• BIST 104.123
  • Altın 145,814
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Kocaeli : 13 °C
  • İstanbul : 20 °C
  • Sakarya : 10 °C

S/S ÜSKÜDAR 1927–1958

Tarık Bağdat

 

            Bu hafta yazı yazmıyorum. Ancak 1958 yılında İzmit Sanat Enstitüsüne giden Değirmendereli bir öğrencinin yaşadığı korkunç günü burada size aktarmak istiyorum.

“O tarihte ben, İzmit Sanat Enstitüsü’ne gidiyordum. Okul o zaman da bu günkü yerindeydi. 3. sınıfa gidiyordum.

Değirmendere İzmit arasını vapurla gidip gelirdik. Kara yolu bu kadar güzel değildi o zamanlar ve kara yolu ulaşımı daha kısıtlıydı. 1 Mart 1958 cumartesi gününe rastlamıştı. O zamanlar cumartesi yarım gün okul vardı. Hafta sonu olduğu için İstiklal Marşı merasimi sonrasında, müdür muavini konuşma yapardı. O gün konuşma biraz uzun sürdü. Vapur 12.30 da kalkıyor, saat 12.00 da çıkmamız gerekirken 12.15 te serbest bıraktılar. Bir fırtına başladı ki inanılmaz. Demiryolu boyunca koşa koşa gidiyorum, ağaçlar devrilecek gibi… Vapur iskelesine vardığımda vapur insanların binmesi için iskeleye uzatılan küçük iskeleyi almış, halatları çözmüş gidiyordu. İskeleye 7 dakika erken gelmeme rağmen vapur kalkması gereken saatten 7 dakika erken kalkmıştı. Fırtına çıkıyor diye… Bindik vapura gayet normaldi. Biliyorsunuz, O zaman buharlıydı “çaf çuf çaf çuf “ sesler arasında 72 numara Üsküdar vapuru… Ve vapur hareket etti. Ben alt katta oturuyordum. SEKA’nın önlerine gelmiştik. Şangır şungur alt katın camları kırılmaya başladı, üst kata çıktım.

O gün beden eğitimi dersi olduğu için çantamda eşofmanlarım ve ayakkabılarım vardı. Millette ve arkadaşlarımda bir telaş başladı. Can yeleklerini almaya çalışıyorlar, koşuyorlar. Bense gayet sakin ve soğukkanlıydım. O zaman çok zayıf sportif bir yapım vardı. Kendi kendime niye acele ediyorlar bunlar falan diye düşündüm. Biletçi Kamil vardı , ”Korkmayın birşey olmaz yavaş yavaş gideceğiz böyle” dedi. Kaptan köşkünden çan sesi geldi “çan çan çan”… Ve gemi aniden sol tarafa doğru yatmaya başladı. Yukarıdan bir gürültü koptu. Kaptan köşkü kopmuştu. Kaptan köşkü kaptanla birlikte denize uçtu. Gemi idaresiz kalınca dümen sol tarafa döndü, sol tarafa doğru battı. Sürgülü bir kapı vardı dışarıya açılan, sağa çekersen kapanıyor sola çekersen açılıyor. Gemi sola yatınca kapı açıldı, ardından içeriye sular doldu.

Dünya önce masmavi sonra yeşil oldu, kahverengiye döndü ve simsiyah oldu. Geminin dibe oturduğunu hissettim. O anı çok iyi hatırlıyorum. Ciğerlerimin patlayacak gibi olmuştu. Oradan nasıl olduysa Allah’ın hikmeti o kapıdan daldım, yukarı çıktım yukarısı kaptan köşkü orası uçmuş açık… Oradan suyun üstüne çıktım ama suyun üzerine çıkarken hani bir denizaltıdan füzeatarsın ya, aynı o şekilde roket gibi denizin üzerine fırladım. Ayaklarımın denizden kesildiğini hissedecek kadar son sürat çıktım. Burnumdan ve kulaklarımdan kan geldiğini hissettim, yüksek basınç sebebiyle… Sonra poff diye denizin içine düştüm. Sağa sola baktım denizin üstü insan doluydu.  Deniz öyle bir çalkantılı ki bir bakıyorsun Kavaklıyı görüyorsun biraz sonra SEKA’nın arkasındaki dağları görüyorsun, tam bir can pazarı.30 metre kadar ileride kaptan köşkünün parçasını gördüm. Üstünde aletler vardı, karmakarışık yüzerek üstüne çıktım. Gölcük’ten aynı okula gelen Nuri adında bir arkadaş vardı. Yine okuldan Turgut ve Çiğdem isimli arkadaşlarda oradaydı. Çiğdem bir süre sonra kendini denize attı, herhalde soğuktan donmuştu. Turgut’ta Çiğdem diye bağırarak O’nun arkasından kendini denize attı. Gözümün önünde oldu ve sonradan bulunan cesetlerde bile ikisi de çıkmadı…

 Kaptan köşkünün üzerine tırmandığımda kolumdaki saate baktım 12.59 da durmuştu. Uzaktan bir karaltı gördüm, denizaltı silueti olduğunu anlamam uzun sürmedi. Uyandığımda geminin içindeydim. Astsubaylar bana çay veriyordu. Halat atarak beni gemiye almışlar hiç hatırlamıyorum. Saat 17.30 gibi olmuş. Denizaltı iskelesinde geminin içinde uyandığımda çalışan makinelerin gürültüsünü hatırlıyorum. Titreyerek uyandım. Ne oldu bize diye soruyordum etrafımdakilere...

Tekrar okula gittiğimde okuldan 38 kişinin kayıp olduğunu öğrendim. Sınıfın yarısı boştu. Çocuğu ölen bir aile beni görünce ben yolumu değiştiriyordum, hep bana soruyorlardı.

Oğlum nerde, kızım nerde? Takip eden günler daha da kötüydü. Okula neredeyse her gün polis,  savcı gelip bulunan cesetlerin teşhisi için beni götürmeye başladı. Onları gördükçe daha da moralim bozuldu. Bu ceset teşhis etme işi okulu bırakmama sebep oldu. O günlerde Karamürsel, Gölcük ve Değirmendere’de her evin önünden bir,  bazılarından iki cenaze kalkıyordu. Cenazesini bulup kaldıranlar da mutluydu üstelik…

Uzunca bir süre hayat normale dönmedi...

            Evet! Değirmendereli uzun yıllar Karamürsel’de oturmuş ve AKSA Fabrikasından emekli olmuş Hikmet AĞAÇKOPARAN’IN Denizcilik tarihine girmiş en büyük deniz faciasını anlatımı böyle.

            O gün Üsküdar gemisine binmiş 76 Öğrenci, 194 yetişkinin öldüğü kazada 73 Karamürselli öğrenci ve yetişkin vefat etti. Belki de Karamürsel tarihini farklı noktaya götürecek 73 Karamürselli.

            Başka bir şey demeye gerek var mı? Hepsine, Allah rahmet eylesin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      

Bu yazı toplam 1132 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim