• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Kocaeli : 25 °C
  • İstanbul : 29 °C
  • Sakarya : 26 °C

“Sandık demokrasisi” ile tanışalı 70 yıl oldu

M.Tanzer Ünal

Şunun şurasında dört aydan biraz fazla zaman kaldı.

7 Haziran’da bir kez daha sandığa gideceğiz.

Bu defa “vekillerimiz” i belirlemek için…

Tam 70 yıl oldu.

Ülkemizde 70 yıldır “sandık demokrasisi” var.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 1945 yılında “çok partili seçim sistemi” ne geçmiş, ilk seçimler de 21 Temmuz 1946 tarihinde yapılmıştı.

Sandıkla böyle tanışmıştık.

Onlarca yerel, genel ve ara seçim geçirdik.

İlk seçimde “açık oy, gizli sayım” sistemi uygulanmıştı…

Bugün ise “gizli oy, açık sayım” sistemine geçildi.

Bana sorarsanız, demokrasinin 70 yılda aldığı yol bu!

Demokrasiye yanlış başladık, kör topal sürdürüyoruz.

Yanlışlık nerede mi?

Şurada…

“Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri zor ve gerçek olanı, öbürü de kolayı, oyun olanı...
Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklikler ister. Bu zor demokrasidir ama gerçek demokrasidir. İkincisi kâğıt ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi olsun olmasın, demagojiyle serseme çevrilen halk, bir sandığa elindeki kâğıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu, oyundur, kolaydır. Amerika bu demokrasiyi yayıyor işte. Biz de demokrasinin kolayını seçtik. Çok şeyler göreceğiz daha...”

Bu değerlendirme, Cumhuriyet dönemi aydınlarından, Köy Enstitüleri’nin kururcusu İsmail Hakkı Tonguç’a ait.

60 yıl önce söylemiş bu sözleri.

Geldiğimiz noktada ne kadar doğru bir tespit olduğunu görüyoruz.

“Sandık demokrasisi” ile yola çıktık, “sandık demokrasisi” ile yolumuza devam etmeye çalışıyoruz.

 Sandık var mı? Var…

Herkes oyunu kullanıyor mu? Kullanıyor…

Ama oy kullananların…

*Yüzde kaçı “toprak” sahibi?

*Yüzde kaçı “iş” sahibi?

*Yüzde kaçı “meslek” sahibi?

*Yüzde kaçı “belirli bir eğitim”e sahip?

 Demokrasimizi hiçbir zaman bu yönüyle değerlendirmiyoruz.

***

Siyaset veya politika, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıdır.

Siyaset, siyasi partiler aracılığıyla yürütülür.

Partilerimizde gerçek anlamda demokrasi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Söyleyemeyiz…

Lider ne derse, o!

Gerisi hikâye!

Partilerde demokrasi yoksa, partilerin yönettiği ülkede “gerçek demokrasi” olabilir mi?

13 yıldır ülkemizi yöneten AKP’nin haline bakın!

İl ve ilçe başkanlarını genel merkezdeki “tek seçici” belirliyor, kendilerine “delege” adı verilen kişiler de sandığa gidip o tek adaya oyunu kullanıyor.

Bunun adı da “demokrasi” oluyor!

 

Seçimle gelip sivil diktatörlük kurulabilir mi?

erçek demokrasi”lerde kurulamaz.

Neden kurulamaz?

Çünkü halk buna izin vermez.

Sandıktan bu konuda meyilli kişilere oy çıkmaz.

Ama “sandık demokrasi”lerinde kurulabilir.

Bu bir “oyun”dur ve “al-ver” hesabıyla bu oyun devam eder.

Hitler de seçimle gelmemiş miydi?

Serbest seçimle iktidara gelmiş sivil bir siyasetçiydi.

Sanıldığı gibi “asker” değil, “sivil”di.

Önce seçimle iktidara geldi, sonra sivil darbe yaptı.

Anayasayı değiştirdi, diğer yasaları değiştirdi, sivil diktatörlüğünü kurdu.

Başka bir deyişle sandıktan “demokrasi” çıkmadı, aksine “faşizm” çıktı, “diktatörlük” çıktı.

İşte bu nedenle diyorum ki, “sandık” tek başına “demokrasi” değildir.

“Sandık”ın yanına başka şeyleri de koymamız gerekir.

“Ahlak”ı, “erdem”i, “iyilik” i, “dürüstlük” ü…

Bunları sorgulamazsak, salt “sandık”la, “oy pusulası” yla “demokrasi” olmaz.

Olur, bugünkü gibi olur.

Laiklik ilkesi fiilen ortadan kaldırılır; siyaset, iç ve dış politika, medya, hukuk, eğitim, bilim, sanat, felsefe “dinin tekeli” ne girer. Dinciliğin birer unsuru haline gelir.

 

Gerçek demokrasi için 4 önkoşul

Demokrasinin “seçim sandığı” na indirgenemeyeceğini anlatmaya çalıştım.

Gerçek demokrasi “halk yönetimi” ise, “halkın kendi kendini yönetmesi” ise, bunun da dört önkoşulu var.

Nedir bunlar?

1) Yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığı ilkesinin uygulanması, yasamanın ve yargının yürütmenin emirleri ve talimatları altında hareket etmemesi.
2) Basın-yayın, düşünce, ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüğünün olması, bu özgürlüklerin yasalarla veya yasadışı yollarla engellenmemesi.
3) Laiklik ilkesinin geçerli olması, din ve hukuk, din ve eğitim, din ve siyaset işlerinin ayrılması, bunların ayrılması koşuluyla dini inanç ve ibadet özgürlüğünün sağlanması.
4) Ekonomik ve sosyal adaletin sağlanması, sermaye sınıfının çalışan sınıfı ekonomik baskı altında tutmaması, ekonomik sömürü düzeninin ortadan kalkması.

Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum…

Yukarıdaki şartlar sağlanmadığı sürece, istediğiniz kadar seçim yapın, istediğiniz kadar sandık kurun, o seçimden de o sandıktan da “demokrasi” çıkmaz.

Ya ne çıkar?

Çıksa çıksa “monarşi” çıkar, “oligarşi” çıkar!

70 yılıdır kendi kendimizi aldatıyoruz, hiç olmazsa geldiğimiz noktada bütün bunları durup düşünelim!

Bu yazı toplam 730 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim