır. Nasıl ki Irak’ta ve Suriye’de bir anda ortaya çıkan IŞİD, ÖSO, El Nusra vb birçok örgüt gibi dışarıdan beslenen ve yönlendirilen bir terör örgütüdür. Yerel problemleri istismar eden, iç kaynakları kullanan ve dışarıdan yönetilen bir terör örgütü.

Uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yapan ve acımasızca binlerce insanı öldüren eli kanlı bir örgütün liderini barış havarisi olarak inandırmaya çalışacak kadar yoğun ve sistemli bir propaganda makinesinin bombardımanı altındayız.

Şimdi bu propaganda makinesinin menzili dışına çıkalım ve bize telkin edilenlerin dışında düşünmeye çalışalım.

*****

YA FEDERASYON YANİ İÇ SAVAŞ YA DA…

Federasyon kabul edildiğinde, A. Öcalan liderliğinde Kürdistan Federe Devleti kurulacağını... Bu coğrafyamızda “PKK’nın başlatmış olduğu, Türk ve Araplara yönelik etnik temizliğin geliştirilerek sürdürüleceğini…” Diğer bölgelerde Kürt vatandaşlara karşı bir hareketin başlayacağı… Ülkenin ekonomik kaynaklarının paylaşımının çok sancılı olacağı ve bir iç savaştan başka çare kalmayacağını görmek için kâhin olmaya gerek yok.

Peki, Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın yazdığı gibi, Türkiye federasyona izin vermese ve şu tedbirleri alsa ne olur?

“PKK ile süren müzakereleri keserek, PKK’yı ezmek için ağır isyan bastırma programını uygulamaya koymalı. TSK, sınır bölgelerinde ağır güvenlik önlemleri almalı, Kuzey Irak’taki PKK kamplarını işgal etmeli, Türkiye içinde tekrar alan hâkimiyetine geçilmelidir. Halk üzerinde son yıllarda oluşmasına izin verilen PKK baskısı kırılmalıdır. Bu çerçevede Öcalan tecrit edilmeli, terörist örgüt ve lider kadrosu yıldırılmalıdır.”

***

Bir de dış politika yönünü unutmamak gerek.

“Türkiye’nin dış dünyada manevra alanının daraldığını ve yalnızlaştığının” gözlenmekte olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Sedat Laçiner’in ifade ettiği gibi, “Yalnızlık Allah’a mahsustur, hiçbir devlet uzun süre bu tür yalnızlıklarla baş edemez.”

“İçeride ve dışarıda sorunların arttığı bir dönemde Türkiye’nin dış politikada ciddi bir revizyona gitmesi ve politikalarını gözden geçirmesi kaçınılmazdır. Dış politika haklılık veya haksızlık üzerine değil, ortak çıkarlar ve sürdürülebilirlik üzerine kurulmalıdır.”

Dış dünya iç işlerimizde taraf haline gelmeden çemberi kırmak, düşmanlıkları azaltıp iyi ilişkiler kurmak zorundayız…”

***

Bunlar yapılırsa belki bir süre daha şehit cenazeleri gelir, acılar çekeriz. Ancak vatan kazanmak veya korumak bir bedel ister.

Bu bedel PKK terör örgütüne teslim olmaktan daha az maliyetli ve fakat daha çok şereflidir.

Bu yazı toplam 1071 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim