• BIST 104.123
  • Altın 145,676
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Kocaeli : 14 °C
  • İstanbul : 20 °C
  • Sakarya : 14 °C

Saygı mı, Hoşgörü mü, Zorlama mı?

Banu Gürer

Saygı mı, Hoşgörü mü, Zorlama mı?
Uzun süredir artık duydukça rahatsız olmaya başladığım bazı ifadeler var.
Rahatsızlığım ifadelerden ziyade ifadelerin yol açtığı durum.
Zira bu ifadeler kimi zaman ifade olarak sıkıntılı olmasa da söylenme maksatları sıkıntılara yol açabiliyor.
Mesela bunlardan bir tanesi “herkesin düşüncesine saygılı olmak”.
Ne demek bu?
Yani ben insanlık onuruna, insanlık yararına, değerlerime ters düşen fikirlere de mi saygı duymalıyım?
Bunu yaptığım zaman benim kendimle çelişmemem beklenebilir mi?
Dolayısıyla fikre mi saygı duymak esastır yoksa kişinin o fikre sahip olma hakkına, yani “düşünme hakkına” mı?
Ben ikincisini önemli buluyorum.
Bu nedenle de bir fikrin eleştirilmesi, “yanlıştır” denilmesi sakıncalı değildir. Bir fikri eleştirirken o fikrin sahibinin kişilik haklarına saldırılması, ona hakaret edilmesi, düşünmesinin ve kendini ifadesinin önüne geçilmesi yanlıştır.
İslam açısından ifade edecek olursak: Bir insanın “hata” yapma hakkı vardır. Bu hak Allah tarafından insana verilmektedir. Bu nedenle siz insanları “doğruyu yapma” hususunda zorlayamazsınız. Ama bu onu uyaramazsınız anlamına gelmez. Hatta uyarmak sizin yükümlülüğünüzdür.
Bu noktadan hareketle “dinde zorlama olmaması” kavramı da kimi zaman maksadına aykırı biçimde anlatılmaya ve anlaşılmaya başlandı.
Buna bağlı olarak “hoşgörü” kavramı da.
Çünkü kavramların İslam özelinde yapılan hatalı kullanımları dolayısıyla İslam açısından bakıldığında bu kavramlar alınması gereken tavır ile kullanılan metodun uygunluğu arasındaki farkın gözden kaçırılmasına sebep olmaktadır.
Daha açık olmak gerekirse: Bir Müslüman her şeyi hoşgöremez. Herşeye hoşgörüyle bakamaz. Ancak hoşgörmediği şeyleri yapanları veya savunanları “zorla” kendi yoluna sokamaz.
Peki ne yapabilir?
“İyiliği emredip, kötülükten men edebilir.” Yani doğruyu anlatıp yanlış konusunda uyarabilir. Hatta dediğimiz üzere bunu yapmakla mükelleftir (Al-i İmran, 104).
İşte rahatsız olduğum nokta da burada başlıyor.
Çünkü saygılı olmak, hoşgörülü olmak veya zorlayıcı olmamak adına Müslümanlar adeta “dilsiz şeytan”a dönüştürülüyor.
Buna itirazım var.
Zira bir Müslüman çevresindeki yanlışlara “bana ne” diyemez. Ama bu yanlışları “hikmet ve güzel öğütle” düzeltmeye gayret eder.
Yine bir Müslüman hem kendisinden hem de çevresinden sorumludur.
Ve görevini yerine getirmediği takdirde, ortaya çıkan sıkıntılardan kendisi de vebale girmektedir.
O nedenle neye, nasıl saygı ve hoşgörü göstereceğimizi iyi anlamak zorundayız…


Bu yazı toplam 1263 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim