• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Kocaeli : 4 °C
  • İstanbul : 8 °C
  • Sakarya : 4 °C

Sevgi Nereye Kayboldu?...

Banu Gürer

Sevmeyi unuttuk...
Veya en azından unutmaya başladık.
Çok uzun süredir üzerinde düşündüğüm ve düşündükçe de üzüldüğüm bir konu bu.
Alemlerin üzerine yaratıldığı en önemli değerlerden biri olan sevginin elimizden kayıp gittiğini görmek ne kadar acı...
Özellikle de Müslümanların bu konuda birbirleriyle adeta yarıştığını görmek!
Halbuki bir annenin evladına duyduğu sevginin de çok ötesinde bir sevgiyle kendilerini seven bir Yaratıcıya inanan insanların bu kadar sevgi fakiri olmaları nasıl mümkün olabilir?!
Belki de sorun tam burada başladı...
Zira öyle uzun zamandır sadece "korku" ve "cezaya" dayanan bir Allah algısıyla çocuklarımızı eğittik ki en sonunda hayatları boyunca korkuyla iş gören, alacağı karşılığı ceza üzerinden düşünen ve "bağlılığın" bu yolla kurulduğunu zanneden insanlar yetiştirdik.
Dolayısıyla da mutsuz insanlar büyüttük.
Bu insanlar korktukları şeylerden korkmaları gerekmediği andan itibaren de birer "korku" kaynağı olmaya başladılar.
Başka yol bilmiyorlardı ki...
İnsanın asıl gücünün sevgiye dayandığını anlamak zordu onlar için.
Bu nedenle "Allah için sevmek" ifadesi tarihi bir söz olarak ağızlarında yer etse de hayatlarına girmesini beklemek aslında sınırları zorlamaktı.
Çünkü Allah için sevmek tüm evreni kucaklamaktır.
Evrenin içindeki her bir varlığı sevmek, onlara değer vermek ve haklarını gözetmek demektir.
Onlar "Sevgili"nin eseridir. İnsan en çok sevdiğinin eserine zulmedebilir mi?
Mesela tabiatı bu bilinçle sevenler onu katledebilir mi?
Yeşil canlılığı yok edip tabiatı betona kurban edebilir mi?
İnsanları bu bilinçle sevenler başkaları hakkında dedikodu, su-i zan yapabilir veya birbirlerine iftira atabilir mi? Ya da daima birbirlerinin eksiklerini arayarak, birbirlerini eleştirerek muamele edebilir mi?
Bırakın bunları, sevgiyi göstermenin ve insanlar arasında ülfet oluşturmanın en güzel ifadelerinden biri olan "tebessüm"ü insanlara sunmak Allah-ü Teala tarafından "sadaka vermek" olarak kabul edilmişken, dindarlar arasında bile mütebessim kaç tane insan bulabilirsiniz?
Ama normaldir.
Zira insanın içi huzursuzsa etrafına mutluluk vermesi de mümkün olmuyor...
Sevmeyi ve sevilmeyi bilmeyen insanın da mutlu ve huzurlu olmasını bekleyemezsiniz.
Dolayısıyla hem tabiatla hem de insanlarla ilişkilerimiz artık sevgiye değil "salt bize sağladıkları menfaate" dayanmaya başladı.
Bir insan veya varlık size menfaat sağladığı kadar değerliyse, işi bittiğinde onu düşünmeniz için artık sebep kalmaz değil mi?
Bu nedenle insanları bile kısa sürede tedavülden kaldırır olduk...
Tabii sevgi olmayınca, daha doğrusu sevmeyi bilmeyince vefayı ve merhameti de kaybetmeniz kaçınılmazdır...
Bu değerler ortadan kalkınca bizi kuşatan ise bencilliktir...
Yaşamadığımız değerleri aktarmamız da söz konusu olamayacağına göre geleceğe nasıl umutla bakacağız?
Geleceğimizi de biz inşa etmiyor muyuz?
Bereket ve rahmetin yanı sıra en başta bir sevgi ayı olan Ramazan-ı Şerif'i kayıp değerlerin kazancına vesile kılmasını Yüce "Sevgili"den niyaz ediyorum... Bizi bize bırakmasın inşaallah...
Zira bizi bize bırakırsa kaybolanı bulmayı bırakın, mevcudun elden gideceği açıkça anlaşılıyor!

Bu yazı toplam 1172 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim