• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Kocaeli : 2 °C
  • İstanbul : 12 °C
  • Sakarya : 2 °C

“Yüzde 50 iyileştirmeyi duyan emeklinin gözleri parlıyor”

“Yüzde 50 iyileştirmeyi duyan emeklinin gözleri parlıyor”

Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Adayı Ahmet Özen, hükümette iken yaptıklarının yapacaklarının teminatı olduğunu belirterek, emeklilere yüzde 50 zam yapacaklarını, işçiyi, memuru, öğrenciyi kısaca toplumun her kesimini mutlu edeceklerini söyledi.

12 Haziran seçimlerinde 11 milletvekili çıkaracak olan Kocaeli’de, 100’ün üzerinde milletvekili adayı her gün harıl harıl çalışarak, partilerine oy toplamak ve meclise girmek için var güçleriyle çalışıyor. Büyük çoğunluğu çalışmaları ve demeçleriyle medyaya yansıyan bu adayların bazılar, bu seçim kampanyasında adlarından sıkça söz ettirdi. İşte Saadet Partisi’nin öğretmen milletvekili adayı Ahmet Özen de bu medyatik isimlerden birisi.
Kocaeli gazetesi olarak seçime birkaç gün kala kendisiyle gerçekleştirdiğimiz söyleşide, gerek partisinin seçim vaatlerini ve gerekse kendisinin bazı özelliklerini mercek altına aldık.
Röportajımızı keyifle okuyacağınızı umuyoruz.

-Ahmet Bey, gerçi sizi tanıyoruz ama, yine de kendinizi kısaca tanıtır mısınız ?
1974 Karamürsel doğumluyum. Bosna kökenli bir aileden geliyorum. Kütahya Dumlupınar Üniversitesini bitirdikten sonra, 10 yıl edebiyat öğretmenliği yaptım. Evliyim ve 3 çocuğum var. İzmit Kuruçeşme’de oturuyorum.

-Sözün burasında hemen bir soru soralım, elimize geçen küçük bir broşürünüzde 1956 doğumlu olduğunuz yazıyordu. Gerçi pek ihtimal vermedik ama, hangisi doğru?
O bir talihsizlik sonucu o şekilde basılmış, binlerce broşür olduğu için de atmadık, bakalım vatandaşımız ne kadar dikkatli diye o şekilde dağıttık. Faydalı da oldu, birçok kişi alır almaz, bazıları da sonradan telefon edip o kadar yaşlı göstermediğimi söyledi biz de teşekkürler birlikte gerçeği izah ettik. Buradan açıklıyorum artık seçmenlerimiz zahmet edip aramasın, ben 1974 doğumluyum.

-Partinizde birçok yeni aday var ama, sizi daha önceden tanıyoruz …
2009 yerel seçimlerinde Saadet Partisi’nin Karamürsel belediye başkan adayı olarak seçimlere girince Karamürsel başta olmak üzere, tüm Kocaeli’de biraz daha tanındım. Daha sonra AGD Kocaeli il başkanlığına geçişimle birlikte , kendimi birçok sosyal faaliyetin içinde buldum.

-Sizde anekdot çok ama, en sükse yapanı herhalde Cübbesiz Ahmet Hoca esprisi oldu. Onu tekrar bir açabilir miyiz ?
Bu yakıştırmayı ara sıra kendi kendime mırıldanırdım ama geçenlerde bir hanım esnafın yanında yüksek sesle dillendirince kamuoyuna mal oldu. Malum Saadet Partisi’ne ne yazılı basın ne de TV’ler pek, hatta hiç yer vermiyor. Ben bunu vurgulamaya çalışırken, karşımdaki hanım - herhalde siyasetle arası da pek yok - Cübbeli Ahmet Hoca’nın her hafta bir kanalda çıktığını, kendisinin de onu çok sevdiğini söyledi. Meğer hocayı bizim partinin bir sözcüsü zannediyormuş. Ben de - o cübbeliyse, ben de Cübbesiz Ahmet Hocayım, ama beni TV ye çıkartmıyorlar - dedim. Burada hemen bir noktayı belirtmek istiyorum ismi lazım değil ilimizdeki yerel gazetelerinden birinin yazdığı gibi ben hoca efendinin TV konuşmalarını eleştirmedim, sadece partimize de yer verilmesini istedim. Tekzip yolladığımız halde yayınlamadılar centilmenliğe sığmayan bu davranışlarını da ayıpladığımı belirtmek isterim.

-İsterseniz biraz da ciddi konulara geçelim. Kendinizi ve partinizi şanslı görüyor musunuz ?
Bizde durum diğer siyasi partilerden biraz farklı. Onlarda sıralama kulisleri hatta istifaları yaşanırken, bizde 11. sıra adayı dahil herkes aynı tempoda çalışır. Hatta bizim yetişemediğimiz durumlarda, teşkilat üyelerimizin üçü beşi kendi aralarında toplanıp, kapı taramaları yapar. Bazen - siz deli misiniz yanınızda aday olmadan dolaşılır mı ? - şeklinde tepkiler alıyorlarmış ama, önemli olan partimizin mesajını bir fazla kişiye ulaştırmak. Sorunuza gelince, elbette partimizi şanslı görüyorum, en azından meclise gireceğimizi kuvvetle tahmin ediyorum. Zaten iktidar olacak kadar oy alırsak, ben de otomatikman seçilmiş oluyorum. Ama eski bir politikacının bir sözü vardı - kendim için bir şey istiyorsam namerdim - diye ben de aynen öyleyim. Partim yeter ki yüksek oranda oy alsın, ben okuluma geri dönmeye razı, hatta istekliyim, öğrencilerimi de özlüyorum. Zaten bizde kişiler ön plana çıkmaz, rahmetli Erbakan bir kere bile ben dememiş hep biz ve Milli Görüş demişti. Şimdi bazı liderlerin tek kişi odaklı propagandalarını gördükçe, hocamızın büyüklüğünü bir kez daha anlıyoruz.

-Samimi olarak söyler misiniz, baraj probleminiz var mı, yok mu ?
Barajın bir görünür, bir de görünmez engeli var. Görünen engeli yüzde 10’un altında kalan partileri değerlendirme dışı bırakması. Ancak görünmeyen engeli daha da sinsi. Gerçek potansiyeli yüzde 10’un üzerinde olan, ancak kasıtlı yönlendirmeler sonucu şansı düşük gösterilen partileri bir anda yüzde 2’lere mahkum edebiliyor. Son ana kadar yüzde 20’lik bir seçmen kitlesi kararsız kalıyor veya kendini öyle gösteriyor bunların çoğunluğu bize yakın insanlar. Yine iktidar partisine oy verenlerin bir kısmı da, içindeki korkuları bir yenebilse hemen bize oy verecek. Siz rakam sormadan ben söyleyeyim, anket yasakları başlamadan önce AKP’nin yaptırdığı bir ankete göre oyumuz yüzde 7.2 idi. Bizi şimdiden yüzde 11-12 gösteren anketler de mevcut. Bu da tekerleğin takıldığı çukurdan kurtulup dönmeye başladığını gösteriyor. Ufacık bir ivmeyle tümseği aşıyoruz inşallah. Vatandaş da haklı.

BEN VARIM
Çünkü sadece kendi düşüncelerinin ve dar çevresinin etkisinde kalıyor. Biz ise her gün görüştüğümüz yüzlerce kişinin önemli bir kısmının - bir tek benimle olur mu ?- diye düşündüğünü biliyoruz. Sadece onlar oy verse barajı rahat rahat geçeriz. Hani kendini buğday zanneden deli tavuktan korkuyormuş, tedavi olmuş ama yine korkmuş. - Ben buğday olmadığımı biliyorum, ama ya tavuk o da biliyor mu? - demiş. Seçmenleri de o hale getirmişler, - ben oy vereceğim ama ya diğer seçmenler, onlar da verecek mi ?- diye düşünüyorlar. Onun için barajı sandıktan önce kafalarımızda yıkmamız gerekiyor. Merhum Necip Fazıl’ın dediği gibi - kim var ?- denildiğinde sağına, soluna, önüne, arkasına bakmadan - ben varım - diyecek insanlara bol bol ihtiyacımız var. Yine Erbakan hocam - bir çiçekle bahar olmaz - diyenlere - ama her bahar bir çiçekle başlar - diyordu. Bu sözü hangi teşkilat mensubumuza sorsanız bilir.

-Söz merhum Erbakan’dan açılmışken onun vefatı sizi ne şekilde etkiledi?
Biz inancımız gereği, sevdiklerimizin kaybından hüzünlenir, ancak yas tutmayız. Hocamızın daha uzun yıllar başımızda durup bize önderlik etmesini, bu defa tek başımıza iktidar olup, onu tekrar başbakan yapmayı elbette isterdik. Ancak şer gibi gözüken şeylerde de hayır olabiliyor. Kendisinin vefatıyla Erbakan’ı tanımayan veya unutan genç kuşaklar onu tekrar tanıdı, orta ve yaşlı kuşaklar da, bir ömür boyu aleyhinde çalışanlar dahil, onun hakkını teslim etti. Cenazesi devlet ve milletin buluştuğu, barıştığı müstesna bir gün oldu. Partimizin seçmenleri ve sempatizanlarına ilaveten, sırf geçmişte Refahyol hükümetinden aldığı yüksek zamların ve merhum hocamızın hatırı için oy verebilecek yüzde 5’lik bir kitlenin daha olduğunu biliyoruz. Görüştüğümüz seçmenlere soruyoruz, daha bir tane bile - Saadet meclise girmesin, dışarıda kalsın - diyene rastlamadık. Zaten bir ankette Saadet Partisi’ne oy verebilecek seçmenlerin oranı yüzde 97 çıkmıştı. Bunların hepsi birlik olup bir defalığına bu sempatilerini oya çevirseler, dünya seçim literatürüne geçeriz herhalde. Tıpkı diktatörlerin aldığı yüzde 99’luk oylar gibi, düşünebiliyor musunuz ?

-Biraz da seçim vaatlerinize geçelim. En bilinen vaadiniz çalışana , emekliye yüzde 50 zam vaadi. Bunun için kaynağı nereden bulacaksınız ?
Bu çok çetrefilli bir konu değil, zaten sorana da sormayana da kaynağımızı, yani havuz sistemini birlikte söylüyoruz. 1996 da Refahyol hükümeti başa geçer geçmez, kamu kuruluşlarının bankalarla ilişkisini mercek altına almıştı. Bunun sonucunda kar eden kuruluşların kazançlarını düşük faizle bazı özel bankalara yatırdığı, zarar eden devlet kuruluşlarının da aynı bankalardan yüksek faizle kredi aldığı tespit edildi. O zamanın yüksek enflasyon ortamı da göz önüne alındığında, bankaların gereksiz bir aracılıkla yüzde 100 ün üzerinde bir kar sağladığı görülerek bu engellendi ve devletin kasasına giren para, işçi, memur, emeklinin maaşlarına yüzde 100’lerin üzerinde zam olarak yansıdı, böylece esnaf da rahatladı. Tabi şimdi artık yüzde 100 zam verecek bir enflasyon ortada yok ama, yüzde 50’lik bir iyileşmeyi duyan herkesin gözleri parlıyor. Hatta konuştuğumuz birçok kişi, yıllardır zam diye aldıkları simit parasından sonra bize inanamıyor, - yüzde 20 bile yapsanız razıyım - diyor. 1996 yılında da sendikalar çok daha azına razıyken, Erbakan hocamız pazarlıksız daha yükseğini vermişti. Bu olay bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa dolaşıyor. 1996’da küçük çocuk olan gençler şimdi seçmen olmuş, ama onlar bile olayı duymuş. Bir tanesi bile - ben Erbakan’ın yüksek zamlarını duymadım – demedi.

-Maddi konularda başka neler vaat ediyorsunuz ?
Bizim seçim beyannamemizde birçok madde var ama, broşürlerimizde dikkat dağıtmaması için en vurucu birkaç tanesini koyduk. Örneğin herkes doğumundan ölümüne kadar sağlık sigortalı olacak, istismar konusu yapılan yeşil kartları çöpe attıracağız. Tabi hatıra olarak saklamak isteyenler tutabilirler, zorla toplamayacağız.
Üniversite burslarını yüzde 300 artırıp, harçları toptan kaldıracağız. Aynı anda üniversitede birden fazla çocuk okutanlar, hele bir de çocuk gece öğretimi yapıyorsa, ne demek istediğimi iyi anlar sanırım. Esnafı, çiftçiyi de destekleyeceğiz.

-Gelelim sosyal ve manevi konulara hükümeti en çok bu yönlerden eleştiriyorsunuz.
AÖ : Ülkemizde ahlak ve maneviyatı bitirmeye çalışıyorlar. Şuanda yavrularımız ahlak ve maneviyattan yoksun kendi milli değerlerinden uzak yetişiyor. Uyuşturucu kullanma yaşı ilköğretime kadar düştü. 6.sınıf öğrencisinin alkol komasına girdiğini gazetelerden okuyoruz. 8 yıllık kesintisiz eğitim bir facia, ilkokulda taciz olaylarını duymaya başladık. Milli eğitimimiz millilikten uzak. Genel başkanımızın tabiriyle Milli Piyango ne kadar milliyse Milli Eğitim de o kadar milli. Bu konuda çalışması olan ve önce ahlak ve maneviyat diyerek çocuklarımıza sahip çıkacağımızı söyleyen sadece Saadet Partisi’dir. Sadece bundan dolayı anne ve babalar Saadet Partisi’ne oy verseler yeridir.

-Bir de hiç akla hayale gelmemiş Osmanlıca projeniz var …
-Evet, bir edebiyatçı olarak bu hedefimiz beni ayrıca mutlu etti. Mehmet Şevket Eygi beyin bir tespiti var - İngiliz gençleri kaç yüz yıl önce yaşamış Şekspir’i rahatça okur anlar, ama bizim gençleri bırakın tahsillilerimiz bile Fuzuli’yi anlamaz - diye. Şimdi ondan da vazgeçtik, basit bir mezar taşını okuyacak kadar bilgi bile kalmadı, Kur’an okuyan milyonlarca insan da Osmanlıca okuyamayanlara dahil. Size komik bir şey söyleyeyim, çıkın sokağa - atalarımız hangi dili konuşurdu? - deyip Osmanlıca bir kitap gösterin, yüzde 99’u
Arapça der. İnsanlarımız konuşulan dil ile kullanılan alfabeyi birbirine karıştıracak kadar cahil bırakılmış. İnternette, Facebook’ta lüzumsuz milyonlarca bilgi öğrenip kafamızı çöplüğe döndürürüz, ama büyük dedemizle bir irtibat kuramayız, onların eski fotoğraflarının arkasını okuyamayız. İşte bunun için, eğitimin her kademesinde Osmanlıca’yı seçmeli ders olarak koymayı düşünüyoruz .

-Kesintisiz eğitime de oldum olası karşı çıkıyorsunuz , değil mi ?
-Biliyorsunuz 28 Şubat darbesine kadar zorunlu eğitim 5 yıl idi. Dönemin darbe ürünü AnaSolM hükümeti sırf imam hatip okullarının orta kısımlarını kapatıp lise kısımlarını köreltmek için, 8 yıllık zorunlu kesintisiz eğitime geçti. Böylece , imam hatiplerin yanı sıra, meslek okullarının da kaynağını kurutup, hiçbir becerisi olmayan düz liseli milyonlarca genç yetiştirdi. Şimdi bunlar bir tornavida tutmaktan aciz şekilde hayata atıldı. İşte biz bu çarpıklığı düzeltmek için, eski maç taktikleri gibi 4+4+3 sistemini getiriyoruz. 4 yıllık bir temel eğitimden sonra, isteyen istediği okula gidebilecek.

-Peki mevcut hükümetten hiç bahsetmedik, onlar için ne söyleyeceksiniz ?
-Ben bu konuda biraz farklı düşünüyorum. Eminim ki benim kendi partililerim dahil birçok kişi - borç 600 milyar doları aştı, yılda 50 milyar dolar faiz ödüyoruz, ahlaksızlık aldı yürüdü, domuz eti, zina, eşcinsellik serbest, alkol, uyuşturucu alma yaşı düştü, ibadete başlama yaşı yükseldi dememi - bekliyorlar. Ama ben olaya sadece bu hükümet değil, bu meclis, bu sistem gözüyle bakıyorum. Bu meclis hiçbir şeyi çözemedi kilitlendi, sırf A partisini gönderelim dersek onu mumla aratacak bir B partisi gelir. Bu yüzden ben konuşmalarımda hiçbir zaman diğer parti ve şahısları doğrudan hedef almam, konuşmalarımı Saadet’in olması veya olmaması durumlarına endekslerim. Öbür türlü yaparsanız, insanlar bir savunma refleksiyle kendi kabuklarına çekilip , partilerinin en savunulamaz icraatlarını savunan fanatikler haline geliyor. Oysa bizim her partiden her görüşten insanın bu seçimde Saadet’e oy vermesine ihtiyacımız var. Devir, insanları ötekileştirmek, onları mat etmek devri değil onları kazanma devri. Zaten insanlar fıtraten, yani doğuştan iyidir, iyiliğe meyillidir. Hiçbir kimse, eğer psikopat değilse, kasıtlı olarak kötü işler yapmaz. Bu yüzden benim diğer partilere ve adaylara da saygım var, - kendileri değil , tuttukları yol yanlış - demekle yetiniyorum. Seçim çalışmalarımda hiçbir ön yargım olmadan onların seçim bürolarını da ziyaret ediyorum. Yönetim sistemi bozuk olduktan sonra, başına en iyi insanı getirseniz faydalı ve başarılı olamaz. Bu yüzden - iktidara kimin geldiğinden ziyade sistem olarak çözüm vadeden Milli Görüş gelsin -diyorum. Bunu da sadece Saadet Partisi savunuyor.

-Peki seçim çalışmalarınızda unutamadığınız anılar var mı ?
Her gün bir sürü ilginç şey oluyor ama, pat diye sorunca toparlaması tabi biraz zor oluyor. Mesela geçenlerde iki genç hanım öğrenci bizim harçları kaldıracağımıza inanmadı, kendilerine senet imzaladım. İktidara gelip de kaldırmazsak onların harçlarını cepten ödeyeceğim. Yine okul masrafını çıkarmak için lastikçide çalışan bir üniversite öğrencisi kardeşimizi hem takdir ettim, hem de üzüldüm neyse ki o senet istemedi. Yine yaşlı bir teyze emekli maaşı kuşa dönmüş diye bana söylemediğini bırakmadı, ben de yutkundum. Sonra Erbakan hocanın adını duyunca yumuşadı ama beni epey korkuttu. Oy verecek ama benim adımı, sanımı adresimi her şeyi aldı. Yüzde 50 zam vermezsek, beni iğnenin deliğinde olsam bulacakmış, aynen bu sözlerle tehdit etti. Bir de tek tük futbol düşkünleri çıkıyor, biri Türk futbolu için ne yapacağımı sordu, bir diğeri Trabzonsporluymuş, tepki için Saadet’e oy verecekmiş. Yani anlayacağınız insanların çok farklı beklentileri olabiliyor.

-Kararsız veya muhalif seçmenler nasıl davranıyor peki ?
-En çok hatırımda kalan davranış şekli, kararsız veya farklı görüşlü seçmenin - hayırlısı neyse o olsun - veya - inşallah - demesi oluyor. Kendisi ilk defa karşılaştığı için atlattığını sanıyor ama, ben yüzlerce, binlerce defa aynı sözü işittiğim için mesajı alıyor ve farklı ikna yolları deniyorum. Bazen - hayırlı değil evetli olsun - şakası bile işe yarayabiliyor. Bir hanım müşteri halıcı dükkanında 30 tane halıyı tek tek kaldırıp halı seçerken bana - hayırlısı neyse o olsun - dedi. Ben de - yenge o zaman sen de en hayırlı halıyı al ve eve git - dedim. - Aaa olur mu öyle şey ? Tek tek bakacağım - deyince - bir halıyı inceleyip duruyorsun , seni 4 yıl idare edecekleri niye şansa bırakıyorsun ? Geçmiş hükümetlerin karnesini bir incelesene - dedim bana hak verdi.

-Yoğun çalışmalarınız arasında epey zamanınızı aldık, son olarak bir şey söyleyecek misiniz ?
Seçmenlerimizden şunu rica ediyorum, - bir tek benim oyumdan ne olur veya benim şikayetim yok -demesinler. Çünkü, Hz. Ömer’in Dicle kenarında kurdun kaptığı kuzudan kendini sorumlu hissetmesi gibi, herkesin diğer herkes üzerinde hakkı var. Oy vermekten kaçınan veya yanlış bir yere oy veren herkesin bundan sonra gelecek yönetimlerin tüm yanlış icraatlarında sorumluluğu olacaktır. Oyların boşa gitme endişesine gelince, haklı bir davayı güdüp barajı geçemeyen partiye verilen oy mu, yoksa barajı geçen ama seçmen beklentilerini boşa çıkaran, onları inim inim inleten bir partiye verilen oy mu boşa gitmiştir? Son 9 yılın iktidar ve muhalefetlerinden memnunsak, oyumuzu nereye verirsek verelim fark etmez, eski tas eski hamam devam eder. - Sade bu ülkeye değil , bütün insanlığa saadet lazım, o yüzden Saadet’i seçelim - diyerek sözlerime son veriyor, okuyucularınızın şahsında tüm milletimize saygı, sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum.
Biz de çok teşekkür eder , başarılar dileriz.

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim