• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Kocaeli : 19 °C
  • İstanbul : 20 °C
  • Sakarya : 19 °C

Yıl Dönümleri

Banu Gürer

2015’in ilk günlerinde Hz. Peygamber’in (S.A.V.) doğum yıldönümü ile yılbaşı aynı haftaya denk geldi…

Güzel bir tevafuk diye düşünüyorum…

Öyle ki her ikisi de insanın ve insanlığın geçmişi, günü ve geleceği üzerinde düşünmemize vesile oluyor…

İnsanı muhasebeye yönlendiriyor…

“Nereden geldim”, “neredeyim” ve “nereye gidiyorum” sorularına “doğru” cevabı verebilmenin önemine işaret ediyor.

Yılbaşı için sanırım bu soruların anlamı anlaşılıyor…

Çünkü her yeni yıl geçmişin muhasebesini, günün anlamını ve geleceğin öngörüsünü akla getirir…

Ancak “kutlu doğum”la ilgili olarak aynı şeyi söyleyebilir miyiz?

Mevcut durumu bilemiyorum ama söyleyebilmeliyiz.

Zira O’nun (S.A.V.) doğum yıldönümü bize bu soruları sordurtmalı…

Ve cevabı üzerinde düşündürtmeli…

O’nun (S.A.V.) teşrifi ve vazifesini insan başka nasıl anlar?

O (S.A.V.) nefretin, farklılıkların ve ayrışmanın kutsandığı bir toplum içinde “tevhidi” anlatmış, tevhide çağırmıştır…

Günümüzde farklılıkların kutsandığı yani birbirimizden ne kadar “farklı olduğumuz”un kalın harflerle altını çizmenin “alkışlandığı” bir dünyada, üstelik bu farklılıklar üzerinden kavganın vaka-yı adiyeden sayıldığı da düşünüldüğünde tevhidin değeri daha iyi anlaşılmıyor mu?

Evet, farklılıklar İslam’a göre Allah’ın ayetlerindendir (Hucurat, 13).

Ancak hikmeti “tanışıp kaynaşmak” olarak vurgulanır.

Tanışıp kaynaşanlar “barış ve selametin” tesisini sağlayabilir.

İslam’ın anlamını yaşayabilir ve anlatabilir…

Ve farklılıklardan birliğe varabilir.

Peki, kendi arasında “tevhidi” sağlayamamış “kardeşler” (Hucurat, 10) O’nun (S.A.V.) doğumunun anlamını nasıl idrak edebilir?

Birbirimizden ne kadar farklı olduğumuzun altını çizmeye başladığımızda “ben ve onlar”dan nasıl “biz”e dönüşebiliriz?

“Biz” olamadan nasıl kardeş olabiliriz?

Kardeşliği tesis etmeden, ya da mevcut kardeşliğin altını oyarak nasıl günümüzü ve geleceğimizi huzura ve barışa kavuşturabiliriz?

Üstelik bunu İslam adına yaptığımızı nasıl söyleyebiliriz?

Ve bu şekilde İslam’ı nasıl temsil edebiliriz?

 Hakkında “Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkündür,…” (Tevbe, 128) buyrulan ve “ümmetini” önceleyen bir Peygamberin, “nefsini” önceleyen ümmeti O’nun (S.A.V.) aziz hatırasına nasıl sahip çıkabilir?

Dolayısıyla ne günümüze ne de geleceğimize “umutla” bakma şansımız olabilir mi?

Peki, bunları idrak etmeden yapılacak hangi kutlama anlamlı olur?

İdrakine vesile yıl dönümleri niyazıyla…

Bu yazı toplam 2089 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim