• BIST 83.059
  • Altın 146,576
  • Dolar 3,7547
  • Euro 4,0354
  • Kocaeli : 0 °C
  • İstanbul : 6 °C
  • Sakarya : 0 °C

Türkiye Boşnakları ne istiyor?

M.Tanzer Ünal

Durun, hemen yüzünüzü ekşitmeyin!
“Kürtçüler’den sonra başımıza bir de Boşnaklar mı çıktı?” diye düşünmeyin!
Önce Boşnaklar’ın taleplerini okuyun, sonra tavır alınacaksa hep birlikte alalım.
İşte Boşnaklar’ın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden istekleri:
“1-Bizler Türk milletinin bir parçasıyız ve sözde değil özde Türk’üz.
2-Bize özel Boşnakça yayın yapan TRT kanalı istemiyoruz.
3-Boşnak mahalle ve semtlerinde, Türkçe’nin daha düzgün konuşulabilmesi için Türkçe kurslarının yaygınlaştırılmasını istiyoruz.
4-Bize yaranmak için başbakan ve bakanların, bize Boşnakça seslenmelerini istemiyoruz.
5-Bizler kendi ülkemizde kültürümüzü, geleneklerimizi, dilimizi – her millet gibi – yaşıyor ve yaşatıyoruz. Bizi sanki farklı bir azınlık unsuru gibi gösterecek olan samimiyetsiz yakıştırmalar ve sözüm ona özel haklar istemiyor ve bunları reddediyoruz.
Bizler, büyük Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olan ve Atatürk’ün kurduğu bu devleti canımız pahasına koruyup kollayacak olan Türk milletinin birer fertleriyiz.
Biz, bu oyunlara gelmeyiz. Çünkü bizler bu ülkeye ve şerefimize çok düşkünüz. Lütfen bizi şu meşhur demokratik açılım safsatasına bulaştırmayınız.”
Boşnaklar’ın istekleri işte böyle.
İnsanın içinden “Helal olsun!” diye haykırmak geliyor.
Bir tarafta ülkemizi bölmeye kalkan Kürtçü hainler ve onların “demokrasi budalası” işbirlikçileri…
Beri tarafta, kendilerinin “farklı ifade edilmesinden” dahi rahatsız olan Boşnaklar…
Şu cümleye bakar mısınız!
“Atatürk’ün kurduğu bu devleti canımız pahasına koruyup kollayacak olan Türk milletinin birer fertleriyiz.”
Hele Recep Tayyip Bey’e verilen şu cevaba…
“Lütfen bizi şu meşhur demokratik açılım safsatasına bulaştırmayınız!”
***
Geçenlerde gazetelerde okudum.
Rumeli Balkan Federasyonu’nun İstanbul’daki iftarında, Başkan Süheyl Çobanoğlu, son derece anlamlı bir konuşma yapmış.
Satır başlarıyla köşeme alıyorum:
“Ülkemizde oynanan oyunların, Rumeli’nin acı, kan ve gözyaşlarıyla şekillenmiş son 200 yılında yaşananlarla ne kadar benzediğini düşünerek ibretle ders alınmasını temenni ediyoruz.
Son günlerde İstanbul’un bazı ilçelerinde yaşanan toplu çatışmalar hiç de zannedildiği gibi masum olaylar değildir. Bunlar, etnik ayrılıkçılık temelli eylemlerdir. İnsanları zorbalıkla korkutup sindirerek haraç almak, mal ve mülküne el koymak suretiyle bölgeyi terk etmeye zorladıkları, bilinen bir gerçektir. Bu filmi yıllar önce Doğu’da görev yaparken görmüştüm.
Tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devlet anlayışını ve önde gelen ortak paydaşlarımızdan birini teşkil eden Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dilinin Türkçe olduğu gerçeğini değiştirmeye yönelik girişimlerin hedefi bellidir. Dün Sevr anlaşmasıyla başaramadıkları, Türkleri Anadolu’dan tasfiye etme planını, bugün gerçekleştirmek…”
Çobanoğlu, Rumeli’nin nasıl kaybedildiğini bilen birisi olarak, yukarıdaki konuşmayı yapıyor, “uyarı” görevini yerine getiriyor.
***
Bir uyarı da ünlü tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık’tan.
İnalcık, 2007 yılında hükümete mektup göndermiş ve tarihi görevini yerine getirmiş.
Mektupta şu görüşlere yer vermiş:
“Bugün Türkiye’de, 19.yüzyılda Osmanlı’yı parçalama sürecinin tekrarı yaşanmaktadır.
Yunan, Sırp ve Bulgarlar, kendi milli devletleri için, içeride ve dışarıda, ihtilal faaliyetlerinde Batı devletlerinden himaye, teşvik ve fiili müdahale sağlarlardı.
Rumeli’de halk kışkırtılır, komitacı baskınlarıyla ayaklanmaya sürüklenirdi. Türk halkı kendini savunma zorunda kalır, devlet müdahale eder, kanlı kırgınlar olurdu.
Bu, tam Batı’nın istediği bir şeydi.
Hıristiyan milletler soykırıma uğruyor, dünya barışı tehlikeye giriyor, milletleri ezen Osmanlı rejimi çağdışıdır, gibi iddialarla büyük devletler toplanıp davayı kendi ellerine alırlar. Çaresiz Osmanlı Hükümeti seyirci kalmak durumuna düşer ve Batı nasıl planlamışsa ona karar verilir. Balkan milletlerine özerklik veya doğrudan bağımsızlık sağlanır.
Batı, bugün aynı taktiği Türkiye’ye karşı uygulama yolundadır.
Bugün Türkiye için büyük tehlike şudur. Kürt liderler davayı Birleşmiş Milletler’e götürmeye çalışıyor.”
Devam ediyoruz…
Bir uyarı da Suat İlhan’dan…
İlhan, “Türkler’in Jeopolitiği ve Avrasyacılık” isimli kitabında bakın neler söylüyor?
“Yunanistan’ın doğuşu sırasında ne yaptılarsa, Arnavutluk sorununda ne yaptılarsa, Güneydoğu sorununda da aynı şeyleri yapıyorlar. Radyolarda, televizyonlarda ve eğitimde, bölünmeyi güçlendirecek şekilde propaganda yapıyorlar. Diğer dillere imkan verilmesi, bölünmenin başlangıcıdır.”
Atatürk de bu konuya değinmiştir.
Bir konuşmasında “dil “ konusunda aynen şunları söylemiştir:
“Biz Balkanlar’ı neden kaybettik biliyor musunuz? Bunun tek bir sebebi vardır. Bu da İslav Araştırma Cemiyetleri’nin kurduğu dil kurumlarıdır. Bizim içimizdeki insanların milli şuuru uyandırıldığı zaman, biz Balkanlar’da Trakya hudutlarına çekildik.”
***
Konuyu toplarsak…
Biz, tarihten ders almamakta ısrar ediyoruz.
Halbuki Osmanlı’ya bakıp, bugünü görmemiz gerekir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarında, artık partiler değil, milletler birer siyasi organizasyon haline gelmişti.
Etnik dernekler, partileşmişti.
Osmanlı, etnik derneklerin partileşmesiyle, kısa zamanda dağıldı.
Türkiye de şimdi bu süreci yaşıyor.
Osmanlı döneminden ders almayı bilmeden…
Ne demişler?
Tarihten ders almayan, bedel öder!
İyi de bu bedeli neden suçsuz halk ödesin?
Ülkeyi iyi yönetemeyenler dururken…

Bu yazı toplam 1566 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim