• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Kocaeli : 6 °C
  • İstanbul : 8 °C
  • Sakarya : 6 °C

Yaşama dair ders niteliğinde notlar!

Fikret Gökmen

 

 

 

 

Onu sahile vuran milyonlarca denizyıldızını tek tek denize atarak hayata döndüren çocuğun öyküsüyle tanıdım. Sosyal sorumluluğu vurgulayan bu öyküsü ile başlayan tanışıklığımız ‘’Yüz yıllık yalnızlık ‘’ ile devam etti. Meksikalı Nobel ödüllü ünlü yazar Gabriel Garcia Marguez:’den söz ediyorum. Büyük yazarı 87 yaşında kaybettik. Yazar hakkında görüşlerini belirten Prof. Dr. İbrahim Ortaş nede güzel tespitler yapmış yazar ‘’Artık ölebilir miyim’’ diyerek ‘’Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı Aşk içinde yaşardım diyor’’.  Yazar yaşamı boyunca sevgi dolu yaşamış ve hep bunu önermiş dostlarına. Bakınız şu sözlerde ona ait ‘’Tanrım eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin kendisini göstermesini beklerdim diyerek’’ nefret duygularından hemen kurtulmayı öneriyor. Oysa görüyoruz ki en anlı şanlı adamlarımız resmen nefretle besleniyor. İşte düşün insanı ile bu insanlar arasında temel farkta bu olsa gerek.

 

            Büyük yazar ölümünden öncede yaşama dair ders niteliğinde mesajlar içeren bir mektup bırakmış. İşte o mektup

 

Gabriel’in mektubu:

“Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup, can vererek beni ödüllendirse; aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı düşünürdüm.

İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır.
Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim.
Başkaları uyurken, uyanık kalmaya gayret ederdim.
Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.
Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım.
Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı, nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin kendini göstermesini beklerdim. Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenadlar söylerdim. Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek, dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim.
Tanrım bir yudumluk yaşamım daha olsaydı…
Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım.
Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır.
Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım.
Yaşlılara ise, ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim.
Ey insanlar sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim.
Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim.
Yeni doğan küçük bir bebeğin babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim.
Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak.

Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim.
Mutsuz bir şekilde…
Artık ölebilir miyim?”

 

Toprağın bol olsun büyük usta…

 

 

Bu yazı toplam 1057 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim