• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Kocaeli : 16 °C
  • İstanbul : 24 °C
  • Sakarya : 15 °C

Yeni ders yılı başlarken…

M.Tanzer Ünal

Sevgili okurlarım, bugün yeni ders yılı başlıyor.

Öğrencilerimize, öğretmenlerimize, ailelere hayırlı olsun!

Gazetelerde “Ders zili çalıyor” veya “Haydi çocuklar okula” gibi başlıklar atılacak, istatistik rakamları verilecek.

Bu kadar okulumuz var…

Öğretmen sayımız şu kadar…

Şu kadar öğrenci okula gidecek…

Öğrenci sayımız Yunanistan nüfusundan daha fazla…

Bazı gazeteler, eğitimde yıllardır devam eden sıkıntıları da yazacak.

Şu kadar dershane, bu kadar öğretmen açığımız var…

Sonra…

Sonra, dershane sıkıntısı, öğretmen açığı vardı derken bir ders yılı daha başlayacak, fiziki sıkıntılar yıl boyu devam edip gidecek.

Ben 69 yaşındayım…

Bunca yıldır gazetecilik yapıyorum…

Daha bir ders yılının “sorunsuz” açıldığına tanık olmadım.

Eğitimin olmazsa olmazı olan “dershane” ve “öğretmen” sorunlarını dahi çözebilmiş değiliz.

Çok zenginiz…

Üç dört milyon Suriyeliyi besleyecek kadar zenginiz…

İMF’ye borç verecek(!) kadar zenginiz…

Sokaklar lüks araçlardan geçilmiyor…

Fırsat buldukça zenginlik konusunda mangalda kül bırakmıyoruz…

Ama gel gelelim, çocuklarımızın geleceği olan eğitimi “çağdaş normlarda” yapamıyoruz.

Okullarımız, çağdaş normlarda değil…

Öğretmenlerimizin donanımları, çağdaş normlara uygun değil…

Öğrettiklerimiz, çağdaş normlardan uzak.

 

 

Standart öğrenciler yetiştiriyoruz

                                      *******

Okullarımızdan mezun olan öğrencilerimize bakın!

Yüzde 90’ı “tornadan çıkma” gibi.

Okuryazar mı, okuryazar…

Eğitim sistemimizde “sınıfta kalma” var mı?

Yok…

İlkokula kaydını yaptıran, eğer devamsızlık nedeniyle okulla ilişkisi kesilmemişse, cebine lise diplomasını alıp çıkıyor.

Bu diploma ne işe yarayacak?

Hiçbir işe…

Bakın çevrenize, bırakın liseyi üniversiteyi bitirenlerin diplomaları ne işe yarıyor ki?

Ortalık “diplomalı işsizlerle” dolu!

                                      ******

Lise öğrencileri ve üniversite öğrencileri…

Özgür düşünmeyi biliyorlar mı?

Bilmiyorlar…

Günlük yaşamlarında olup bitenleri sorgulayabiliyorlar mı?

Sorgulayamıyorlar…

Araştırma yapma alışkanlığı kazanmışlar mı?

Kazanmamışlar…

Kendilerine sadece standart bilgiler veriliyor, belirlenen çerçevenin dışına çıkması da istenmiyor.

Günümüzde artık, “üretime dönük olmayan bilgi”ye bilgi denmiyor.

Bu bilgiler, hiçbir işe yaramayan “depo bilgiler” olarak adlandırılıyor.

Bakın bizim eğitimdeki bilgilere, tamamına yakını “depo bilgiler”!

Yıllardır ortalıkta dolaşan bilgilerin tekrarı…

Yapılan, “eğitim” değil “öğretim”.

Al gülüm, ver gülüm!

Oysa günümüzde “depo bilgileri”ne ulaşmak kolaylaştı.

Eskiden “depo bilgileri” dahi öğretmenlerden alınırdı.

Günümüzde önemli olan, öğrencilerin “üretime dönük bilgiler” elde edebilmesi.

Bunun yolu yöntemi…

Yeni bilgilerin ortaya konabilmesi…

Bilgilerin bilime, bilimin teknolojiye, teknolojinin üretime dönüştürülmesi…

Biz bunu yapmıyoruz.

Yıllardır “depo bilgileri” öğrencilerin kafalarına doldurmaya çalışıyoruz.

 

 

Öğrencilerimize yaşamsal beceriler de kazandıramıyoruz

                                      *********

“Depo bilgileri” konusunu bir tarafa bırakın, öğrencilere, yaşamlarında gerekli olacak becerileri ve alışkanlıkları da kazandıramıyoruz.

*Okuldan mezun kaç öğrenci, sağlıklı yaşam için sağlıklı beslenme ve spor yapmanın önemini biliyor?

*Kaç öğrenci, yüzmesini biliyor?

*Kaç öğrenci, belirli bir branşta spor yapıyor?

*Kaç öğrenci, resim yapıyor?

*Kaç öğrenci, herhangi bir müzik aleti çalabiliyor?

*Kaç öğrenci, (çok basit görünebilir, ama önemli)bir dilekçe yazıp derdini doğru düzgün anlatabiliyor?

*Kaç öğrenci, okuma alışkanlığı kazanmış olarak mezun oluyor? (Ülkemizde satılan gazete, kitap ve dergi sayısı ortada)

*Kaç öğrenci, okuduğunu anlayabiliyor?

 

Özetle…

Üzülsek de kabul etmek zorundayız…

Eğitim sistemimiz, toplumumuza, “çağımızın gerektirdiği düzeyde” insan yetiştiremiyor.

Sonuç da ortada değil mi?

Çalışmak yok…

Beceri kazanmak yok…

Bilgi yok…

Bilim yok…

Teknoloji yok…

Üretmek yok…

Ya ne var?

Çalışmadan ve üretmeden yaşama kültürü var…

Borç alarak tüketme kültürü var.

 

 

Ve öğrencilerimiz “milli benlik”ten uzak yetiştiriliyor

                                               *******

O konuyu da yazmalıyım.

“Öğrenci andı” konusunu…

Gidin bakın bütün ülkelerde benzer uygulamalar vardır.

İlkokul öğrencileri, belirli bir “ülkü” etrafında birleştirilir.

Öğrenciler, her gün aynı sözleri tekrarlayarak kendilerine şuur altında hedefler koyarlar.

Bu yöntemle öğrencilerin bilinçlenmeleri sağlanır.

Öğrencilere “milli şuur” aşılanır.

Biz ne yaptık?

Hani o “açılım yılları”nda…

Emperyalist ülkelerinde diretmesiyle…

“Öğrenci andı”nı okullarımızdan kaldırdık.

Üç yıl önce, 8 Ekim 2013 tarihinde…

Üç yıldır öğrencilerimiz sabahları “ant” okumuyor.

Neymiş?

“Öğrenci andı”, faşist bir uygulamaymış…

Neymiş?

Bu memlekette sadece Türkler yaşamıyormuş…

O günlerden bugünlere geldik.

Ayağımız yere basmaya başladı.

PKK’nın gerçek yüzü, görmek istemeyenler tarafından da görüldü, “açılım” rafa kaldırıldı.

Rafa değil, “açılım” artık yok edildi.

Başbakan Binali Yıldırım, “Açılım maçılım yok” diyerek noktayı koydu.

Sonra ne oldu?

FETÖ’cülerin 15 Temmuz darbe girişimini yaşadık.

Nasıl PKK, Türkiye’yi bölmek isteyen emperyalist ülkeler tarafından yıllardır destekleniyorsa; FETÖ darbe girişimin arkasında da başta ABD olmak üzere emperyalist ülkeler vardı.

Amaçları iç savaş çıkarmak ve ülkemizi bölmekti.

İpten döndük…

Allah bizi korudu…

Milletin sağduyusu, darbe girişimini önledi.

Sonra kenetlendik…

Birlik ve beraberliğin, tek millet olmanın önemini anladık.

Bayrağımıza sarıldık…

Atatürk ilkelerinin önemini hatırladık…

Vatanımıza sahip çıktık…

“Türk milleti” ifadesi, yeniden dillerden düşmemeye başladı.

Ben diyorum ki, işte tam bu noktada, “öğrenci andı”nı yeniden uygulamaya koymalıyız.

Anttaki sözler, Allah aşkına, vatanını, milletini, bayrağını seven kimi rahatsız edebilir?

Rahatsız olan da olsun kardeşim!

Rahatsız olanı da bilelim.

Bazıları rahatsız olacak diye, neden doğru olan şeyleri yapmaktan vazgeçelim ki?

Rahatsız olan, bu ülkenin temel değerlerini kabul etmeyen, rahat edeceği yere gitsin!

Atatürk ne demiş…

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”

Bitti gitti!

Amerika Birleşik Devletleri’nde bilmem kaç millet, tek bayrak altında yaşıyor.

Ama herkes “Ben Amerikalıyım” diyor.

Sadece İngilizce konuşuyor, ABD’de İngilizce dışında başka bir dil konuşmak, hatta İngilizceden başka bir dille reklam yapmak dahi yasak!

                                      *******

Önerimi tekrarlıyorum…

“Öğrenci andı”nı geri getirelim.

AKP, CHP ve MHP’nin ortak kararıyla olsun bu!

Ne güzeldir “öğrenci andı”nın sözleri.

Haydi, hep birlikte söyleyelim.

“"Türküm, doğruyum, çalışkanım,
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!"

Bu yazı toplam 1484 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim