• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Kocaeli : 20 °C
  • İstanbul : 22 °C
  • Sakarya : 17 °C

SOrMA

Tarık Bağdat

 

 

 

            Evet! Soma’da yaşadığımız felaketin üzerinden belli bir süre geçti. Resmi rakamlara göre 301 gayri resmi konuşmalara göre de daha yüksek sayıda o maden ocağında cenazemiz var. Doğal olarak bizler resmi rakamları kabul etmek zorundayız.

            Dün cenazeler çıkarılırken konuşmak çok erken konuşma olurdu. Hırsla kalkan çabuk soğur ve çabuk unutur yaşananları.

            Olayı yaşayanlar duygularına gem vuramazlar. Aynı Soma’da yaşananlar gibi. İnsanlar içlerindeki acıları, çevresinde sönen ocakları bire bir yaşadıkça içinde bastırılamaz duygular oluşur. O duyguları kimse bastıramaz, isyan etme gereği duyar. Bu dünyanın neresine giderseniz gidin yaşanır. Yaşanan büyük duygularda yaşayan insanlara sadece yetkililerin saygı duyması gerekir. Saygıyla susmayı bilmeli, görevini yapmalı. Bu acıları, isyanları en iyi Kocaeli bilir, Adapazarı bilir. On binlerce insanımızı kaybettiğimizde her şeye isyan ediyorduk.

            Ateş düştüğü yeri yakar. Biz ne kadar üzülürsek üzülelim, ölümlerin acısını madencinin ailesi, çocukları kadar hissetmeyeceğiz. Günler sonra hayatın olağan akışı içinde bu olay bizim için gerilere düştüğünde de onlar için öyle olmayacak.

            Önce bunu bilelim ve bu muazzam acıya saygı duyalım.

                Soma’dakilerin acısını içinde yaşayanlara tekme niye? Laf niye? Bastırmaya çalışma niye? Ben sosyal devletim diyen bir ülkeye yakışmayan hareketlerdir.

            Artık siyasette futbol takımı tutar gibi bakma dönemini bitirmeliyiz. Biat dönemi artık bitmeli. Bir futbol takımını tutmuyoruz. Bir ülkenin sorumluluklarını üzerimizde taşıyoruz. Geçmişte nasıl eleştiriyorduysak bugünde aynı adalet duygusu ile eleştirmesini bilmeliyiz. Buna kimsenin kızma hakkı yok.

            Evet! Hükümet bu krizi yönetmekte bu kazaları önlemekte büyük yanlışlar yapmıştır. Olay yerine gittiğinde insanlara karşı büyük yanlışlar yapmıştır. 

            Başbakan Erdoğan’ın geçen yüzyılın verilerinden söz ederek bu felaketin başka yerlerde de olduğunu veya bu işin doğasında böyle kazaların olduğunu söylemesi yanlıştı. Üstelik bu sözleriyle felakete duyulan tepkiyi doğrudan kendisine yöneltti.

            Oysa sadece derin bir acı içinde olduğunu söylemiş olsaydı ve gereklerini vakit geçirmeden yapacağını taahhüt etmekle yetinseydi, bu çok daha değerli olurdu ve ona ilave bir fatura da kesilmezdi. Yalan mı?

            Daha incelemeler bitmediği için çok büyük sözler etmeyeceğim ancak 2011 yılında Devlet Denetleme Kurulu’nun Maden kazaları üzerine yaptığı 510 sayfalık araştırmanın sonuç raporundan bahsetmek istiyorum.

            Raporda, madencilik sektöründe yaşanan dünya çapındaki kazalarda en büyük  kaybın Türkiye’de olduğu belirtiliyor. Ve ölümlü kazaların çoğunluğunun az gelişmiş ülkelerde olduğunun altı çiziliyor. Türkiye’de 2003-2009 yılları arasında 41.111 iş kazası olduğunu, 7 yılda 488 işçinin hayatını yitirdiğini belirtiyor ( Soma’da sadece bir tek kazada 301 vatandaşımızı kaybettik).  Verilere göre; Türkiye’de her yüz bin işçide iş kazası sonucu ölüm oranı 20.5, madencilik sektörü için ise 74.2 olduğunu böylece madencilik sektöründeki iş güvenliği anlayışımızı ortaya koymaktadır.

            Bu durumda 1800’lerde yaşanan olayları örnek göstermek utanç verici bir yaklaşım olduğunu kabul etmemiz gerektiği gibi, yaşanan kazanın da “kader” olduğunu söylemenin büyük bir siyasi skandal olduğunu düşünmemiz gerekir. Bırakın artık takım tutmayı gerçekleri kabul edin.

            İşletmelerle yakın ilişkilerin nasıl bir çıkara dayalı olduğu alenen ortada.  

            Devletin memuru siyasi baskı uygulanmaktadır. Bu baskı nedeni ile memurlar, müfettişler yerini kaybetme korkusu ile iş yapamaz duruma gelmişlerdir. Bu rapor baştan sona yaşanan iş kazalarını, bu iş kazalarının önlenmesi için alınması gereken önlemleri, işçi ve iş güvenliği konularını, sektörün durumunu çok net bir şekilde ortaya koymuş. Ruhsat verme aşamasından rutin denetim aşamasına kadar her aşamada devletin üzerine düşen yükümlükleri yerine getirmediğini, denetim görevini eksik yaptığını söylüyor.

            Bir iktidar parti başkanı yerel kurumda çalışan bir memur için rahatlıkla biz onunla çalışmıyor diyebiliyor. Bu durumda iş kazalarının önlenemezliği gayet normal değil midir?

            Bunu ben değil bu devletin en yetkili denetleme kurumu Devlet Denetleme Kurumu raporu söylüyor.

Bu yazı toplam 1175 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim