• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Kocaeli : 19 °C
  • İstanbul : 22 °C
  • Sakarya : 19 °C

Ya “bir bildiği” yoksa?

Banu Gürer

Daha önce bahsetmiştik:

Her nimet külfete tabidir.

İnsanoğluna verilen büyük nimetlerden biri akıldır.

Bu nimet insana bir taraftan hayatı anlamlandırmada, kendini gerçekleştirmede büyük bir değer katarken, diğer taraftan yaptıklarının sorumluluğunu yüklenme zorunluluğunu da beraberinde getirir.

Bu sorumluluğun aleyhinize dönmemesi için ise aklınızı doğru kullanmanız şarttır.

Ve bu şarttan olgun ve sağlıklı olan bir insanın kaçması mümkün değildir.

Gelin görün ki Türkiye’de uzun zamandır aklı bilinçli bir biçimde devre dışı bırakmayı bir “değer” gibi sunanlara şahit oluyoruz.

Şaşırdınız mı?

Neden şaşırıyorsunuz?

Eğer bir ülkede ciddi bir zümre, “tâbi” oldukları insanların akla ve vicdana aykırı fikir ve uygulamalarına “bir bildiği vardır” diyerek sorgulamadan itaat ediyorsa…

Yanlış fikir ve uygulama sahiplerini sırf “bir bildikleri vardır” diyerek vicdanlarında aklıyorlarsa…

Bir de bu davranışı “sadakat” adı altında yere göğe sığdıramıyorlarsa…

Üstelik bir kısmı da bunu “dindarlık” adına yapıyorsa…

Orada en hafif tabirle “aklı devre dışı bırakmak” söz konudur…

Hem de bilerek, isteyerek, seve seve…

Ne var ki bu “sevginin” bedeli hem bu dünyada hem de ahirette oldukça ağır…

Zira akıl nimetini hakkıyla kullanmayı reddederek verilen nimete haksızlık etmek, “akılsızca” yapılan her işin bedelinin sorumluluğunu, en az aklınızı kiraladığınız kişiler kadar taşımanız anlamına gelmektedir.

“Bilmiyorduk”, “güvenmiştik” demeniz sizi aklamaz…

Böylelikle kaçtığınız ve kaçacağınız sorumluluklardan sıyrılmanızı sağlamaz…

Bunu bir de dindarlık adına yapanlara gelince…

“Bilmediğiniz şeyin ardına düşmemeyi” (İsrâ, 36) emreden Kur’ân’a inanıyorsanız…

Neyi nereden “bildiğini” sahabeyle paylaşan, Allah’tan gelen bilgi ve emirler dışında kendine ait fikirleri istişare eden ve sahabeyi fikrini söylemesi için teşvik eden bir Peygamber’in (S.A.V.) ümmeti iseniz…

Üzgünüm, ama bu tutumu dindarlıkla izah edemezsiniz…

Tövbe edip, bir daha aynı hataya dönmemek dışında da çıkış yolu bulamazsınız…

Eğer bunu da yapmazsanız yaşanacak akıbete gelince…

Bizzat Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyuruyor:

“Allah, meleklerine şöyle emreder: “Zâlimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını, Allah'tan başka taptıkları tanrılarını toplayınız. Onlara cehennemin yolunu gösteriniz. Onları tutuklayınız, çünkü onlar sorguya çekilecekler.” Size ne oldu ki, birbirinize yardım etmiyorsunuz? Hayır! Onlar o gün teslim olmuşlardır. (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar. (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti haktan görünürdünüz) derler. Ötekiler de:) «Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz. Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız. Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık.» Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.” (Sâffât, 22-33)

İyisi mi, tâbi olduklarınızın “bildiklerini ve bilmediklerini” iyi araştırın…

Ki hem dünyanızı ve ahiretinizi kurtarın…

Hem de yarın öbür gün birbirinizin en büyük düşmanı olmayın…

Mevla’m cümlemizi bu akıbetten korusun!...

Bu yazı toplam 1817 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim