• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Kocaeli : 11 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • Sakarya : 11 °C

Üretmeden tüketmenin, borç alarak saray yapmanın sonu yok!

M.Tanzer Ünal

Son günlerin en popüler konusunu biliyorsunuz…

Dolar…

Dolar, kaça çıkacak?

Dolar, 3 lirayı bulur mu?

Dolar 3 liraya dayanırsa, şirketlerin ve ülkenin hali ne olacak?

Sokaktaki vatandaştan cumhurbaşkanına kadar herkeste bir panik!

Eee, gayet normal.

Bizim gibi 2 para birimi kullanan ülkelerde bu telaş ve tedirginlik hep yaşanır.

Resmi kayıtlarda, Türkiye’nin para birimi “Türk Lirası” olarak geçer.

Ancak “Amerikan Doları”nın etkinliği ülkemizde daha fazladır.

Çünkü kişiler de, şirketler de, devlet de “dolarize” olmuştur.

Herkes, hesabını bu iki para birimine göre yapar.

Biri kazandırır, öbürü kaybettirir…

Yıllardır sürer gelir bu “eğlenceli kumar”!

 

Üretmeden yaşamanın bedeli

Yine “dolar”la yatıp “dolar”la kalktığımız günlerdeyiz.

Herkes, “dolar” konuşuyor…

Hız kesmiyor, yükseldikçe yükseliyor…

Biraz düşer gibi oluyor, ertesi gün tekrar fırlıyor.

Devletin “cari açığı” arttı, ailelerin ve şirketlerin bütçeleri altüst!

Kimse, sorunun temelini konuşmuyor.

Neymiş?

Merkez Bankası yüzündenmiş…

Neymiş?

Dolar-Euro paritesi ayarlamasıymış…

Neymiş?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok konuşması yüzündenmiş…

Erdoğan çok konuşmasa, doların değeri artmayacakmış…

Hep mış mış…

Hepsi hikâye!

Hiçbir şey sebepsiz değildir.

Her şeyin bir nedeni vardır.

Bugün Türkiye “döviz kıskacı” nda ise, nedeni yıllardır yapılan hatalardır.

 Taaa, Osmanlı döneminden beri…

Yapı, aynı yapı!

Tembel toplum…

Üretmeyen toplum…

Eğitimsiz toplum…

“Çalışmadan yaşamayı” marifet sanan toplum…

Osmanlı, “fütuhat” kurallarına göre kurulmuş bir imparatorluktu.

Sürekli fetihler düzenlenir, ganimetler toplanır, yerel halk vergiye bağlanır, toplanan ganimet ve vergiler askeri ve sivil bürokratlar arasında paylaşılırdı.

Dış borçlanma o zaman da vardı.

Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi ve Yıldız sarayları neyle yapıldı dersiniz?

Almanya’dan alınan borçla…

Sonra Osmanlı’da da “borcunu borç alarak kapatma” dönemi başladı.

Ve bu şartlar, Tanzimat Fermanı’nın çıkarılmasını zorunlu kıldı.

1839’da yayınlanan ve hep göklere çıkarılan fermanın amacı, Batı’nın çıkarları için idari ve mali reformları hayata geçirmekti.

Bu düzenlemeler, emperyalist Batı’nın Osmanlı^ya giriş denemesiydi.

Sonunda Osmanlı iliğine kemiğine kadar sömürüldü, borç batağına sokuldu ve batırıldı.

Osmanlı, “üretmeden yaşama”nın bedelini böylece çok ağır ödedi.

 

Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne miras kalan sömürü düzeni

Cumhuriyetin ilk yıllarına dikkat edin!

“Tam bağımsızlık” en önemli unsurdu.

Bağımsızlık için de çalışmak, üretmek ve sağlam bir bütçe şarttı.

Böyle yola çıkıldı.

Sonunda geldiğimiz nokta…

Herhalde irsi olsa gerek, yine çalışmayan, üretmeyen, artı değer yaratmayan, başkalarını avuç açan, aldığı borçları har vurup harman savuran, eskiden olduğu gibi yine saraylar yapan bir toplum haline geldik.

Özellikle AKP döneminde, “çalışmadan yaşamak” topluma iyice yerleşti.

Eskiden fethedilen ülkelerin ganimetleri paylaşılıyordu, bugün devletin ganimetleri paylaşılıyor.

Anlayacağınız, değişen bir şey yok.

Kafa, aynı kafa!

 

Gelelim “Döviz ne kadar artacak?” sorusuna…

Ben ekonomist değilim.

Sadece ülkesinde olup bitenleri izlemeye gayret eden bir kişiyim.

Şunu bilirim…

Dövizin değerinin, “enflasyon oranı kadar” artması gerektiğini…

Eğer artmıyorsa, artırılmıyorsa, Türk Lirası’nı değerli tutmak için döviz baskı altında tutuluyorsa, tehlike var demektir.

Makas büyür büyür, gün gelir patlar!

İşte Türkiye’de bunu yaşıyoruz.

Bir başka şey…

“Düşük kur” politikasıyla, yıllarca Türk sanayicisi gebertildi, yabancı ülkelerin sanayicileri desteklendi.

Ülkemizde üretilebilecek tüm ürünler, düşük kur nedeniyle dışarıdan daha ucuza alındı, millet “sahte bolluk” içinde yaşamaya başladı.

12 yıllık AKP döneminde 440 milyar dolar cari açık verdik.

Ülkemize giren dövizle çıkan döviz arasında her yıl ortalama 40-70 milyar dolar arasında açık ortaya çıkıyor.

Bunu dışarıdan yüksek döviz karşılığı gelen “sıcak para” ile karşılıyoruz.

Ama nereye kadar?

Bıçak sırtında gidiyoruz.

Dolar, önümüzdeki günlerde daha da mı artacak?

Daha da artacak.

Bu işin uzmanları, 1 Dolar’ın 3. 60 Türk Lirası civarında olması gerektiğini söylüyorlar.

Sonuç olarak…

Çalışmıyorsak…

Üretmiyorsak…

Artı değer yaratamıyorsak…

İhracata dayalı büyümeyi yakalayamamışsak…

Tünelin ucu karanlık!

Kriz kaçınılmaz ve biz krizin göbeğindeyiz.

Çevrenize bir kulak kabartın, iflas eden edene, iflas erteleme alan alana!

Daha krizin başındayız.

Yıl sonuna kadar olacakları, düşünmek bile istemiyorum.

Bu yazı toplam 1004 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim