• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Kocaeli : 17 °C
  • İstanbul : 22 °C
  • Sakarya : 17 °C

Reza’let

Ruhittin Sönmez

İran asıllı “hayırsever işadamı” Reza Zarrab (Rıza Sarraf) ABD’de FBI tarafından tutuklandı. Yandaş medya birkaç gün haberi görmezden geldi, nasıl davranacağını bilemedi, haberi vermedi.

Sonra strateji belirlendi, hep birlikte benzer şekilde bombardımana başladılar. Reza’ya sahip çıkıp ABD’li savcıya ve ne hikmetse Doğan grubuna saldırmaya başladılar.

Reza olayı, bazı muhalif yayın organları ile sosyal medyada ise ABD’li savcının açtığı davanın Tayyip Erdoğan’ın devrileceği hatta ABD’de tutuklanacağı bir dizi gelişmeye yol açacağı düşüncesiyle sevinçle karşılandı.

Yazımızın başlığı “REZA’LET” Star Gazetesi’ne ait.

İster “yarı resmi El Ahram” gibi, “Sarayın Sesi” gibi yayın yapan “yerli Pravdalar” gözüyle bakın. İsterseniz “öğrenilmiş çaresizlik” içindekilerin ABD yargısından medet uman ruh haliyle bakın.

Hangi taraftan bakarsanız bakınız, gerçekten olay ve tarafların olaya bakışı “Reza’let.”

 

17/25 ARALIK BAŞKA ABD’DE AÇILAN DAVA BAŞKA

17/25 Aralık “rüşvet ve yolsuzluk” dosyalarının baş aktörü Reza Zarrab hakkındaki iddialar hukuki idi. Cemaatin savcısı olduğu iddia edilen savcıların niyeti ne olursa olsun iddianameler çok kuvvetli suç delillerine ve somut hukuki gerekçelere dayanıyordu.

Fakat siyasi irade hukuka müdahil oldu. Rüşvet alan 4 bakan hakkında son derece güçlü deliller var olduğu halde, hem bakanlar ve hem de Reza yargılanmadan yakayı kurtardı.

Ayakkabı kutularındaki ve yatak odalarındaki çelik kasalarda saklanan paralar faizi ile iade edildi.

Rüşvet mekanizması da, yapılan hukuksuzlukların siyasi müdahale ile örtbas edilmesi de “Reza’let”ti.

Türkiye’deki hukukun bu şekilde işlemesi kamuoyu vicdanında ciddi rahatsızlığa yol açmış olmalı ki, Türk halkının bir kesiminden, ABD’li savcıya büyük bir sempati gösterisi ortaya çıktı. Adeta Türkiye’de göremedikleri adaletin bir yabancı yargı sistemi tarafından gerçekleşebileceği ümidine kapıldılar.

Fakat gözden kaçan husus şu ki, Zarrab’ın ABD’de yargılanmasına sebep olan suçlamalar Türkiye’deki davadan farklı.

İddianamedeki dört suçlama şöyle:

ABD'ye karşı dolandırıcılık.. Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası'nı ihlal etmek (İran’a yaptırımları ihlal yani Ambargoyu delmek).. Bankacılık sistemine karşı dolandırıcılık,, Kara para aklama…

Zarrab’ın asıl suçu ABD’nin isteği ile İran’a uygulanan Birleşmiş Milletler ambargosunu delmek. Zarrab İran ambargosunu, Türkiye'de kurduğu şirketler vasıtasıyla deldi ve AKP yönetimi buna göz yummakla kalmadı Halk Bankasını bu iş için kullandı. Görünen o ki hayali işlemler yapılmış ve bankacılık kuralları ihlal edilmiş.

Babek Zencani ve Reza Zarrab İran’ın ambargoyu delmek için kullandığı adamlardı.

İran mahkemesi, petrol satışından kazandığı parayı devlete 2.8 milyar dolar eksik teslim ettiği gerekçesiyle, Babek Zencani’yi idama mahkum etti.

Türkiye Zarrab’la işbirliği yaparken de bir takım hukuksuzluklar da oldu. 17/25 Aralık soruşturmalarında Zarrab’ın rüşvet verdiği 4 bakanın tapeleri, çikolata ve elbise kutularında gönderilen rüşvetlerin belgeleri, 700 bin TL’lik rüşvet saat ve Halk Bankası Genel Müdürünün evinde ayakkabı kutularında bulunan milyon dolarların kayıtları ortalığa saçıldığı halde kimse cezalandırılmadı.

 

ABD’NİN TAVRI SİYASİ

Türkiye İran’dan aldığı petrol ve doğalgazın parasını ambargo olduğu için İran’a ödeyemiyordu. Halkbank’ta bir hesap açıldı. Buraya yatırılan para karşılığı Zarrab İstanbul Altın Borsası’ndan altın alıp İran’a götürüyordu. ABD altın ticaretini de ambargoya dâhil ettirince Zarrab şirketleri vasıtasıyla Türk şirketlerinden ve diğer ülkelerden mal alıp, İran’a gönderiyordu.

Bu işin, legal yoldan çıkıp, illegal yollara sapınca türlü çeşitli kirli ilişkilere sebep olduğu anlaşıldı. Ancak Zarrab’ın İran’a konulan haksız ambargoyu delmesi ABD açısından suç teşkil etse de, bizim vicdanlarımızda O’nu suçlu yapmaz.

Emperyalist ABD’nin Zarrab’ı tutuklaması ve 75 yıl hapis talebiyle yargılaması kendi menfaatleri açısından geliştirdiği bir siyasi tutumdur.

ABD’nin bu siyasi tavrından “adaletin tecelli edeceği” beklentisine girilmesi de “Reza’let” tir.

 

ASIL HEDEF ERDOĞAN VEYA TÜRKİYE Mİ?

ABD’nin bu siyasi tavrının asıl hedefi acaba İran mı, Türkiye midir? Ahmedinecad mıdır, Recep Tayyip Erdoğan mıdır? Bizi asıl ilgilendirmesi gereken husus budur.

Bu konuda her iki görüşü de savunanların kendilerine göre gerekçeleri var.

Mesela Sözcü Gazetesinde Soner Yalçın hedefin R. Tayyip Erdoğan olabileceğini söylüyor. Hatta “sakın Savcı Bharara, 29 Mart 2016’da ABD’ye gidecek Erdoğan’ı tutuklamasın!?” diye daha ağır bir ihtimalden bahsediyor.

Buna karşılık Milliyet yazarı Güneri Civaoğlu’na göre, “olayın -belki- Türkiye’yi de kapsayacak artçı sarsıntıları olabilir ama depremin merkez üssü Tahran... ABD işbirliği yapmaya başladığı Ruhani’nin elini kuvvetlendirmek, bunun için de en güçlü siyasi rakibi olan bir önceki İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ı tam olarak saf dışı bırakılmak için Zarrab’ı kullanıyor.”

Ben, Habertürk yazarı Nihal Bengisu Karaca’nın bu konudaki görüşünü daha gerçekçi buluyorum.

“Bütün bunların arkasında Zarrab’ın itiraflarını kullanarak Türkiye’yi, tıpkı İran’a yapıldığı gibi, çok ağır tavizlerin isteneceği bir pazarlık masasına oturtma gayreti olduğu” ihtimalini düşünüyorum.

29 Mart 2016’da (yarın) ABD’ye gidecek olan Tayyip Erdoğan’ın önüne Türkiye’den istenecek taviz listesinin konacağı kanaatindeyim.

Ülkem adına endişeleniyorum.

 

ZARRAB KONUŞURSA TÜRKİYE SARSILIR MI?

Zarrab Amerika’da konuşur, Türkiye’de verdiği rüşvetleri, yaptığı hukuka aykırı işlemleri ve işbirliği yaptığı siyasiler ve bürokratları anlatırsa çok önemli tesirleri olacağı belli. Bu ifadeler neticesinde 17-25 Aralık dosyaları uluslararası mahkemelere taşınabilir.

Bu konunun Ethem Sancak’ın gazetelerinde “darbe” manşeti ile verilmesi, ABD’li savcı hakkında “FETÖ’cü savcı” denilmesi bu cenahta ciddi endişe ve panik yarattığını gösteriyor.

Haksız da sayılmazlar. FBI Bölge Direktör Yardımcısı Rodriguez’in “Bugün ilan edilen suçlamalar, bu kişilerin gerçek ortaklarını gizlemeye çalışanlara bir mesaj göndermeli” demecinin maksadı böyle bir endişe yaratmak olmalı.

Ancak eğer bu hukuksuz işlemlerde dönen kirli para “Yeni Türkiye” siyaseti/ siyasetçilerinin finansmanında kullanılmamışsa endişeye mahal olmamalıydı.

Zarrab’ın eski ortaklarından Adem Karahan işin parasal boyutunu şöyle anlatmıştı: “Paranın yüzde 4'ü siyasilere, yüzde 4'ü ise Zarrab'a kalıyordu. Bir yılda 18 milyar liralık 200 ton altın, kuryeler vasıtasıyla Dubai'ye, oradan da İran'a taşındı. 2012-2013 yıllarında, günde bir ton altın çıkışı yapılıyordu.”

Gümrük Bakanlığı müfettişinin raporunda da, “Türkiye menşeili altınların ihraç edildiği, sonra aynı altınların yeniden ithal edildiği, yanlış beyanname verilerek bu işlemin 89 kez tekrarlandığı belirtiliyor, ayrıca, 2010 yılı ile 2013 yılı arasında, 26 aylık dönemde, 1 milyar 100 milyon dolar nakit paranın valizlerle taşındığı” anlatılmıştı.

ABD’li savcı Bharara’nın elinde, Zarrab’ın itiraflarıyla desteklenecek, Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye’yi zor durumda bırakacak çok ve önemli belgeler olduğu kanaatindeyim.

Türkiye’nin bu dava üzerinden ciddi zarar görmemesini diliyorum.

Bu yazı toplam 1522 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim