• BIST 108.489
  • Altın 151,356
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3266
  • Kocaeli : 15 °C
  • İstanbul : 19 °C
  • Sakarya : 15 °C

Seçilmişler ve unuttukları şeyler

Hasan Altınkaya

Başlığı attıtan sonra hayli düşündüm. Seçilmişler gerçekten de “seçilmiş” mi oluyor acaba? Yoksa “listeye girmesi için gerekli olan iradeyle arasını iyi tutan atanmış” mı? Pek anlam veremediğimiz, bize çok da anlatılmayan bir şekilde adaylar belirleniyor, ve biz önümüze konanlardan birini “seçiyoruz”. Sonra o adam seçilmiş oluyor öyle mi? “Milletin vekiliyim ben” diye meclise gidiyor. Bağımsız aday olsa 3 (yazıyla üç) oy bile alamayacak adam, pek âlâ halkın temsilcisi olabiliyor. Siyasetin mi, kaderin mi cilvesi bu, inanın bilmiyorum.

Seçilebilmek için her yola başvuran bu insanların, seçildiklerinde maskelerinin düşmesi uzun sürmüyor. Er ya da geç sakladıkları gerçek yüzler ortaya çıkıyor. Anlıyorsunuz, ne için o kadar hevesle çalıştığını. “Bir baş olayım da, isterse soğan başı olsun” diye düşünenler şunu unutuyor; bu işlerin vebali çok ağır. Vekillik, başkanlık, muhtarlık, meclis üyeliği gibi makamlarda oturmaya aday olmadan önce, o makamların sorumluluğunu almaya niyetlenmek gerekmez mi? Tek dert “küpünü doldurmak” olursa, seçim zamanı gördüğümüz gibi niteliksiz binlerce aday adayı dolar her yer. Genelde de yerelde de meclise girebilmek için adeta yırtınır adaylar. Kimden nasıl torpil yaptırabilirim, nasıl bağlantılar yaparım, kime yanaşayım gibi birçok zor soruyu değerlendirir ve tabiri caizse kendince “doğru ata” oynar. Hiç düşünmez; “Adaletli kararlar verebilir miyim? Halkı idare etme konusunda yeterli bilgiye sahip miyim? Bu işi en iyi ben mi yapabilirim?” diye… Düşünce yapısı “O yapıyorsa ben de yaparım!” olunca herkes kaybediyor ne yazık ki. Kendisi de dahil…

Hadi aday düşünmedi, onu listeye koyacak adama ne dersin? Senin halka olan sorumluluğun hepsinden daha fazla değil mi? “Ben adayları eledim, bu makam için en iyileri bunlar, sen bunlardan birini seçeceksin” diyorsun vatandaşa. Bu adam liyakat sahibi mi, istişareye önem verir mi diye sorguladın mı peki?  O makamın istediği özel yeteneklere sahip mi, kafası bu işlere çalışıyor mu diye bakıyor musun? Dürüst mü, tutumlu mu, çalışkan mı, düzenli mi, gözlemliyor musun? Cevabı hepimiz biliyoruz; elbette hayır!

Bu tür makamların aslında birer emanet olduğu gerçeğini aklımızdan çıkarmayalım. O koltuğu bir şekilde işgal etmek, kimseyi düze çıkarmaz. Sadece iş yapmak da değil, doğru iş yapmak gerekiyor. Yöneticiysen, bir makam sahibiysen, “bu işte kendime ne yontarım” diye düşünmek yerine “kimsenin hakkını yemeden herkese en çok ne fayda sağlarım” gibi bir anlayışı ön planda tutmak gerekiyor. Aslında baştan aşağı sorgulanması gereken o kadar çok şey var ki… Yalnızca aldıkları kararlardan, yaptıkları haksızlıklardan, makamın ayrıcalıklarını kullanarak yediği ya da yedirdiklerinden sorumlu değiller. Yapmadıkları her iş, sustukları her yanlış, içinde bulundukları her kanunsuzluk, seçmenine karşı yapılan ihanetten başka bir şey değil…

Hesaplar sadece mahkemelerde görülmez. İnsan bazen kendini de yargılamasını bilmeli.

Çocuk istismarlarına dair…

Son yıllarda dünyada ve ülkemizde artarak devam ettiğini gözlemlemenin mümkün olduğu bir konu bu. Cinsel, fiziksel ve duygusal istismar, özellikle çocuk yaşlarda maruz kalındığında büyük yaralar açıp çocuğun hayatı boyunca taşıyacağı derin izler bırakıyor. Yaşadıklarına sessiz kalan çocuklar korkulu, endişeli ve psikolojik olarak zor dönemler geçiriyor. Güvendiği, bildiği, tanıdığı insanlardan, en yakınlarından istismara uğrayan çocuğun yaşadığı travma ise tedavisi en zor durum oluyordur muhtemelen.

“Eğitimli” ailelerde bile bu tip istismarlar gözlenirken, işin diğer yüzünü varın siz düşünün… Çocuklardan bu konuda gelen en ufak bir sinyali bile değerlendirmek lazım. Utandığından ya da korktuğundan sesini çıkarmayan kaç çocuk daha var kim bilir… Vatandaş olarak etrafımızda olup bitenlere duyarsız kalmamak, kulaklarımızı kapatmamak gerekir. “O yapmaz, tanırım” demek, çoğu zaman suçluyu korumak ve istismara ön ayak olmak anlamına gelebilir. Böyle korkunç bir şeye dahil olmamak adına uyanık olmalı, gerekli gördüğümüz durumları gerekli yerlere bildirmeliyiz.

Devletin ise bu konuda yapabilecekleri çok daha fazla ve etkili. Öncelikle caydırıcı olacak şekilde cezai düzenlemeler yapılmalı. Görsel ve yazılı basında, özellikle sosyal medyada konuyla ilgili duyarlılık artırılmalı. Aile ve çocuk merkezli eğitimler sıklaştırılmalı. Bu tip olaylarla karşı karşıya kalan çocuklara ve ailelerine psikolojik destek sağlanmalı, tedavileri takip edilmeli, durumları kontrol edilmeli.

Unutmayın, ruh sağlığı bozuk bir bireyin istismarına uğrayan çocuğun çığlıklarına göz yummak, ruh sağlığı bozuk bir bireyin daha yetişmesi demektir. Eminim hiçbirimiz bunu istemeyiz.

Bu yazı toplam 1350 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim