• BIST 107.302
  • Altın 151,442
  • Dolar 3,6681
  • Euro 4,3165
  • Kocaeli : 11 °C
  • İstanbul : 19 °C
  • Sakarya : 11 °C

Şu “Kayseri pazarlığı”nı bir de ben anlatayım

M.Tanzer Ünal

Son günlerde bir “Kayseri pazarlığı”dır gidiyor…

Başbakan Davutoğlu, Brüksel’de Avrupa Birliği ile yaptığı “göçmen pazarlığı” nı “Kayseri pazarlığı”na benzetti ya, şimdi bu pazarlık yöntemi herkesin dilinde.

Ancak baktım da, “Kayseri pazarlığı nedir” doğru dürüst bilen yok!

Özü şu:

İstenenin, yarısını vermek…

Verilenin, iki mislini istemek…

Biraz bilmece gibi oldu, en iyisi örnek vererek anlatayım.

Kayseri’de baba oğluna para vermiş, “Git kendine bir mont al” demiş.

Sıkı sıkı da tembihlemiş…

“Satıcı ne isterse yarısını vereceksin. Sakın kanma!”

Baba, elinden tutup oğlunu mont almaya götürebilir, ama burada amaç oğlunu alışverişte sıkı pazarlığa alıştırmak.

Çocuk bir mağazaya gitmiş, kendine bir mont beğenmiş, başlamış pazarlığa.

“Amca, bu mont kaç para?”

“Senin için 80 lira olur evlat.”

“Amca 40 lira olmaz mı?”

“40 lira mı? Çok az. Hadi 60 lira olsun.”

“Amca, ben buna 30 lira verecem…”

“Olmaz, mümkün değil, sen akıllı bir çocuğa benziyorsun hadi 50 lira olsun.”

“25 lira…”

“Sen ne yapıyorsun? 40 lira ver, bitirelim bu pazarlığı…”

“20 lira…”

“30 olsun…”

“15 lira…”

Derken, satıcı bakmış olacak gibi değil, “Al bakalım, para filan istemiyorum, bu mont senin, güle güle giy” demiş.

Çocuk, bedavaya getirdiği montu giymiş kasıla kasıla babasına gitmiş.

Baba ile oğul arasında daha sonra şu konuşma geçmiş:

“Montun güzel, kaça aldın, söylediğim gibi sıkı pazarlık yaptın mı?”

“Yaptım baba, ne istediyse yarısını verdim, sonunda sıfırladım, montu bedavaya getirdim…”

Çocuk, nasıl pazarlık yaptığını harfiyen anlatmış.

Tabii, oğlunun pazarlık sonunda montu bedavaya getirmesi babanın çok hoşuna gitmiş.

Gitmiş gitmesine de, bu memnuniyetini oğluna fazla belli etmemesi ve bir şeyler daha söylemesi lazım.

“Bak evladım” demiş, “sana pazarlık yapmanın esasını eksik anlatmıştım. Ne isterse yarısını vereceksin, demiştim. Pazarlığı iyi yapmışsın, montu bedavaya getirmişsin. Şunu unutma, Kayseri pazarlığında bir başka kural daha var. Verilenin iki mislini istemek ve almak… Yani satıcı madem bir mont verdi, sen iki mont isteyecektin.”

***

İşte “Kayseri pazarlığı” bu!

Tekrar söylüyorum…

İstenenin, yarısını vermek…

Verilenin, iki mislini istemek…                                          

 

Şimdi gelelim buradan Davutoğlu’nun pazarlığına…

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Avrupa Birliği ile yaptığı “göçmen pazarlığı”nı biliyorsunuz…

Avrupa Birliği, Türkiye üzerinden Avrupa’ya devam eden göçün kontrol edilmesi ve azaltılması için daha önce 3 milyar Euro ödeme sözü vermişti.

Ödeme yapıldı mı?

Henüz yapılmadı…

Davutoğlu, son Brüksel toplantısında “ikinci bir 3 milyar Euro” daha istemiş.

“Tamam” demişler, “2018’e kadar göndeririz…”

İşte Davutoğlu’nun “Kayseri pazarlığı” dediği bu!

Verilenin iki mislini istemek ve sözünü almak!

 

Ben olsam bu pazarlığı nasıl yapardım?

Kabul edelim, Türkiye artık “göç güzergâhı” oldu.

“Yolgeçen hanı”…

Sadece Suriyeliler kullanmıyor bu güzergâhı.

Asya’da ne kadar gariban ülkelerin gariban vatandaşları varsa, onlar da Avrupa’ya kapağı atabilmek için Türkiye’yi kullanıyorlar.

Henüz farkında değiliz, ama Türkiye tarihinin en büyük felaketiyle karşı karşıya!

3 milyon civarında göçmen…

İşsiz güçsüz ve de eğitimsiz!

Bu insanları doyurmaya…

Bu insanları eğitmeye…

Bu insanların yaratacağı sosyal sorunları çözmeye…

Türkiye’nin gücü yetmez!

Öyle 3 milyar Euro, 5-6 milyar Euro ile çözülebilecek sorunlar değil bunlar.

Şimdiye kadar 10 milyar Euro harcadık, çözebildik mi?

Avrupa Birliği, bize dilenci muamelesi yapıyor.

Bizi aşağılıyor…

“Size 3 milyar Euro verelim, göçmenleri bize göndermeyin!”

Başka?

“Avrupa’ya şimdiye kadar göç edenler arasından biz eğitimli olanları, meslek sahibi olanları, eli ayağı düzgün olanları ayıralım, geri kalanını size iade edelim, kabul edin!”

Bizimkiler, bu önerilere tamam dediler, imzayı çaktılar…

Ne pahasına?

3 milyar Euro pahasına…

Şimdi Başbakan Davutoğlu, güya uyanıklık yapmış (Kayseri pazarlığı uyanıklık demektir), 3 milyar Euro daha istemiş.

Onlar da “He he” demişler.

Nasıl 3 milyar Euro daha kopardığını ballandıra ballandıra anlatıyor…

Bana sorarsanız, ülkemiz adına utanılacak bir durum.

Para paradır, ama koskoca Türkiye Avrupa Birliği’nin vereceği 3+3 milyar Euro’luk sadakaya mı kaldı?

Esas “Kayseri pazarlığı” nasıl olurdu, biliyor musunuz?

Avrupa Birliği 3 milyar Euro’luk sadakayı önümüze koyduğu zaman, biz kendilerine 3 değil 8-10 milyar Euro önerip, “Size bu kadar para verelim, 3 milyon göçmeni alın kendi ülkelerinize götürün” demeliydik.

Türkiye bu işten çok kârlı çıkardı.

Etkileri yıllarca devam edecek büyük bir dertten kurtulurdu…

Şimdi ortada para yok, sadece 3+3 milyar Euro verme sözü var, ülke olarak kendi derdimiz kendimize yetmezmiş gibi, bir de gariban ülkelerin göçmenleriyle uğraşıyoruz.

Bu deniz bizi yutacak farkında değiliz, “deveden kıl kopardık” diye seviniyoruz.

Bir kez daha söyleyeyim, Başbakan Davutoğlu’nun “Kayseri pazarlığı” dediği işte bu!

Yandaş ve yalaka medyanın “zafer” olarak gösterdiği olay bu!

 

Avrupa’ya vizeler kalkacakmış… Şu saflığımıza bakar mısınız Allah aşkına!

“Bayram değil seyran değil eniştem beni neden öptü” deyimini bilirsiniz…

Türkiye, son zamanlarda Avrupa Birliği’nden tam bu deyimin özüne uygun muamele görüyor.

Yıllardır vize konusunda tek söz söyletmiyorlardı, şimdi “Siz şu göç dalgasını önleyin, vizeyi kaldıralım…”demeye başladılar.

Bunun anlamı, “şapır şupur”dur.

Öperek bizi kandırmaya çalışıyorlar…

Bizi saf görüyorlar ya, bir öpücükle istediklerini elde edebileceklerini sanıyorlar.

“Önce bir öpelim, istediğimizi alalım, nasıl olsa gerisini getirmeyiz” diye düşünüyorlar…

Şu olup bitenin bir mantığı var mı Allah aşkına?

Avrupa; fakir ülke vatandaşlarının, sorunlu insanların ülkelerine gelmesini neden istemiyor?

Ekonomik ve sosyal düzenlerinin bozulmasından endişe ediyor, değil mi?

Tamam da, böyle bir endişe içinde olan Avrupa, neden Türkiye ile vizeleri kaldırsın?

Vizeler kalktığında, Türkiye’den, neresinden baksanız yine 2-3 milyon insan Avrupa’ya akın edecek.

Valizini toplayan, pasaportunu cebine koyan, Avrupa yollarına düşecek.

Avrupa, bu tehlikeyi göremeyecek kadar salak mı?

Ne yapıyor?

Bizi eğliyor…

Zaten vizeler öyle bizimkilerin söylediği gibi şipşak kalkacak değil.

72 kriter belirlemişler…

Bu söylediklerimizi yerine getirin, vizeyi kaldıralım…

Bu 72 kriterin 9’u yasa çıkarılmasını gerektiriyor.

Bu da yetmiyor.

Sen 72 kriteri yerine getireceksin, sonra Avrupa Birliği ülkelerinin her biri bu işe “evet” diyecek.

Bir ülke bile “hayır” derse, Türkiye’ye “vize serbestisi” verilmeyecek.

Şimdiden bazı ülkeler tavırlarını koydular bile.

Fransa, Avusturya, Belçika, Kıbrıs Rum Kesimi, Slovakya, İtalya, Macaristan...

“Türkiye’ye vize kaldırılamaz” diyorlar.

Ama biz, kendi kendimize gelin-güvey oluyoruz…

Başbakan Davutoğlu, ha bire “Bu iş tamam, haziran ayında Avrupa’ya vize kalkıyor” diye her gittiği yerde anons yapıyor.

Bunların hiç biri doğru değil!

Haziran dediğin, şunun şurasında 2.5 ay var.

2.5 ayda 72 kriter yerine getirilecek…

AB ülkeleri, meclislerinden “Türkiye’ye vize kaldırılsın” maddesini geçirecekler…

Bir ülke dahi itiraz etmeyecek…

Sizin aklınız mantığınız alıyor mu bunu?

Ama iç politikada ha bire “Avrupa’ya vize kalkıyor” algısı pompalanıyor.

Vize konusunda başka sıkıntılarımız da var.

Diyelim ki, bütün kriterleri yerine getirdik, Avrupa bu defa “basın özgürlüğü” diyecek, “hukuk devleti” diyecek, “demokrasi” diyecek, “fikir özgürlüğü” diyecek, diyecek de diyecek!

“Yumuşak karnımız” çok!

“Topal ayağımız” çok!

***

Söylemek istediğim şu:

“Kayseri pazarlığı yaptım” diyerek milleti aldatmayalım.

“Haziran ayında Avrupa’ya vize kalkacak” diyerek milleti kandırmayalım.

Hayal görmeyelim, ayaklarımız yere bassın!

Bu yazı toplam 3130 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim