• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Kocaeli : 5 °C
  • İstanbul : 9 °C
  • Sakarya : 5 °C

Türkiye hoyratlaştıkça, insanlar depresyona giriyor

M.Tanzer Ünal

Farkında değiliz…
İnsanların, son yıllarda “bedenen ve ruhen”, ne derece hasta haline getirildiğini görmüyoruz.
Ben, her hastaneye gidişimde, hasta sayısının çokluğu karşısında inanın dehşete düşüyorum.
Hastaneye gidişim, “hasta ziyareti” için…
Allaha şükür, hiçbir sağlık sorunum yok.
Bu yaşıma geldim, bir gün dahi hastanede yatmadım.
Ara sıra gözümde arpacık çıkar…
Bir de yaz sonlarında kulaklarımı temizletirim.
Hepsi bu kadar…
Mümkün olduğunca…
Bedenimi ve ruhumu, ülkemdeki hoyratlıklardan, olumsuzluklardan korumaya çalışıyorum.
Ama nereye kadar?
İşte bunu bilmiyorum…
*********
Devletimizi yönetenler, sık sık “övünç” konusu yaparlar.
Şu kadar adliye sarayı, bu kadar cezaevi yaptık…
Şu kadar hastaneyi devreye soktuk, diye.
Aslında bunlar, “övünülecek” hizmetler değil.
Tam aksine…
“Başarısızlık” ve “beceriksizlik” göstergesi…
Avrupa’nın en büyük “Adliye Sarayı”nı yapmışız.
Başarıya bakın!
Demek, ülke iyi yönetilmiyor…
Herkes birbiriyle hırgür…
Hakkını almak için yargıya koşuyor.
Sağlık konusu da aynı…
Her taraf hastane doldu.
Resmisi, özeli…
Tüm hastaneler tıklım tıklım.
Adım atacak yer yok.
Yeni hastanelerin yapılması da gündemde…
Ne oluyor, biri çıkıp bir açıklasın!
Sadece bizde mi, yoksa tüm dünyada mı bu böyle?
İnsanların, eskiye göre daha sık hasta oldukları bir gerçek.
Neden?
Sağlıksız çevre mi, beslenme mi, insanları böyle dirençsiz hale getirdi?
Bakın çevrenize, ortalık hastalıktan kırılıyor.
Bu satırları yazarken, Prof. Dr. Kemal Sayar’ın bir röportajdaki şu sözlerini hatırladım:
“Hayatın tıbbileştirildiği bir çağda yaşıyoruz. İnsanla ilgili olan her şey, bir el çabukluğuyla, tıbbın hükümranlık alanına sokuluveriyor. Bu şekilde hayat, yaşanması gereken bir şey olmaktan çıkarılıp, tedavi edilmesi gereken bir şeye dönüştürülüyor.”
Gerçekten de öyle!
Bu görüşe katılmamak mümkün değil.
Türk insanı, son yıllarda “hayatını yaşamıyor”, aksine “hayatını tedavi ettiriyor”.
Sürekli hastanede…
Sürekli doktorda…
Sürekli ilaç alıyor…
Ve halinden şikâyeti…
Eee, nasıl bir hayat bu!
*******
Geçenlerde açıklandı.
Mutlaka dikkatinizi çekmiştir.
Türkiye’de, antidepresan ilaç kullanımı, son 9 yılda üç kat artmış.
2003 yılında 14 milyon 238 bin kutu antidepresan satılırken, 2012 yılında bu sayı 36 milyon 881 bine yükselmiş.
Artış, yüzde 160…
Türkiye’nin neredeyse yarısı antidepresan kullanıyor.
Ürkütücü bir rakam!
Uzmanlar, bu artışın “endişe verici boyutlarda” olduğunu söylüyor.
Depresyon hastalarının yüzde 10-15’inin “intihar” sonucu kaybedildiğini dile getiriyorlar.
Demek, son yıllarda intihar olaylarının artması bundan…
******
Biraz önce, Psikiyatrist Prof. Kemal Sayar’ın bir sözünden bahsetmiştim.
Sayar, ülkemizde “psikiyatri” denilince, akla ilk gelen isimlerden biri…
İlginç görüşleri var.
Bunları da sizlerle paylaşmak istiyorum:
*“Geleneksel toplumlarda deliler toplum içinde ayakta tutulurlardı, horlanmazlardı. Modern toplumlarda itilip kakılıyor. Sokaktaki şizofreni hastasından mı korkmalıyız, yoksa dünyayı kan gölüne çeviren gözü dönmüş neo evangelistlerden mi? Dünya, kolektif bir deliliğin akıl tutulmasında yaşarken, kendisinden başkasına zararı olmayan bir delilik, bana bir tür protesto gibi görünüyor. Kapitalist ekonomi ve şehirleşmenin şizofreni hastalığının seyrini olumsuz şekilde etkilediği artık kesin olarak biliniyor.”
*”İnsanların yüz yıl önce kolaylıkla göğüs gerdikleri zorluklar, bugün kolaylıkla travma bahsinde ele alınıyor. Sadece 20 yılda bile, Batı gazetelerinde travma sözcüğünün kullanımında sıçrama tarzında artış var. Kolay inciniyor, kolay şikâyet ediyoruz.”
*”Bir psikiyatristin ofisi, memleketin umum manzarasını aksettiren ayna gibidir. Bu görüşten hareketle Türkiye nasıl görünüyor? Türkiye hoyratlaşıyor. Meşrep, dünya görüşü, sosyal sınıf ayırt etmeksizin insanlar bencilleşiyor ve sadece kendi klanının çıkarlarını savunan ben merkezci kişilikler türüyor. Çocuklarımızın ruhlarını, içine soktuğumuz rekabete dayalı eğitim sisteminde eziyoruz. Sosyal adaletsizlik, toplumu içten içe zehirliyor. Aile yapısı aşınıyor, yara alıyor. O yüzden koruyucu ruh sağlığı tedbirleri alınmalı.”
*”Çoğunluk, ‘yalancı normallik’ yaşıyor. Popüler televizyon kültürü insanları afyonluyor ve onları bir örnekleştiriyor. Televizyon dizilerindeki karakterlerin sözleriyle konuşan yüzlerce insan görüyorum. Televizyon başında geçirilen saatler arttıkça, depresyon olasılığı da artıyor. Televizyon ve sanal ortamlar, insanların gerçek dünyadan kaçış fantezilerine hizmet ediyor. Ama gerçek hayat orada bekliyor ve sanal ile gerçek arasında bocalayan mutsuz insanlar ortaya çıkıyor.”
*”Televizyonu seçerek dikkatli bir biçimde izlemeliyiz. Aileler, televizyon başında geçirdikleri saatler yüzünden neredeyse birbirleriyle konuşmayı unutur hale geldi. Televizyon yerine eş dost toplantılarını, kitap okuma saatlerini, hayatla organik bir alışveriş içinde olduğumuz saatleri koyabilsek, daha neşeli ve canlı insanlar oluruz. Televizyon insanları afyonluyor.”
********
Kalkınıyoruz…
Modernleşiyoruz…
Çağdaşlaşıyoruz…
Ama fotoğrafın arka yüzüne hiç bakmıyoruz.
Neler kaybettiğimizi, hiç görmüyoruz.
Sağlığımız elden gitti.
Millet, hastane kapısından ayrılamaz oldu.
Prof. Kemal Sayar’ın söylediği gibi…
Hayat, yaşanması gereken bir şey olmaktan çıktı…
Tedavi edilmesi gereken bir şeye dönüştü.
Ne işe yarar!

Bu yazı toplam 816 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim