• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Kocaeli : 6 °C
  • İstanbul : 15 °C
  • Sakarya : 5 °C

Türkiye'de din eğitimini kim vermeli?

Banu Gürer

Türkiye'de din eğitiminin geleceği meselesi yeni bir mevzu değil.

Bu mevzu "Türkiye'de din eğitimini kim vermeli?" sorusunu da gündeme taşıyor.

Özellikle seçim atmosferi söz konusu olduğunda bu soru ve soruya verilecek cevap ayrı bir önem arzediyor.

Zira bu atmosfer içinde hem Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hem de okullarda verilen din eğitiminin kaldırılmasına dair söylemlerin daha yüksek seslendirilmeye başlandığını görüyoruz.

Neredeyse Cumhuriyetin kuruluşundan beri bu konuya aynı bakış açısıyla yani kaldırılmasının gerekliliğini savunarak yaklaşan grupların ilginç bir özelliği var: 

Birbirinden farklı değer sistemlerine sahip olmaları.

Bu manada bu fikri savunanları iki "ana" gruba ayırmak mümkün:

Birinci grup dinin devletin eğitim sistemi içerisinde eğitimin konusu haline getirilmesine laiklik sebebiyle karşı çıkanlardan oluşuyor.

Onlara göre laik devletin din eğitimi ile işi olmaz, olamaz.

Herkes din eğitimini kendi tercihleri ve imkanlarına göre almalı.

Devlet eliyle verilmesi söz konusu olmamalı.

Bu grubun içerisinde din eğitimine ilkesel olarak karşı çıkanlar da mevcut.

İkinci grup ise ilkesel olarak din eğitiminin verilmesini gerekli gören ancak devletin din eğitimi vermesini "devletin kendi din adamını" yetiştirdiği, "kendine göre din" anlattığı iddiasıyla karşı çıkanlardan meydana geliyor.

Bu gurubun büyük çoğunluğunun iddialarının altında yine kendilerine göre dini gerekçeler yer alıyor.

Aslında temel çıkış noktaları devletin kuruluşu itibariyle "dine karşı" olduğuna inanmaları.

Dolayısıyla meşru kabul etmedikleri bir sistem içerisinde verilen din eğitiminin de meşru olamayacağını savunuyorlar.

Bu nedenle onlar da diğer grup gibi din eğitiminin insanların kendi tercih ve imkanları doğrultusunda verilmesi gerektiğini vurguluyorlar.

Devlet eliyle verilen bir din eğitiminin sağlıklı olmadığını iddia ediyorlar.

Elbette bu iki ana grubun yanında ve hatta içinde devletin verdiği din eğitiminin "çoğulculukla" ilgisi olmadığı ve "tek tip" din anlayışını aşıladığı gerekçesiyle devlet tarafından din eğitimi verilmesine karşı çıkanlar da azımsanmayacak sayıda mevcut.

Ve tüm bu argümanlar savunulurken ilginç biçimde hemen her grup için ortak ve önemli bir referans kaynağı var: Batı.

Peki, Cumhuriyet'i kuranlar laiklik ilkesine rağmen din eğitiminin devlet tarafından verilmesini anayasal güvenceye almakta neden bir beis görmemiş olabilirler?

Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana tartışılan din eğitimi meselesinin çözümü devletin konudan elini eteğini çekmesine mi bağlı?

Çekerse ne olur?

Ve Batı bu konuda bizim için model olabilir mi?

Düşünelim ve önümüzdeki hafta devam edelim... 

Bu yazı toplam 1084 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim