• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Kocaeli : 20 °C
  • İstanbul : 20 °C
  • Sakarya : 20 °C

SANSÜR

Nihal Özgirgin

 

İnsanoğlu varlık sahnesine çıktığı andan itibaren önce konuşarak, daha sonra yazarak, yayınlayarak ve göstererek kendi arasında bilgi akışını sağlamıştır. Bilgi akışı, zaman zaman olumsuz etkilere de sahip olsa, insanlığı ilerleten temel unsurlardan biridir.

Ancak bu unsurun önünde önemli bir engel mevcuttur: Sansür!

Sansür kavramı genel olarak, siyasal sistemin korumakla yükümlü hissettiği kamu otoritesini veya sosyal ve ahlaki düzeni bozabileceğine inanılan görüş ve düşüncelerin kısıtlanması siyaseti olarak açıklanır.

Tabii bir düşüncenin ve fikrin kısıtlanması için öncelikle onun yazılması veya konuşulması gerekir...

 Konuşulan ve yazılan alana göre uygulanan sansürler de çeşit çeşittir: Siyasi sansür, dini sansür, ahlaki sansür ve akademik sansür gibi.

Denilebilir ki, hemen hemen bütün toplumlarda bilhassa siyasi otoriteye paralel olarak, az veya çok, sansür uygulanmıştır.

Zira sansür genellikle siyasi otoritenin sürekliliğini sağlamaya yönelik olarak müracaat edilen bir uygulamadır.

Ve çok eskilere dayanır.

Mesela Batı medeniyetinin fikri alt yapısını oluşturan Yunanlılarda, M.S. 5. yüzyılda Yunan Yarımadası’nda köleliğe karşı olan Akhilleos’un, Euripides’in ve Aristophanes’in kitapları sakıncalı görülmüş meydanlarda yakılmıştır.

Aynı dönemde Bergama ve İskenderiye Kütüphanelerinde bulunan kitapların da toplatıldığını ve meydanlarda yakılarak yok edildiğini kaynaklar yazmaktadır.

Daha yakın tarihlere gelelim: 1546′da Fransız hükümeti, Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’ni sansür işiyle görevlendirerek dine ve devlete dair kitaplar yayınlayıp dağıtan Etienne Dolet adında birini yaktırmıştır.

1569′da ise Papa B. Pierre, Nicole Franco adındaki bir haberciyi, para karşılığı zenginlere satılan ‘basma haber mektupları’nı yayımladığı için astırmıştır.

Örnekler çok fazla elbette.

Ancak her birinin karakteristik özelliklerine bakıldığında şu sonuca varmak mümkün: Toplumlarda refah düzeyi düşükse, yeni bir siyasal ve dini düzen topluma benimsetilmek isteniyorsa ve siyasi otoritenin zaafları çoksa o toplum içerisinde sansürün katı bir şekilde uygulandığı görülmektedir.

Ülkemiz tarihinde sansürün en önemli örneklerinden biri ilk gazete olan 1831 tarihli Takvim-i Vekayi'dir. Bu gazete II. Mahmut tarafından devletin gazetesi olarak yayınlanmaya başlamıştır.

1860 yılında yayınlanmaya başlayan ve devleti yönetenlere karşı muhalif yazılar yazılan Tercüman-ı Ahval gazetesinin bir yıl sonra yani 1861'de kapatılması da bir başka sansür örneğidir.

Şüphesiz II. Abdülhamit dönemi tarihimizde basına sansürün en yoğun olarak uygulandığı dönemlerden biri olarak tarihe geçmiştir. Dönemin toplumsal ve siyasi şartları ayrışmaya ve isyana uygun bir ortam hazırladığı için devletin basında kullanılacak kelimelere kadar sansür uyguladığı bilinen bir gerçektir.

Cumhuriyet tarihine bakıldığında ise Kurtuluş Savaşı esnasında itilaf devletlerinin haberlerine yönelik sansür uygulandığı, Cumhuriyet'in ilan edildiği ilk yıllarda çıkan isyanlar sebebiyle de sansüre devam edildiği görülmektedir.

Bunun yanında ihtilal dönemlerinde, sıkı yönetim esnasında ilk önce basının sansürlendiği ve sakıncalı görülen kitapların  toplatıldığı gerçeği bugün bir çok filme de konu olmaktadır.

 Tüm bu tecrübeler neticesinde, tuhaf olan odur ki, 19 Mayıs 1990 tarihli yasa ile basına sansür uygulamaya yönelik hareketler güvence altına alınmıştır.

Kısacası ülkemizde de basın hayatının başladığı 1830’lu yıllardan günümüze değin sansür tarihimizin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Çünkü sansür, siyasi otoritelerin devamlılığını sağlamanın  önemli bir yolu olarak görülmüştür.

Tıpkı 19. yüzyılda Çar Nikola’nın “Benim eğitimli insanlara ihtiyacım yoktur. Bana sadık insanlar gereklidir” diyerek, mevcut kitapları toplatarak meydanlarda yaktırması gibi.

Bugün tartıştığımız sansür olaylarının alt yapısında da aynı dinamikleri görmek mümkündür. Ancak önemli bir husus gözden kaçırılıyor kanaatindeyim: Geçmişte uygulanan sansür olaylarının caydırıcı etkisi uzun süreli olabilmiştir. Fakat 21. yüzyılda dünyada yani bilgi akışının çok hızlı olduğu bir dönemde uygulanan sansür kısa süreli tatminden öteye gidemeyecektir...

Saygılarımla…   

Bu yazı toplam 1794 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim