• BIST 90.002
  • Altın 146,309
  • Dolar 3,6187
  • Euro 3,9328
  • Kocaeli : 15 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • Sakarya : 16 °C

Şeker “zehir” ise, pastanelere ne isim vereceğiz?

M.Tanzer Ünal

Eğer ağzınızı sadece “şeker”le tatlandırıyorsanız, bugün ve yarın “ağız tadı”nızı bozacağım, çaresi yok!
Yazılarımı okurken çay içecekseniz, sakın içine şeker atmayın!
Yok, kahve düşünüyorsanız, “sade” olsun.
Pasta, baklava, kadayıf, sütlaç, muhallebi… 
Yazıları okuyun, hâlâ yiyebilirim diyorsanız, öyle yiyin!
Epeydir yazmak istiyordum bu “meret”i, kısmet bugün ve yarınaymış.

***
Düşünüyorum…
Şekerle, tatlıyla acaba ne zaman tanıştım ben?
İlk çocukluk yıllarımı hatırlamaya çalışıyorum.
Cumhuriyet’in 25’inci yılında dünyaya gelmişim.
1948…
2.Dünya Savaşı sonrası yıllar…
Isparta’nın Yalvaç İlçesi…
Küçük bir Anadolu kasabası…
Ülkemizin yokluk ve kıtlık yılları…
Feodal yapı, kapalı ekonomi…
Herkes ne yetiştiriyorsa, onu yiyor.
Her ailenin bağı bahçesi var.
İneği, koyunu, tavuğu…
Tarladan buğday gelir; öğütülür un, çekilir bulgur olur.
Taş dibekte döversin, aşurelik ve keşkeklik elde edersin.
Ekmeğini, tekneyle hamuru mahalle fırınına götürüp kendin yaparsın.
Kış aylarında hafta sonları küp içinde keşkek pişirilir bu fırınlarda.
Bulgur, Anadolu’nun “aş”ıdır.
Pilavı pişirilir.
Sadesi, mercimeklisi…
Dolma ve sarması yapılır.
Evdeki inekler, mandalar ve koyunlar; süttür, yoğurttur, peynirdir, çökelektir, tereyağıdır, kaymaktır.
Yumurta yiyeceksen, koşarsın kümese tavuğun altından alır getirirsin.
Haftada bir tavuk kesersin; suyuyla yoğurt çorbası, etiyle yemek yaparsın.
Kış yaklaşırken büyükbaş hayvan kesilir, küplere sızgıç ve kavurma basılır.
Evin bodrumunda bir bölüm, meyve deposudur.
Elma, armut…
Bu nedenle evin tamamı mis gibi kokar.


O bağbozumu günlerini unutamıyorum

Üzümler olgunlaşınca, bağbozumu başlar.
Sırayla, imece usulü…
Konu komşu bağa gidilir, üzümler küfelere doldurulur, eşeklere yüklenir, kasabadaki eve getirilir.
Ertesi sabah evde “pekmez yapma” telaşı başlar.
Bahçedeki havuz temizlenir, üzümle doldurulur, cüssesi iyi abla ve abiler üzerinde tepinmeye başlar.
Üzüm suyu kazanlarda kaynatılır pekmez yapılır.
Pekmez, evlerin tatlısıdır.
İyi hatırlıyorum, tek tatlısı…
Benim tanıdığım ilk tatlı, pekmezdir.
Üzüm pekmezi…
Şeker yok, varsa da sadece kahvehanelerde çay içerken kullanılıyor.
Karnı aç olan, canı tatlı isteyen, ekmeği pekmeze banıp yiyor.
Evde baklava açılır, üzerine bugünkü gibi şeker şerbeti değil, hafif ısıtılarak pekmez dökülür.
Höşmerim yapacaksan, pekmezle tatlandırırsın.
Şimdi o günleri düşünüyorum da ne kadar doğal besleniyormuşuz.
Hani şimdilerde “organik” denilen biçimde…


Siz hiç “dolama” yediniz mi?

İlkokula başladığım yıldı…
1955 yılı…
Okul kapısında “şeker” satılmaya başlandı.
Şeker dediğin nedir ki?
Bir adam, önünde tenekeden göz göz bir tepsi, içinde rengarenk koyulaştırılmış şeker şerbeti…
Elindeki tahta çubuğa, hangisinden istiyorsan kıvıra kıvıra çevire çevire doluyor, bir kuruşa satıyor.
İki kuruşluk dersen daha büyük bir topak yapıyor.
Sen de yalaya yalaya o “dolama”yı bitiriyorsun.
Hatırlıyorum, o yıllarda ilk çıktığında “dolama” yiyebilmek çocuklar için “hava atma” vesilesiydi.
Çok geçmedi, bakkallarda değişik şekerler satılmaya başladı.
Susamlısı, kahvelisi, nanelisi…
Artık şeker hayatımıza girmişti.
Evlerde misafirlere şeker ikram edilmeye başlanmıştı.


Türkiye’de ne zamandır şeker üretiliyor?

Sizlere hayatımdan bir kesit sundum.
“Şeker”le ilk tanışmamı anlattım.
1955 yılında…
Türkiye’de şeker üretiliyordu da, Yalvaç’a mı geç gelmişti?
Acaba ülkemizde şeker üretimi ne zaman başlamıştı?   
Türkiye, şekerle cumhuriyet döneminde tanışmış.
İlk şeker fabrikamız Alpullu, 1926 yılında üretime başlamış.
Alpullu, Uşak, Eskişehir, Turhal derken, 1950 yılına kadar 4 şeker fabrikası kurulmuş.
50-60 arası yapılanlarla birlikte şeker fabrikası sayısı 16’ya çıkmış.
Daha önce?
Daha önce tüm Türkiye tatlı ihtiyacını “doğal yollardan” karşılıyormuş.
Yani pekmez ve balla…
Veya bazı meyvelerden yaptıkları pestillerle…
İnsanlık, zaten asırlar boyunca bildiğimiz anlamda şekeri keşfetmeden yaşamış.
Şeker ilk kez Hindistan’da üretilmiş, sonra Araplar kullanmışlar, en son da Avrupalılar bütün dünyaya yaymışlar.
Öyle dönemler olmuş ki, şeker, bazı hastalıkların tedavisinde kullanılmış.   
İlaç gibi…
“Nabza göre şerbet vermek”, taa o dönemlerden kalma bir deyim.
Hekim, önce hastanın nabzına bakar, hastalığı teşhis eder, ona göre şerbet vererek hastayı tedavi edermiş.
Arap ve Hint tıbbının esasında bu varmış.
Ama herhalde o dönemde verdikleri şerbet, bugün kullanılan rafine şekerden elde edilen şerbet değildir.
Meyvelerden doğal yöntemlerle elde edilen şerbettir.


Şeker bugün neden “sanık sandalyesi”nde?
Sevgili okurlarım, bu konuyu epey araştırdım, bazı uzmanlarla da konuştum.
Konuyu hemen geçiştirmek istemiyorum.
Daha sonraki yıllarda şeker konusunda kendi yaşadıklarım da var.
Bunları size yarın anlatacağım.
Şimdilik şu kadarını söyleyeyim, şekerin “sanık sandalyesi”nde idama mahkûm edilmesi boşuna değil.
Yarınki yazımı da mutlaka okuyun!

Bu yazı toplam 6640 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim