• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Kocaeli : 25 °C
  • İstanbul : 20 °C
  • Sakarya : 25 °C

Türkiye’yi normalleştirmek, artık Erdoğan’ın elinde

M.Tanzer Ünal

Nazar değmesin…

Bir “şer” ülkemizde “hayırlara” vesile olacak gibi.

Toplumdaki dağınıklık…

Toplumdaki ayrışma…

Yerini birlik ve beraberliğe, diyaloga ve anlaşma kültürüne bırakacak görünüyor.

Belki bütün bunları söylemek için erken, ama biz böyle olması için bütün kalbimizle dileyelim.

Bu konuda en büyük görev, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a düşüyor.

Kabul edelim ki, toplumun ayrışmasında, toplumda stresin artmasında Erdoğan’ın kusurları muhalefet liderlerinden daha fazla.

Çünkü gündemi o yarattı, diğerleri peşinden gitti…

O sertleştikçe, diğerleri de serleşti…

O alay ettikçe, diğerleri de alay etti…

O konuşmalarında uygun olmayan sözcükler kullanınca, diğerleri de kullanmaya başladı…

Liderlerine bakan toplum da ayrıştıkça ayrıştı.

Nezaket kuralları kayboldu…

Konuşma, tartışma kültüründen uzaklaşıldı…

Birinin “ak” dediğine, diğeri “kara” dedi…

Ülkemizin, vatanımızın, devletimizin temel sorunlarını bile konuşamaz hale gelmişlerdi.

Şimdi bakıyorum da, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, herkesin “aklı başına gelmiş” gibi görünüyor.

Bence…

Yaptıkları hataları anladılar.

Bence…

Pabucun pahalı olduğunu gördüler.

Bence…

Makam ve sıfatları ne olursa olsun, hata yapmaya devam ederlerse bir gün güçlerini kaybedeceklerini hissettiler.

Şimdi bakıyorum da, eski tutum ve davranışlarından en ufacık bir iz yok.

Akşamları “demokrasi nöbetleri” tutuyorlar, beraber…

CHP “demokrasi mitingi” düzenliyor, diğer partiler de destek veriyor…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, davet ediyor, “Biz saraya gitmeyiz” demiyorlar…

Oturuyorlar, üç saate yakın konuşuyorlar, anayasa değişikliği konusunda görüş birliğine varıyorlar.

Ne güzel!

İnşallah bu muhabbetleri, en azından ülkemizin çıkarları konularında devam eder.

Çünkü bu dönemde, bu işbirliğine, bu dayanışmaya müthiş ihtiyacımız var.

Herkesin bir tarafa çekeceği dönemde değiliz…

Herkesin ayrı “aşık atacağı” dönemde hiç değiliz!

Gün; birlik, beraberlik ve dayanışma günüdür.

Gün; iç ve dış düşmanlarımıza karşı “dik durma” ve “beraber diklenme” günüdür.

Gün; kişisel ve parti menfaatlerinin geri planlarda tutulacağı gündür.

Bunu başarabilirsek başaracağız…

Başaramazsak, daha büyük sıkıntılara gireceğiz.

Bu konuda en büyük görev ve sorumluluk, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a düşüyor.

“Ben bilirim”, “sadece benim dediklerin doğrudur” inadından ve ısrarından vazgeçmeli.

“Fiili durum yaratma” ısrarını bırakmalı, anayasal sınırlarına geri dönmeli.

Dinlemeye, uzlaşmaya, anlaşmaya açık olmalı.

Tabii en önemlisi, üslubunu değiştirmeli.

Herkes…

Hepimiz…

Yaptığımız hataları belirleyelim ki, çözüm bulabilelim.

Unutmayalım…

Birlikte kardeş gibi yaşamayı öğrenemezsek, aptallar gibi hep birlikte yok olacağız.

Şunu da unutmayalım…

Bir siyasetçi; kendisi gibi düşünenlere değil, kendisi gibi düşünmeyenlere duyduğu saygı kadar vardır.

Şu Arap atasözünü de bir tarafa yazın!

“BUGÜN ATEŞ, YARIN KÜL”

Bugün “ateş” olanlar, yarın “kül” olacaklarını bilerek hareket etsinler.

 

 

12 Eylül 1980 darbesi anıları:4

Vali Hikmet Gülsen, toplantı sonrası neden ağladı?

12 Eylül sonrası, sıkıyönetimin bölgemizdeki yönetim şeması şöyleydi.

15.Kolordu Komutanı Korgeneral Turhan Sökmen, Kocaeli’nin sıkıyönetim komutanıydı.

Donanma Komutanı Oramiral Nejat Serim ise tüm bölgenin, yani Kocaeli, Bursa, Sakarya, Bolu, Zonguldak ve Bilecik illerinin…

İhtilalde Kocaeli Valisi Kemal Kayacan’dı.

İhtilalden sonra hemen alındı, yerine Fahri Görgülü atandı.

Fahri Bey kentimizde dört ay görev yaptı, daha sonra Emniyet Genel Müdürlüğü’ne getirildi.

Yerine atanan kişi ise Vali Hikmet Gülsen’di.

Hikmet Bey; sessiz, duygulu, kibar, insan ilişkilerinde mesafeli bir valiydi.

Gölcük Donanma Sıkıyönetim Komutanlığı’nda, her hafta bölge koordinasyon toplantıları yapılırdı.

Toplantıya; bölgedeki illerin sıkıyönetim komutanları, valileri, emniyet müdürleri, jandarma komutanları ve MİT başkanları katılırdı.

Böyle bir toplantı sonrasıydı…

Bir baktık, Vali Hikmet Gülsen’in makam arabası gazete binasının önünde durdu.

Geleceği haber verilmemişti.

Şaşırdık…

Arkadaşlarla yerimizden fırlayıp karşıladık, içeriye buyur ettik.

Cani çok sıkkındı.

Yüzünden düşen bin parçaydı.

Ne olmuştu acaba?

Dündar Çiğit, Cevat Çetin ve ben odada yalnızdık.

Önce su istedi, sonra kahve yaptırdık…

Ağzını bıçak açmıyordu.

Çok önemli bir şey olmuştu ve Vali Bey şoktaydı.

İlk sözü, “Artık dayanamıyorum” oldu.

Birbirimizin yüzüne baktık.

Vali Bey’in “dayanamadığı” acaba neydi?

O dakikaya kadar biz de bilmiyorduk, öğrendik.

“Haftalık toplantılar nedeniyle Donanma’ya gittiğimizde bizi salona alıyorlar. Şehirlerin sıkıyönetim komutanları, valiler, emniyet müdürleri, jandarma komutanları, diğer görevliler… 25-30 kişi… Salonun kapısında bir görevli subay beliriyor “Dikkattt!” diyerek tekmil veriyor. Hepimiz ayağa kalkıyoruz. Donanma komutanı içeri giriyor ve toplantı başlıyor. Ben her defasında kahroluyorum. Kendimi aşağılanmış hissediyorum…”

Vali Hikmet Gülsen, bu son cümleden sonra kendini bırakıverdi.

Gözünden yaşlar süzülüyordu.

 

Gazetemizden kontrol nasıl kalktı?

Aradan aylar geçmesine rağmen sansür hâlâ devam ediyordu.

Kolordu karargâhı, ikinci adresim olmuştu.

Gerek haber toplamak, gerekse de gazeteyi kontrol ettirmek için, her gün bir iki saatim subaylarla geçiyordu.

Kolordu Komutanı Turhan Paşa ile de haftanın bir iki günü görüşüyorduk.

Bir akşam yemekte, “Paşam, izin verirseniz ben artık gazeteyi kontrole getirmeyeyim” dedim.

“Nasıl yani?” diye çıkıştı.

“Neyi yazıp neyi yazmayacağımız öğrendik. Bakın uzun zamandır çizik yemiyoruz” şeklinde cevap verdim.

Paşa, beklemediğim bir karar verdi:

“Tamam… Getirme! Ama bir gün Gölcük’ten, İstanbul’dan veya Ankara’dan birisi arar, Turhan Paşa Kocaeli Gazetesi’ndeki şu haberi görmedin mi diye sorarsa, canına okurum…”

Üstlendiğim büyük bir sorumluluktu.

Ancak bunun geri dönüşü yoktu, ben istemiştim, karşı taraf da kabul etmişti.

O gün, “kimsenin haberi olmaması” kaydıyla gazetemizden kontrol kalkmıştı.

Akşamları Kolordu Karargâhı’na gitmekten kurtulmuştum, ama gözen bir şey kaçmasın diye sayfalardaki bütün haberleri kontrol etmekten de canım çıkıyordu.

    

Bu yazı toplam 2112 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
TUYSUZLER MAĞDURU
27 Temmuz 2016 Çarşamba 20:49
20:49
AĞBİ BİZİDE UNUTMA NE OLUR BİZİM İÇINDE BİRŞEYLER YAZ SEN BİZE YARDİM ET TUYSUZLER MAĞDURU ELBETE ÜLKEMİZİN KONULARI ÖNCELİKLİDİR ÖNCE VATAN HALK BUTUNLUĞÜ ÖNCE BİRLİK BERABERLİK ANCAK BİZDE PERİŞAN DURUMDAYİZ
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim