• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • Kocaeli : 13 °C
  • İstanbul : 17 °C
  • Sakarya : 13 °C

Sakız çiğnemek, orucu bozar mı?

M.Tanzer Ünal

Millet olarak o soruda takılıp kaldık…

Her Ramazan’dan önce, ama istisnasız onlarca yıldır her Ramazan’dan önce, aynı soru sorulur…

“Sakız çiğnemek, orucu bozar mı?” diye…

Her defasında “Evet, sakız çiğnemek orucu bozar” cevabı verilir…

Ama millet çok mu “unutkan” veya çok mu “saf” bilmem, ertesi yıl yine aynı soruyu sorar, yine aynı cevabı alır.

Türkiye, hâlâ buradadır…

“Sakız çiğnemenin orucu bozduğunu” belleğine kazımayı becerememiştir.

“Sakız çiğnemenin orucu bozup bozmadığını” gündeminden çıkaramamıştır…

Toplumun önemli bir kesimi, ne yazık ki, böylesine basit dini soruların cevaplarını aramaya devam ederek, yaşamını renklendirme çabasındadır.

İktidarın, dindar ve kindar nesiller yetiştirme gayreti de, ülkemizin bu eğitim ve kültür dokusunun daha da kötüleşmesine neden olmaktadır.

Size, bütün bunları neden anlattım?

Şundan anlattım…

 

 

Türkiye, bilimin ve aklın yolundan gitmiyor


Sevgili okurlarım, gelişmenin ve çağdaşlaşmanın temelinde “üretim” yatar.

Üretmiyorsan, ürettiğini yurt dışına satamıyorsan, gerisi fasaryadır!

Üretebilmek için, ülkenin öncelikle eğitime önem vermesi gerekiyor.

Akıl, mantık ve bilime önem veren bir eğitim…

Eğitimli insanlar araştırır bilgi sahibi olur, bilgi bilime, bilim de teknolojiye ve ürüne dönüşür.

Böyle bir eğitim çizgisi ancak; özgür ülkelerde, özgür eğitim ortamında, özgür beyinler tarafından yakalanabilir.

Bizdeki eğitim sistemi ise içler acısıdır.

Çocuklarımıza basmakalıp bilgileri yüklemenin ötesinde başka bir işlevi yoktur.

Öğretilenler, çağın çok gerisindedir.

Eğitim sistemimizi en iyi Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklıyor:

“Sayısı 60 bine düşen imam hatip okulları öğrencileri sayısı, bu yıl itibariyle 1 milyon 207 bine ulaştı…”

İyi hayırlı olsun, imam hatip liselerinin sayısını artırarak çağı yakalayacaksak, sorun yok!

Bütün okulları tek tip haline getirelim, bütün okulları “imam hatip” yapalım, olsun bitsin.

Dünyada böyle bir sistem varsa, nerede ve hangi ülkede uygulanıyorsa, biz de örnek alalım.

Yok bu eğitim sistemiyle amaç ülkemizi batırmaksa, kimse merak etmesin, geri geri gidiyoruz.

Her alanda…

Siyasette de ekonomide de!

 

 

Çalışmadan ve üretmeden zenginlik olmaz!


Çalışmayacaksın, üretmeyeceksin, ense yapacaksın, sonra da “zengin hayatı” yaşayacaksın…

Var mı böyle bir dünya?

Yok!

Eğer çalışmadan ve üretmeden yaşamaya çalışırsan, bir gün bunun bedelini ağır ödersin.

Kişi olarak da, ülke olarak da…

Tıpkı bizim, ülke olarak, çalışmadan ve üretmeden yaşadığımız son yılların bedelini, bir süre sonra ödeyeceğimiz gibi.

Hiç kimse, yaşadığımız hayatı, hak ederek yaşadığımız hayat sanmasın!

Hak ettiğimizin çok üstünde bir hayat yaşıyoruz.

Oturduğumuz evler…

Kullandığımız arabalar…

Giydiklerimiz…

Yediklerimiz içtiklerimiz…

Bütün bunlar, bizim hak ederek sahip olduklarımız değil.

Borçla alınan şeyler…

Borçla ortaya çıkarılabilen değerler…

Başka ülkeler çalışıyorlar, değer yaratıyorlar, biz onlardan borç alıyoruz ve aldığımız borç parayı sanki kendimiz kazanmışız gibi harcıyoruz.

Hani bankadan aldığı borç parayla altına hemen lüks otomobil çeken hesabını bilmez tüccarlar gibi…

Durumumuz bu!

Biz bu yaşamı, zengin ülkeler sayesinde yaşıyoruz.

Onlar çalışıyorlar…

Onlar üretiyorlar…

Onlar artı değer yaratıyorlar…

Bizler onlardan aldığımız borçlarla keyif çatıyoruz.

 

 

Rakamlar… Rakamlar…


Dünya artık “yüksek teknoloji” ürünleriyle yarışıyor.

Düşük teknoloji ürünlerini artık herkes yapıyor.

Don, gömlek, çorap üretmek; artık marifet değil.

Sanayide “montaj noktası”nda kalmak da artık marifet sayılmıyor.

Bu nedenle de ihracatımız yıllardır aynı yerde sayıyor.

Hatta geriliyor…

2008 yılında 132 milyar dolar olan ihracatımız, geçen yıl ancak 144 milyar dolara çıkabildi.

Bunun büyük çoğunluğu da, “ithalata dayalı” ihraç ürünleri.

Bizim üretip ihraç edebildiğimiz yüksek teknoloji ürünü çok az.

Dediğim gibi, eğitim sistemimiz, yüksek teknoloji üretmeye uygun değil.

Araştırma-geliştirme yeteri kadar teşvik edilmiyor.

 

 

Türkiye’nin 500 sanayi devi, ABD’nin bir ilaç şirketi  etmiyor


Geçenlerde, Türkiye’nin 500 sanayi kuruluşu açıklandı.

İsimleri, ciroları, kârları…

500 şirketin 2015 yılı toplam kârına baktım, 28.3 milyar lira.

Dolar bazında, yaklaşık 9.75 milyar dolar!

Hepsi hepsi bu kadar!

500 sanayi kuruluşu derken, aklınıza gelen bütün dev şirketler bu sayının içinde.

TÜPRAŞ, Ford, Arçelik, Vestel…

Ve ABD’den bir ilaç şirketi…

Adı, Gilead Sciences.

1987 yılında kurulan bu biyoteknoloji şirketinin geçen yılki kârı ne kadar biliyor musunuz?

Tam 18.1 milyar dolar.

Yani bizim 500 sanayi şirketimizin toplam kârının iki katı.

Çünkü bu şirket yüksek teknoloji ürünü üretiyor.

ABD, yüksek teknolojide dünyada bir numara!

ABD, 2015 yılında toplam 1.68 trilyon dolarlık gelir elde etmiş, bu gelirin 777 milyar doları teknoloji şirketlerinden.

 

 

Dünya nerede, biz neredeyiz?


İşte söylemek istediklerim bunlar!

Eğer uygar ülke olmak istiyorsan…

Eğer gelişmiş, çağdaşlaşmış ülke olmak istiyorsan…

Eğer dünyada “yönetilen” değil, “yöneten” ülke olmak istiyorsan…

*İnsanını “uygar-çağdaş-bilimsel kurallar çerçevesinde” eğiteceksin.

*Bilimde ve teknolojide önde olacaksın.

*Çalışacaksın, üreteceksin, kendi ihtiyacını karşılaman yetmeyecek, dünyaya satacaksın.

Ama biz hâlâ, “Sakız çiğnemek oruç bozar mı bozmaz mı?” sorusunda takılıp kalan bir ülkeyiz.

Gerçeğimiz bu!

Bu yazı toplam 1740 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim