• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Kocaeli : 23 °C
  • İstanbul : 25 °C
  • Sakarya : 23 °C

Prof. Dr. Veli Deniz: Kocaeli mayın tarlası gibi

Prof. Dr. Veli Deniz: Kocaeli mayın tarlası gibi

OSTİM patlamalarının ardından görüşlerine başvurduğumuz Prof. Dr. Veli Deniz yetkilileri uyardı Kocaeli mayın tarlası gibi!

KOÜ Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölüm Başkanı Veli Deniz, Ankara’da yaşanan patlamaların Kocaeli’de de olabileceğini söyledi. Deniz, “Kocaeli’de binlerce tehlikeli tesis var… Yetkililer üç maymunu oynuyor” dedi.

Ankara’da OSTİM’de yaşanan patlamalar üzerine işçi sağlığı ve iş güvenliği konuları yeniden tartışılmaya başlandı. 20 işçinin ölümüne neden olaylar, çeşitli çevrelerce ‘iş cinayeti’ olarak değerlendirilirken, patlamaların denetimsiz ve kuralsız çalışmadan kaynaklandığı ifade edildi. Patlamaların ardından ortaya çıkan gerçeklerse bu iddiaları haklı çıkarır nitelikteydi. Her iki iş yerinde işletme belgesinin olmadığı, torna tezgahı olarak görülen işletmede boya ve tiner üretimi yapıldığı ortaya çıktı. Öte yandan yetkililer OSTİM’deki patlamaların oksijen tüplerinden kaynaklanma ihtimalinin yüksek olduğu açıklamasında bulundu.

ÜÇ MAYMUN
Ondan fazla Organize Sanayi Bölgesi başta olmak üzere irili ufaklı çok sayıda sanayi sitesine ev sahipliği yapan ilimizde de benzer tehlikelerin söz konusu olup olmadığını araştırdık. Kocaeli Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölüm Başkanı Veli Deniz konuyla ilgili çok ciddi iddialar ortaya attı. Benzer kazalar ve ölümlerin Kocaeli’de de olabileceğini söyleyen Veli Deniz, organize sanayi bölgelerinin yönetim ve denetiminde çok ciddi sorunları olduğunu dile getirdi. Yetkililerin “üç maymunu” oynadığı belirten Deniz, “Kocaeli’de binlerce tehlike var” dedi.

Ankara’daki patlamaya benzer bir patlamanın Kocaeli’de olma olasılığı nedir?
Benzer patlama ve ölümlerin olmaması için bir neden göremiyorum. Kocaeli imalat sanayisinin yüzde 13’ünü ve kimya sanayisinin yüzde 27’sini barındıran bir kent. İlimizde Kocaeli Sanayi Odası’na bağlı yaklaşık 2 bin 200 sanayi kuruluşu faaliyetini sürdürmekte. Bu kuruluşlardan bir kısmı yabancı sermayeli ve büyük kuruluşlar. Ancak, birçok KOBİ veya atölye niteliğinde işyeri de var. Ankara’da gözlemlediğimiz anlayış burada da olduğuna göre benzer kazalar ve ölümler olabilir. İlimizde küçüklü büyüklü birçok tesis bir arada bulunuyor. Hatta tesisler ile konutlar iç içe. Organize sanayi bölgeleri ve sanayi tesislerinin yönetimi ve denetiminde ciddi sorunlar var. Geçtiğimiz günlerde sabah işyerime gelirken bir olay yaşadım. Bir kimyasal tesisteki yangın nedeniyle sıkışan trafikte yoğun zehirli gaz kaçağına maruz kaldım. Bilgi edinme yasası gereğince bilgi almak için sorumlu kurumlara başvurdum ve dilekçemde “Sorumluların hangi çalışmaları yaptığını merak ediyorum. Alınan önlemlere göre kendimin ve ailemin geleceği için bu kentte yaşamaya devam edip edemeyeceğime karar vereceğim” dememe rağmen ‘sade suya tirit’ yanıtlar aldım. İlgililerin “Her şey yolunda” diye yanıt vermelerinden sadece birkaç gün sonra Valilik söz konusu fabrikayı süresiz olarak kapattı. O gün ben çok korkmuştum. Kocaeli’de binlerce tehlikeli tesis var. Benim hatırladığım kadarıyla ilk kez bir tesis çevre sağlığı ve güvenliği gerekçesiyle süresiz olarak kapatılmaktaydı. Bizler ‘Zamanında ve doğru önlemler alınmazsa facia olur’ diyoruz. Ama bu kentin yetkilileri ‘üç maymunu’ oynuyor. Görmüyor, duymuyor ve konuşmuyorlar.

‘Risk var’ diyorsunuz, peki oranı nedir, nasıl azaltılabilir?
Daha önce Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Savaş Ayberk’in de belirttiği gibi “Kocaeli’de mayın tarlasında geziyor gibiyiz.” Sivil savunmanın adı değişti, ama düşünce yapısı değişmedi. Hala soğuk savaş döneminden kalma anlayış devam ediyor. Oysa Kocaeli’de patlama tehlikelerinin olabileceği tesisler var. Ben, şahsen Kocaeli’deki birçok tesisin iyi yönetilmediğini düşünüyorum. Dünya endüstriyel kaza riskleri için “risk demokrasisi” kavramını yaşama geçiriyor. Bu tür tehlikeli tesisler ve riskler şeffaf olarak yönetilmelidir. Hesap verilebilirlik, sivil halkın riskleri bilme hakkı, denetime açık olma gibi evrensel risk yönetimi ilkelerine uyulmalıdır. Biz bilim adamı ve yurttaş sorumluluğumuzun bilincinde olarak sürekli yetkilileri ve halkı uyarıyoruz. Ama bizi yönetenler bundan pek hoşlanmıyorlar. Çeşitli tehdit ve hakaretlere maruz kalıyoruz. Bu anlayış değişmedikçe, daha çok kazalara tanık oluruz. Yaşanan kazalardan sürekli ‘ucuz’ kurtuluyoruz. Kazaların önlenmesi için sivil savunma ve tehdit anlayışı artık değişmelidir. Ben birçok konuşmamda ironi olsun diye “sivil savunma sivilleştirilmelidir” diyorum. Kocaeli’de yaşayan her bireyin risklerini bilme hakkı vardır. Bu risklerin neler olduğunu belki birileri biliyor, ancak bizim bilmemizi istemiyor. Bu nasıl bir risk yönetimi anlayışıdır? Kocaeli, yaşadığı olaylardan ders çıkarmalıdır. Afet planı hazırlanmalıdır. Doğrusu benim dilimde tüy bitti. Konu hakkında 1998, 2003 ve 2006 yıllarında çeşitli yerel gazete ve dergilerde makaleler yazdım ve hala da yazmaya devam ediyorum. Ancak sesimi duyan yok, ya da duymak istemiyorlar. Ben ısrar ediyorum. Ankara’daki olaylardan sonra “organize sanayi bölgelerinin yönetimi kime verilsin tartışması” yapılmaya başlandı. Bu tartışma doğru değildir. Önemli olan kimin yönettiği değil, nasıl yönetildiğidir. Doğru yönetilmediği takdirde, kim yönetirse yönetsin. Ankara’da Yenimahalle Belediyesi ‘İvedik OSB bizim yönetimimizde olsaydı, bunlar olmazdı’ diyor. Bu doğru değil belediyeler ikinci sınıf gayri sıhhi müesseselerin ruhsatlandırma ve denetimlerini yapacak teknik personel ve yetkinliğe bile sahip değilken OSB’leri nasıl yönetecekler? Bu tür tehlikeli tesislerin yan yana olmalarının da bazı riskleri var. Bunlar göz önüne alınmıyor. Fabrikaların yan yana kurulması küçük bir olayda domino sistemi gibi birbirlerini etkiler. Bizim yakındığımız başka bir sorun da “yaşanan kazalarla ilgili hiçbir bilgiye ulaşılamamasıdır”. Halkın yaşanan olaylardan sonra bilgilendirilmesi gerekiyor. Ancak 20 yıldan beri kazalarla ilgileniyorum, onlarca makale yazdım hiçbir bilgiye ulaşamıyorum. Kazalarla ilgili raporlar devlet sırrı gibi saklanıyor.

Organize Sanayi Bölgeleri yer seçimi neye göre belirleniyor?
OSB’lerin yer seçimi ile ilgili Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yayınladığı bir yönetmelik var. Bu yönetmeliğe göre “OSB kurmak isteyen kurum ve kuruluşlar tarafından hazırlanacak ve içeriği Bakanlık tarafından belirlenen OSB gerekçe raporunun Bakanlık tarafından uygun görülmesinin ardından, yer seçimi çalışmalarına başlanır” denilmektedir. Ancak, bu sürecin çok iyi işlemediği ve OSB yer seçimlerinin tamamen “siyasi” tercihlere göre yapıldığı bilinmektedir.

Patlamaların oksijen tüpünden kaynaklandığı söyleniyor.
Oksijen nedir, oksijen tüpleri nerelerde kullanılır?

Oksijen, tatsız, kokusuz ve renksiz bir gazdır. Bilinenin aksine oksijen yanmaz, fakat yanma için gerekli bir gazdır ve yanmayı hızlandırır. Bu tür tüpler genellikle sıkıştırılmış gazlar (compressed gases) veya gaz tüpleri olarak bilinir. Bu tüplerin içinde aşağıdaki özelliklere sahip çeşitli gazlar olabilir. Yanıcı, parlayıcı ve patlayıcı, aşındırıcı(korrozif), zehirli(toksik), inert, çoklu tehlikesi olan gazlar gibi. Bu gazlar çeşitli amaçlarla kullanılır. Oksijen tüpleri sağlık amacıyla kullanılır. Hastanelerde ve hiperbarik tedavi merkezlerinde kullanılır. Sanayide ise asetilen, bütan(LPG) veya propan gibi bir yanıcı gazla birlikte sıcak metal kesme veya kaynak işlemlerinde kullanılır.

Peki oksijen tüpü nasıl taşınır ya da taşınmalıdır?
Oksijen tüpleri taşınırken depolama esnasında alınması önerilen önlemlerin hepsi alınmalıdır. Tanklar asla yuvarlanarak hareket ettirilmemelidir. Fabrika içinde tankların güvenle taşınması için yapılmış arabalar mevcuttur. Bu arabalar, tankların taşıma esnasında hareketini önlemek için sabitleme mekanizmalarına sahiptir. Tanklar, kamyon kasalarına sabitlenmeden istiflenerek asla taşınmamalıdır. Bu piyasada da diğer birçok alanda olduğu gibi bir ticari ahlaksızlık var. Hepsinden önce bu tüplerin üretimi ile ilgili zorunlu standartlar var. Üzerinde TSE numarası ve EC damgası olan, ama standarda uymayan sahte belgelerle üretilen birçok sanayi tüpleri ne yazık ki piyasada dolaşımda. Toplumun genel bir kokuşmuşluğu söz konusu. Çoğu kez kullanıcılar bunu bile bile, ucuz diye alıyor ve kullanıyor. Bu duruma duyarsız kalıp tepki gösterilmez ise kazalar önlenemez.

Oksijen tüpünün doldurulması nasıl gerçekleşir? Hangi aralıkla yapılır?
Tüm sanayi tüplerinin doldurulması esnasında parlayıcı, patlayıcı maddeler ile çalışma esnasında alınması gereken önlemlerin alınması gerekir. Hemen söyleyebileceklerimizin başında exproof(patlamaya neden olmayan) malzeme kullanmak, topraklama yapmak, yakıtlardan, ısı ve ışık kaynaklarından uzak durmak, yangın önlemleri almak olarak belirtebiliriz. Çalışanların giysileri de anti statik olmalıdır. Tüpler iyi kullanıldığı taktirde oksijen tüplerinin tekrar doldurulmasında sınırlanma yoktur. Tekrar doldurulması durumunda iki hususa dikkat etmek gerekir. Birincisi, doldurulacak olan tüpün üzerinde ne tür tüp olduğuna dair tanıtıcı belgesinin olması gerekiyor. Tüpler ancak aynı tür gaz ile doldurulmalıdır. İkincisi ise boş olan tüplerle dolu tüpler aynı ortamda bulunmamalı, ayrı depolanmamalıdır.

Oksijen tüpü kaç yıl kullanılabilir?
Belirlenen kesin bir yıl sınırlama yoktur ancak bu tüpleri üreten firmalara göre değişlik gösterilebilir. 10 yıldan daha fazla da olabilir. Oksijen tüplerinin de LPC tüpleri gibi harici kontrolünün yapılması lazım. Kontroller doğru yapıldığı takdirde fazla sorun yaşanmaz. Bu konuda dolum yapan şirketler sorumludur. Darbe görmüş, paslanmış ve çok eski tüpler yeniden doldurulmamalı, dolaşımdan alınmalıdır.

Oksijen tüpü saklama koşulları nelerdir?
Tüm basınçlı kaplar, içerisinde ne olursa olsun yetkisiz kişilerin ulaşamayacağı, kullanamayacağı biçimde depolanmalıdır. Bu tür basınçlı kaplar prensip olarak kapalı alanlarda depolanmamalıdır. Eğer kapalı alanda depolanması gerekiyorsa(zorunlu ise) deponun havalandırması iyi olmalı ve depo nemli olmamalıdır. Özellikle bu tür gaz tüplerinin olduğu yerlerde ve yakınlarında herhangi bir yanıcı madde bulundurulmamalıdır. Oksijen tüplerinin bulunduğu yerde asetilen, propan, bütan vb. yanıcı gaz tüpleri asla bulunmamalıdır. Tüpler radyatörlerden ve diğer ısı kaynaklarından uzak tutulmalıdır. Tüpler vanalar üste gelecek şekilde konulmalı ve boş tüplerin vanaları mutlaka kapalı tutulmalıdır. Kullanımda olmayan tüplerin vanaları koruyucu kapakla(başlık) kapatılmalıdır. Tüpler mümkün ise uygun bir raf sistemi ile veya zincirle bağlanarak sabitlenmelidir. Raf sisteminin beton zemine bağlantısı sağlam olmalıdır. Tanıtıcı etiket ve tehlike uyarıcı levhalar mutlaka konulmalıdır.

Zararları var mıdır? İçindeki maddeyi kısaca tanımlar mısınız?
Zarar tüplerin içinde ne olduğuna bağlıdır. Küçük bir dikkatsizlik Ankara’da olduğu gibi afet haline dönüşebilir. Bu tür olayların olmaması için “acil durum planlaması” yapılması gerekmektedir. Acil durum öncesinde alınması gereken önleyici tedbirler vardır. Bu önlemler alınsa bile kaza olursa zararı en aza indirmek için ve kaza sonrası normalleşeme sürecinde yapılması gerekenler planlanmalı ve tatbikatlar yapılmalıdır.

Oksijen tüplerinin denetim ve kontrolü nasıl yapılıyor? Ya da şöyle sorayım denetim yapılıyor mu?
Tüp imalatıyla ilgili yetkili makam “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı”dır. Kullanımıyla, yani işyerlerinin güvenliği ile ilgili denetimleri ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yapar. Çevre sağlığı açısından denetlenmesini de Çevre Bakanlığı yapar. OSB’lerin yönetimi konusunda bir yetki tartışmasının olduğu göz önüne alınırsa sorunun mevcut haliyle işverenlerin insafında olduğu çok açıktır.

YAŞANAN HER KAZADA YEREL VE MERKEZİ YÖNETİMİN SORUMLULUĞU VAR
Yeni ölümlerin olmaması için neler yapmak gerekiyor ve eklemek istediğiniz başka bir husus var mı?
Son bir hafta içinde meydana gelen patlamalar, ülkemizdeki iş sağlığı ve iş güvenliği(İSG) uygulamalarındaki yanlışlıkları bir kez daha gözler önüne sermiştir. Ben sorunun kronikleşmesinin İSG alanının “insan odaklı” olarak değil, piyasalaştırmaya yönelik bakış açısıyla, ele alınmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Daha katılımcı, insan yaşamı ve sağlığını önceleyen, bütüncül bir yaklaşımla mevzuat yeniden ele alınmalıdır. Yerel yöneticiler ise katılımcı, saydam ve hesap verebilir bir anlayışla kaza afet planlamaları yapmalıdır. Aksi taktirde bu tür cinayetlerin birçok defa daha yaşanması ve insanımızın bu iş cinayetlerinde hayatlarını kaybetmeleri kaçınılmazdır. Ben bir mühendislik eğitimcisi olarak “tüm kazaların önlenebileceği” ilkesine inanan biriyim. Herkes bu sorumluluk ve bilinçle hareket etmelidir. Yaşanan her kazada yerel ve merkezi yönetimin sorumluluğu vardır. Daha başka ölümlerin yaşanmaması için bilimin sesine kulak verilmelidir.

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim