Bir dönem başörtüsü sorununa dikkat çekerek, her hafta İzmit Sabri Yalım Parkı’nda eylem yapan bir grup; Kartepe İnsan Hakları Derneği… Dernek dediğime bakmayın toplasanız 5-6 kişiyi zor görürsünüz yaptıkları eylemlerde… Başörtüsü yasağına karşı çıkarken, sık sık haber olurlardı gazetelerde, haklı yanları vardı çünkü… Ama son zamanlarda bu grup kendini iyiden iyiye aştı, küstahlaştı… Akıllarına ne gelirse söylüyorlar, fütursuzca konuşuyorlar. 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü’nü, 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı kısacası milli bayramlarımızı faşist etkinlikler olarak görecek ve bunu dillendirecek kadar kaçırdılar ipin ucunu… Halkın tahammül sınırlarını ölçüyorlar, yatkınlık sağlıyorlar, görevleri bu çünkü… Laiklik ve Cumhuriyet ile alıp veremedikleri nedir, neye hizmet ediyor bu zatı muhteremler tartışılır… Benim anlamadığım 3-5 öğrenciye 150 polisin müdahale ettiği bir yerde, her hafta Atatürk ilke ve inkılâplarına küfür edercesine konuşan bu insanlar, nasıl oluyor da bu kadar serbest hareket edebiliyor? 100’ü aşkın gazetecinin tutuklu bulunduğu bir ülkede, düşünce özgürlüğünün bu kadar gelişmiş olması şaşırtıcı… Acaba bu düşünce özgürlüğü, ucu kime dokunduğunda kısılıyor, kime hizmet ettiğince genişliyor? Komutanların Ergenekon örgütü mensubu olmakla suçlanarak cezaevine gönderildiği bir dönede tepkisiz kalmak bir yana, “Çetelerle mücadele ediyoruz” diyenlerin, MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrılmasına tepki göstermesi gibi bir şey olsa gerek bu… Neyse, dönelim Kartepe İnsan Hakları Derneği denen ama içindeki insan hakları kelimesini hak etmeyen bir karış insan topluluğuna… Kendilerine tek tavsiyem şu; İnkılâplarına dil uzatarak başladığınız o engin düşüncelerinizi, sakın ola inkılâpların sahibi olan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk için de dillendirmeyin… Tahammül sınırlarını ölçtüğünüz bu şerefli millet, parçalanmakta olan bir imparatorluktan, büyük bir devlet yaratan ve şerefli bir ömür sürmelerini sağlayan Ataları’na laf edeni, tükürüğüyle boğar… Benden söylemesi… XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Mekanın cennet olsun Ahmet Özkanlı Yeni Cuma Camii’nin hemen karşısında küçük bir büfesi var, kendisini oradan tanırım… Arada gider, çayını içer, dertleşirdik Ahmet Özkanlı ile… Muhabbetine doyum olmayan bir ağabeyimdi. Dün işe geldiğimde öğrendim, öldüğünü. Şaşırdım, üzüldüm. Henüz 57 yaşındaydı. Önceki gün büfesinde bulmuşlar cansız bedenini. Kalp krizi sonucu yaşama veda etmiş. Kimin, ne zaman, nasıl öleceği hiç belli olmuyor işte… Ölümün varlığını bile bile hiç ölmeyecek gibi yaşıyor insan çoğu zaman. Hayata kazık çakmış gibi hırslarına esir düşüyor, kırıyor, döküyor. Çalıyor, çırpıyor. Hak, hukuk tanımadan, fütursuzca yaşıyor… Ahmet ağabey iyi bir insandı, ‘adam gibi adamdı.’ Adamlığını kaybetmeden aramızdan ayrıldı… Allah yakınlarına sabır versin. Mekanın cennet olsun Ahmet ağabey…