• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Kocaeli : 6 °C
  • İstanbul : 9 °C
  • Sakarya : 6 °C

Türk Ordusu, neden “şamar oğlanı” yapıldı?

M.Tanzer Ünal

Oyun, devam ediyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratma ve dışlama planı aynen uygulanıyor.
Tabir yerindeyse, Ordu, “şamar oğlanı” yapıldı.
Neden?
Neden, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “kaymak tabakası” içeride?
Neden, Türkiye düşmanlar tarafından işgal edilmiş, general ve amiralleri tutuklanmış görüntüsü var?
Türkiye, gerçekten teslim mi alındı?
Ordu, tasfiye mi ediliyor?
Askerin morali, neden sıfıra indirildi?
Türkiye’de neler oluyor?
Ne oldu bizlere?
Görmüyoruz…
Duymuyoruz…
Konuşmuyoruz…
Sonumuzu bekleyen kurbanlar gibiyiz.
***
Ülkemizde neler olup bittiğini anlatmaya çalışayım.
Önce şunu söyleyeyim.
Görünen, daha doğrusu gösterilen sebeplerin hepsi fasarya.
Ergenekon’muş…
Balyoz’muş…
Bunlar, asıl nedenin kılıfları…
Asıl neden ne?
Baştan anlatayım.
Sovyet lideri Stalin,1949 yılında, Kars Ardahan ve Boğazları isteme tehdidinde bulununca, Türkiye ABD’nin saflarında yer almak zorunda kaldı.
Uzun yıllar bölgede ABD’nin ve Batı’nın jandarmalığını yaptı.
1990’da Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle, Türkiye’nin ABD için önemi kalmadı.
Ancak ABD, Türkiye’nin iplerini elinden bırakmadı.
Yeni bir görev verinceye kadar, tatlı-sert ilişkilerini sürdürdü.
2000’li yılların başında, Türkiye yeni bir göreve hazır olmalıydı.
Fakat mevcut hükümet, ABD’ye güven vermiyordu.
2002 seçimlerinde üç partili hükümet gitti, özel sipariş AKP, iktidar oldu.
ABD’de özel görüşmeler yapıldı ve Recep Tayyip Erdoğan, yasalar zorlanarak başbakanlık koltuğuna oturtuldu.
Ortadoğu, yeniden yapılandırılacaktı.
Kısa adı BOP olan Büyük Ortadoğu Projesi, masaya konuldu.
Projenin özü şu idi:
ABD’nin Ortadoğu’daki egemenliği için “ikinci bir İsrail” kurulmalıydı.
Yani bağımsız Kürdistan Devleti…
Kürdistan; Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den koparılacak parçaların birleştirilmesiyle kurulacaktı.
Recep Tayyip Erdoğan, bu projenin eşbaşkanlığına getirildi.
Kendisine Ortadoğu’nun liderliği vaat edildi.
Hani o “Kürt açılımı” var ya…
Bütün o hainlikler, Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir çalışmasıydı.
Pentegon’da, Belçika NATO karargahında, Güneydoğu’yu içine alan Kürdistan haritaları bastırıldı.
Tüm AB ülkelerinde PKK temsilcilikleri açıldı.
PKK radyoları, PKK televizyon kanalı yayına başladı.
Örgüt silahlandırıldı…
ABD, Türkiye’ye karşı “tavşana kaç, tazıya tut” politikası uygulamaya başladı.
***
İşte tam bu noktada “kırılma” yaşandı.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bu hain projeye karşı çıktı.
Sen misin karşı çıkan, ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni defterden sildi.
Bunun işareti olarak da, Kuzey Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirildi.
Sonra da gelsin seri operasyonlar…
Ergenekon… Balyoz…
AKP, Ordu’nun yıpratılmasına, dışlanmasına dünden razıydı.
Böylece ABD ve AKP, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni “itibarsızlaştırma, güçsüzleştirme ve etkisizleştirme” ortak paydasında buluştular.
Olup biten bu!
Kürdistan’ın kurulmasındaki engel yok edilmeye çalışılıyor.
Biz de oturmuş kuzu kuzu bu oyunu seyrediyoruz.
İnanılmaz bir vurdumduymazlıkla…
İnanılmaz bir aptallıkla…
***
Tam bu satırları yazarken, Atatürk’ün 10 Ağustos 1920’de, Afyon’da subaylara karşı yaptığı konuşmayı hatırladım.
Dikkatle okuyun!
Atatürk’ün 91 yıl önceki konuşmasında, bugün ülkemizde yaşadıklarımızla ilgili pek çok ipucu bulacaksınız.
“Arkadaşlar, İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde tabiaten yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur. Dünyada hayat için, insanca yaşamak için, bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur. (...) İngilizler milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çabalarına giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzeti nefsini yok etmeye çalıştılar. Ordumuzu tamamen lağvederek milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin izzeti nefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla, milleti alçaklığa boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre, subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti ve ehemmiyeti kendiliğinden meydana çıkar.”
“(... ) Ordu ise arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Ordunun ruhu subaylardır. Bu halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.”
“(...) Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler.”
“(...) Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür, aşağılar ve hor görür. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzeti nefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardı: Şerefini korumak. Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği şerefi ayaklar altına almaktır. Dolayısıyla subay için “ya istiklâl ya ölüm” vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz. Bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız.”
***
Yazı bu kadar.
Başka söze gerek var mı?

Bu yazı toplam 1728 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim