• BIST 81.901
  • Altın 146,149
  • Dolar 3,7772
  • Euro 4,0057
  • Kocaeli : 5 °C
  • İstanbul : 7 °C
  • Sakarya : 5 °C

TFF’nin A2 cinayeti…

Hakan Yağcıoğlu

 

 

 

TFF yine bir ‘ilk’e imza atarak, 17-18-19-20 yaş grubuna “Profesyonelliği unutun, gelecek dedelerimizin elinde” dedi. Türkiye’de ‘başarı cezasız kalmaz!’… A 2 liglerinde şimdiye kadar çok sayıda genç, profesyonel ağabeyleriyle beraber yarınlara hazırlanıyordu. Yan yana ve rakip olarak forma giyme şansı buluyordu. Ama şimdi alınan saçma sapan bir kararla, ligin adı U21 oldu. Tamam belki ünlü yıldızların komple oynamasının önü kesildi. Çünkü Holosko, Eneramo ile bizim A2 oyuncuları oynuyordu. Bana göre de bu kötü bir şey değildi. Ama kaş yapayım derken göz çıkarıldı ve tüm gençlere profesyonelliğin ilk adımı olan A2 kapıları kapandı. A2 kaldırıldı. U21 kuruldu ama bu kez de sadece ve sadece Süper Lig ile 1.Lig takımlarının bu liglere katılabileceği açıklandı. Yani bu ne demek: 2.Lig’deki temsilcimiz Kocaeli Birlikspor (eski adıyla Körfez FK), 3.Lig temsilcilerimiz Derince, Gölcük ve Darıca’nın bu liglere katılamayacağı demektir… Bunların geçen sene oynayan A-2 oyuncularının büyük bölümü kapının önüne kondu. Şimdi diyeceksiniz ki ‘Onlar da bu gençleri A takımda oynatsın’. TFF buna imkan verir mi? 3.Lig’de de yaş kontenjanını yükseltti ve gençlerin önünü tamamen tıkayarak ‘Siz gidin kumda oynayın’ dedi. Gölcükspor’un 16 yıllık genel kaptanı Adem Ellibeş’in bu konuyla ve diğer konularla ilgili açıklamalarını dün bu sütunda okudunuz. Adam haklı olarak isyan ediyor. ‘Ben velilere nasıl yanıt vereceğim, bunların tamamını A takıma yükseltirsem ne yaparım?’ diyor. Eli kolu bağlanmış.

 

 

TFF ne yapmak istiyor? Hangi akla hizmet ediyor? Bir ülkede sistem oturtmak için çalıştığını söyleyen bir kurum, böyle 1, bilemedin 2 senede bir zart zurt statü değiştirirse, kendisine ne kadar güvenilir, ‘uzun soluklu proje’ safsatasına ne kadar inanırsınız? İstikrar dediğin, en azından 5 yıllık bir süreyi kapsamalıdır. Futbolu yönetmeyi sadece seminerler düzenleyip para kazanmak, kulüplerin sırtından geçinmek, sağda solda fors yapmak, Dünya Kuplarına giderek hava atmak, ailesiyle caka satmak, kokteyllere katılıp zibidilerle beraber olmak, ‘ekmek loksa pasta yesinler’ diyen Antoinette’lerle gerdan şakırdatmak zanneden bir güruh, TFF’yi yönetiyor.

 

 

Evet soruyoruz; ne olacak A2’deki çocukların yarınları? Bu çocuklar daha düne kadar ‘A takıma yükselip, oradan da Süper Liglere çıkmak’ hayaliyle yaşıyordu. Kosta Rika nerede biz neredeyiz? Cezayir, İran Dünya Kupası’nda, bizimkiler Antalya sahillerinde TV’den onları izliyor. Yıllardır gelişi güzel yönetilen, 2-3 kulüp arasında sıkışıp kalmış, ‘Benden sonra tufan’ anlayışıyla görev yapan TFF, iflas etmiştir? Milli takımlarında başarısız olan ülkelerin federasyonları anında istifa mektubunu verir ve genel kurula gider. Bizimkiler ise sadece ve sadece teknik adamların kellesini alır, olur biter.

 

 

Şimdi A2’den bozma U21’de sadece Süper Lig ve 1.Lig takımlarının gençleri oynayacağı için, tüm hayalleri suya düşen gençler kendilerini amatör takımlara atacaklar. Yani kelime anlamı ‘Para karşılığı olmaksızın uğraşılan işle’, yani amatör futbolda birkaç kuruş para için forma giyecekler. Askere gidecekler, üniversitede okuyacaklar, hayatın gailesine kapılıp gidecekler ve bir gün ellerinde çocuklarıyla maça gittiklerinde, zamanında TFF’nin sillesini yedikleri için ‘Hay sizin oynayacağınız topa’ diyerek sahaya atlayacaklar ve potansiyel birer futbol teröristi olacaklar. Çünkü hayallerini çalan insanlara karşı isyanlarını böyle dile getirecekler.

 

 

Dile kolay. Şu an için kabaca bir hesapla, 90 takımda açıkta kalan yaklaşık 1800 kişilik genç bir kitleden ve aileleriyle beraber 10 bin kişilik bir gruptan bahsediyoruz. Bunu bir mantığı varsa, çıkın açıklayın lütfen? Adem Ellibeş isyan ediyor, diğerlerinden çıt yok. KASKF başkanımız Murat Aydın mutlaka bu konuyu TFF yönetiminin önüne götürecektir ve götürmelidir de. Çünkü artık Kocaeli Birlikspor’u da yönetiyor. Kendi çocukları da ortada kaldı. Pekala yaptırımı ne olur? Tabii ki devede kulak gibidir. Çünkü onun da gücü bir yere kadar. Sonuç olarak açık kahveleri, internet kafeleri, ellerinizi ovuşturun simsarlar. 1800 kişilik bir kitle size doğru koşar adım geliyor. Mutlu olun…

 

 

Yeğenimizle Dünya Kupası maçı izlerken yaşadığımız acı gerçek…

 

 

Çocukken hayallerimizi süsleyen Dünya Kupası maçlarında bu yıl şike almış başını gidiyor. Dünya Kupası hazırlık maçında bile (İskoçya-Kamerun) şikenin yapıldığı bir ‘Dünya’dayız artık. Premier Lig başta olmak üzere bir çok ligde, saha kenarlarındaki reklam panolarını beta-win gibi bahis reklamları süslüyor. Artık takımların formalarında bile bu reklam var. Bizim hükümetimiz bahisten çekilmeye hazırlanırken (tabii onların amacı biraz daha dini gerekçeler), doğruyu yapıyor ama amaç farklı. Şikeye bulanmış Dünya Futbolu içerisinde biz yine de maçları izlemeye devam ediyoruz. Önceki akşam bizim Volki (Volkan Elmaser) İstanbul Çekmeköy’deydik. Bacanaklarda Dünya Kupası maçını izliyoruz. 2. tur son maçları aynı saatlerde oynandığı için bol bol zap yapıyoruz, gol kovalıyoruz. Dışarısı sıcak mı sıcak. Herkes kernide göre içeceklerini almış, maçları izliyoruz. Bir yeğenimiz var. Henüz 4. sınıfa geçti. Futbol hastası. Üzerinde Messi formasıyla maçları izliyor. Bir yandan da Volki’nin karne hediyesi topun peşinde koşuyor. Ben almışım nefis ton balıklı soğuk sandviçi, 3.5 liraya mideye gömüyorum. Bol fosfor ve omega deposu. Ama yeğenimin elinde kola ve cips… Tam tersi olması lazım değil mi? Ama o futbolu bu zevkle izliyor. Diğer aynı yaştaki çocuklar gibi. Reklam dünyası tıpkı bizim çocukluğumuzdaki gibi, onları da sarmış. Büyük bir sektör. Düşünsenize bizim Ayşe Teyze ile Messi karşılıklı oynuyor. Ama sonra o da bizim gibi nefis ton balıklı sandviçe gömülüyor ve ardından organik çerezleri yiyor. İşte doğruyu beraber buluyoruz. Ama dün yine çerez yemediğinin garantisini kim verebilir? Maalesef durum bu. Çocuklar reklamların etkisiyle maç izlerken çerezzo, çitos, patos yiyor. Üç bir yanı denizle kaplı Türkiye yarım adasında balık yemiyor. Balık baştan kokar derler ya, kendimizi sorgulamamalı mıyız acaba? (Volki bu söz sana)…

 

 

Et Balık konusu…

 

Gazetemizde geçen hafta gerçekten güzel bir haber yayınlandı. Et Balık Kurumu’ndan alınan fiyatlarla, Ramazan öncesi fırsatçılarının fiyatları karşılaştırıldı. Yağlarımız eridi. 80 ve 80 öncesi kuşağıyız, etin değerini iyi biliriz. Tabii lezzetli etin tadını da. Düşünün bir kez bu kentte kilosu 20 lira ile 50 lira olan müthiş fiyat ve kalite farklı iki et türünü bulabiliyoruz. Sizce bu mümkün mü? BMW ile Doğan görünümlü Şahin’ler aynı fiyata satılabilir mi? Aynı kalitede olabilir mi? Kentimizde yıllarca Et Balık Kurumu Şubesi olmadığı için, 80’li yıllar öncesinde trene binip Haydarpaşa’ya giden ve oradaki Et Balık Kurumu’nda saatlerce kuyruk bekleyip et alıp dönenleri biliyoruz. Şimdi kentimizde Et ve Balık Kurumu (yeni adı Et ve Süt Kurumu) şubesi var. Eski Garajlar’a giderken, eski Kobaklar’dan az önce solda. Et sevkiyatı salı ve cuma günleri yapılıyor ve et kombinası Sakarya’da olduğu için sadece yarım saat önce kesilmiş etleri bulabiliyorsunuz. Nefis mi nefis. Ancak et yetersiz. Az et geliyor. Kapanın elinde kalıyor. Et ve Süt Kurumu ofisi, et yetiştiremiyor. Sakarya’nın bize gıcıklığı mı var? Kesinlikle hayır. Bu işte bir karışıklık var o kadar. Giderilirse hepimiz mutlu oluruz ve Ramazan’da ucuz ve kaliteli eti bol bol yeriz.

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 588 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim