Gözünüzle gördüğünüzün yarısına inanın...

« Önceki Haber 05.02.2012 Pazar - 23:55 Sonraki Haber »

Mustafa KALABALIK - Gözünüzle gördüğünüzün yarısına inanın...

Okunma Sayısı: 738

Gözünüzle gördüğünüzün yarısına inanın...

Bugün, TV dizisi “Muhteşem Yüzyıl”dan yola çıkarak, çevremizdeki insanların aynı olaylar karşısında farklı algılamaları ile yorumlar yaptıklarını ve bir film de olsa herkesin kendine göre duygular, anlamlar kattığını paylaşacağım sizlerle.

Dizinin izleyicilerinden bazıları, sadece tarihin yanıltıldığını, kimileri padişahlarımızın kötü gösterildiğini savunurken, kimileri de harem görüntüleri dolayısıyla cinsellik dışında bir şey göremediklerini ifade ediyorlar…

Benim de ilgiyle izlediğim dizinin, bana göre izlenilebilir olmasını sağlayan ise, tarihi dekorların, kostümlerin ne kadar şık ve heybetli olmasıdır aslında. Sadece bu bile izlenmesi için yeterli...
***
Bazı ülkelerdeki tarihi mekanların olanca ihtişamı ile hâlâ dimdik ayakta olması, tarihi mekanlarında görevli askerlerin eski üniformalarıyla halen boy göstermeleri beni her zaman etkilemiştir.

Kısa süre önce Dolmabahçe Sarayı kapısında nöbet tutan askerlerin kaldırılması haberini aldığımda, kendimi çok kötü hissettiğimi söylemeliyim... Bence özellikle Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı gibi değerlerimizin nöbet yerleri asla boş kalmamalı. Hatta zamanın üniformalarıyla özel birlikler veya birimler oluşturularak tarihi ihtişamın öne çıkarılması gerektiğini düşünüyorum...
***
Muhteşem Yüzyıl’a geri dönersek eğer, dizide babaları olsa bile, şehzadelerin babalarına karşı üslupları, selamlamaları ve uğurlamalarının asaletini, saygılarını, makamı değerli kılan, babadan ziyade hükümdar olmalarını vurgulayan bir güzellik olduğunu belirtmeliyim.

Padişahın kız kardeşi de olsa, sultanların hünkarına karşı saygısı, keza, valide sultan ile kızı arasındaki saygı ve üslup, valide de olsa hünkar annesi olmasının verdiği ciddiyet ile disiplin de…

Haremdeki cariyelerin, çoğunluğumuzca cinsellik için hazır bulundurulma gibi yorumlanmaları yanında, benim için çok farklı anlamı olduğunu fark ettim... Özellikle, cariyelerden de olsa padişahtan olan çocukların Devlet-i Aliye’nin parçası olmasına rağmen, şehzade veya sultan annelerinin bir türlü paye-i taht üyesi olamadıkları…

O halde şehzade ve sultan annesi olmaları, onlara üstün imkanlar sunmuş olsa da, asıl konumlarını hiçbir zaman değiştirmediğini de anlatıyor bizlere..

Dizinin bir bölümünde Hürrem Sultan’ın çocukları kendisinden alındığında, valide sultan’ın Hürrem’e “...çocuklar bu paye-i taht’ın üyesidir. Sen ise sadece bir cariyesin! Bunu hiçbir zaman unutma!” demişti... Burada yapılan vurgu, cariyelerin konumunu farklı bir boyuta taşıyor bence.

Günümüzde, bu yaşananların karşılığı sanırım “kiralık anne” statüsünden öteye gitmiyor. Tek fark, kurallara uygun davranıldığı sürece “Hürrem Sultan” gibi güçlü kudretli bir sultan bile olabildikleri…
***
“Muhteşem Yüzyıl” NTV’de yayınlanan ve Banu Güven’in yönettiği Artı Programında da tartışılmıştı. Programa konuk olan II. Abdülhamit’in torunu Adile Nami Osmanoğlu’na; “Şehzadelerin katli konusu ailenizde açıkça konuşulur mu?”diye sorulmuştu.

Adile Nami Osmanoğlu’nun cevabı ise; “Her dönemin kendine has şartları vardır. Bir Sultan, sadece bir baba değil, aşık değil, aynı zamanda devlet adamı ve savaşçıdır da. Bizim onu yorumlamamız, tartışmamız bugünün şartlarına göre yapılmamalı… O zamanın şartları buydu…” olmuştu.

Siz siz olun, izlediklerinizi, duyduklarınızı, her zaman içinde olduğunuz şartlara ve döneme göre değil, zamanın şartlarına göre değerlendirin…

Siz siz olun, başkasından duyduğunuz hiç bir şeye, gözünüzle gördüğünüzün de yarısına inanın…


Tüm Yazıları



Haber yorumları - Yorum Yaz
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır... [ ilk yorumu sen yap! ]


Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Kocaeli Gazetesi sorumlu değildir.