• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Kocaeli : 13 °C
  • İstanbul : 17 °C
  • Sakarya : 13 °C

Uzun Vadeli Yatırım

Banu Gürer

Dinlerarası diyalog tartışmalarının Türkiye'de "çok yoğun" biçimde yaşandığı dönemlerde, bir papazın yol kenarında gelip geçene altın haç dağıttığını görmüşler. Tabii görenlerin (ve hatta belki de haç alanların) çok dikkatini çekmiş bu durum. Zira altın haçı papazdan alanlar Müslüman ve dolayısıyla alma sebepleri de dini değil, maddi.
Bunu papazın kendisine de sormuşlar.
Şöyle cevap vermiş: "Evet, bu haçı alanların bir kısmı onu altın olduğu için satacak, ama bir kısmı yine altın olduğu için ileride ihtiyaç halinde satmak üzere saklayacak. Evindeki sandığının dibine atacak. Zaman içinde de onu sandığın dibinde unutacak. Yıllar sonra torunları dedelerinin veya ninelerinin sandığında bir haç bulduklarında "acaba benim büyük dedelerim Hıristiyan mıydı?" sorusunu soracaklar. İşte bu bize yeter. Bizim işimiz burada başlıyor..."
Evet, dinlediğimiz zaman herhalde sizler gibi bizim de yüzümüzden "hadi canım!" ifadesi çok açık biçimde okunmuş olmalı ki, hikayeyi anlatan hocamız, papazın düşüncesini ispatlarcasına bu sefer başka bir hikaye anlattı:
Amerika'da bir aile çatı katı temizliği yaparken eşyalarının arasında ne olduğunu bilmedikleri bir nesne bulurlar. Bu nesnenin ne oluğunu araştırmaya başlarlar. Fakat bilen yoktur. Sonra (yanılmıyorsam Müslüman bir tanıdıkları) buldukları eşyanın bir "Kur'an rahlesi" olduğunu, Kur'an-ı Kerim okumak için kullanıldığını anlatır. Oldukça şaşırırlar ve bunun çatı katına nereden gelmiş olabileceğini araştırmaya başlarlar. Zira ailede Müslüman olan kimse yoktur. "Acaba büyük dedelerimiz Müslüman olabilir mi?" sorusuyla araştırmaya başlarlar ve Amerika'ya ilk gelen dedelerinin Müslüman olduğunu öğrenirler!
Bu bilgi üzerine İslamiyet'i araştırırlar ve neticede Müslümanlığı tercih ederler.
Öğrencilik yıllarımda birbirini farklı açılardan da olsa destekleyen bu iki hikayeyi dinlediğim zaman kendi kendime şu soruyu sorduğumu hatırlıyorum: Millet ve ümmet olarak en son ne zaman "uzun vadeli planlar" yapmıştık?
En son ne zaman ulvi ideallerle ve günü kurtarmaktan ziyade güçlü bir gelecek inşa etmek hedefi peşinde mücadele vermiştik?
Ben hatırlamakta zorlanıyorum.
Ama şu bir gerçek ki güçlü olmak, uzun vadeli düşünmekle paralel gerçekleşir. Zira uzun vadeli düşünmek yılmadan, yorulmadan çalışmayı ve büyük düşünmeyi gerektirir.
Ayrıca çoğu kimsenin "detay" diye görüp dikkate almadığı şeyleri de değerlendirmeyi gerektirir. Çünkü görüldüğü üzere bu detaylar hiç ummadığınız biçimde hayatınızı değiştirebilir.
Bunu yapanlar başarıyı elde ediyorlar, görüyoruz.
Yapamayanların hali ise zaten izahtan vareste...
Cenab-ı Hak basiretimizi arttırsın ve uzun vadeli planların piyonlarından değil kurucularından olmayı tez vakitte nasip eylesin...

Bu yazı toplam 894 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim