• BIST 89.282
  • Altın 145,897
  • Dolar 3,6363
  • Euro 3,8917
  • Kocaeli : 3 °C
  • İstanbul : 11 °C
  • Sakarya : 3 °C

Yüzleşmek mi, yüzsüzleşmek mi?

M.Tanzer Ünal

“Yüzleşmek“ kelimesini ilk kez “dışarıdan birileri“ kullanmıştı.
O “dışarıdan birileri“, biz Türkler’i “Ermeni soykırımı“ yapmakla suçluyordu.
Ve ikide bir ”Tarihinizle yüzleşin! Tarihinizle yüzleşin!” diyorlardı.
Bıkmadan usanmadan…
Köşeye sıkıştırmak için…
Salt ülkemize kötülük olsun diye…
Sonra…
O “dışarıdan birileri“ ile içli dışlı olan “içeriden birileri“, durup dururken başımıza “Dersim olayları“nı sardılar.
“Dersim’le yüzleşelim! Dersim’le yüzleşelim!”
İyi, yüzleşelim arkadaş da, 0 “dışarıdan birileri“nin ağzıyla konuşmanın ne anlamı var?
O, adı üstünde düşman.
Düşman, düşmanlık olsun diye, istediği gibi konuşur.
Ya siz? Ya biz?
Vatanımız ve milletimizle ilgili konularda, her kelimeyi ölçerek biçerek konuşmalıyız.
Bunu yapmazsak, söylediklerimizin faturasını bir gün önümüze koyarlar.
***
Sonra, yüzleşelim de, neyi yüzleşeceğiz?
Aramızda kavga mı var?
Ayrılık gayrılık mı var?
Neyin yüzleşmesi bu?
“Yüzleşme“nin sözlük anlamı şöyle:
“Aralarında anlaşmazlık olan insanların veya toplulukların, anlaşmazlık konusunu, kendi açılarından anlatmaları, açıklamaları.”
İyi de…
Biz bir milletiz.
Kaynaşmış bir milletiz…
En azından, bir süre önceye kadar öyle idik.
Bir süre önce bizi, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Alevi, Sünni diye ayrıştırmaya başladılar.
Herkes şimdi karşısındakinin soyunu sopunu araştırır oldu.
Etnik ve dinsel farklılığı olan insanlar, birbirlerine “yan gözle” bakmaya başladılar.
Toplumda huzur kalmadı.
“Ötekileşme“ hızla yayıldı.
Dediğim gibi…
Yüzleşme isteğinin, bir düşman ülkeden gelmesi gayet doğal.
Günün birinde, içimizden birilerinin yüzleşme isteyebileceği, hiç aklıma gelmezdi.
Oldu bir defa.
Başbakan Erdoğan, salt CHP’yi bölgede güç durumda bırakabilmek, halkı CHP aleyhine kışkırtabilmek için, ülkemizin çıkarlarını göz ardı etti.
Türkiye şimdi, uluslararası kamuoyunda, ”kendi halkına katliam uygulayan ülke” konumunda.
Sen, bu saatten sonra, istediğin kadar, ”Biz Ermeni soykırımı yapmadık“ de, nafile…
Türkiye’nin kendi halkına katliam yaptığı, bizzat Başbakan’ın ağzından tescillendiğine göre, Ermeni soykırımı iddiasını çürütmemiz çok zor.
Dünya kamuoyu şöyle değerlendirir: ”Kendi halkına katliam yapan, Ermeniler’e hayli hayli yapmıştır.”
Neresinden bakarsanız bakın, ülkemiz için “talihsiz” bir gelişme.
Erdoğan, bir ağacı (CHP) yakayım derken, tüm ormanı kül etti.
***
Dersim tartışmasında, Recep Tayyip Bey’in bir “kurnazlığı“ daha ortaya çıktı.
Dedi ki: ”Dersim’i devlet değil, CHP bombalamıştır.”
PKK ile kim görüşme masasına oturmuştu?
“AKP değil, devlet…”
Demek ki, işine gelince devlet, işine gelince parti…
Bir insanın kendisini akıllı, karşısındakileri ise aptal sanması kadar tehlikeli bir durum yoktur.
Yazık…
Sonra, kavram kargaşası yaratarak CHP dönemine yüklenmenin anlamı ne?
Diyelim ki, söylediklerini millet yedi ve CHP silindi gitti…
Ne olacak yani?
Türkiye size mi kalacak?
***
Erdoğan’ın şu söylediklerine bakın!
Sürekli Kılıçdaroğlu’nun etnik kökenini ve dini inancını sorguluyor.
“Şu anda başında bulunduğun partinin ödettiği faturadır. Dersim faturası… Sen özür dileyeceksin. Başka parti yok, sadece senin partin, sadece siz varsınız. Tuncelilisin, işte bunu söyle, neden kaçınıyorsun?
Aşiretini, mensup inanç sistemini söyle, niye kaçınıyorsun?”
Böyle şey olur mu?
Türk siyasetinin gündemi bu kadar sığ mı?
Aslında, Başbakan Erdoğan, ”Başka parti yok, sadece senin partin, sadece siz varsınız“ derken, farkına varmadan bir gerçeği dile getiriyor.
O gerçek şu: Türkiye’de 1946 yılına kadar herkes CHP’liydi. Başka parti yoktu. Bütün partiler CHP’den doğdu.
Bu nedenle 1946’dan önceki olaylar için sadece CHP’yi sorumlu tutmak haksızlık olur.
Ortada bir hata, bir eksiklik, bir haksızlık varsa, o dönemde yaşayan bütün vatandaşlar bundan sorumludur.
Recep Tayyip Erdoğan’ın büyükleri de bu sorumluluğa ortaktır.
Biraz önce belirttiğim gibi…
O tarihte CHP demek, devlet demekti.
Başka parti yoktu.
“Biz karşı çıktık, ama CHP yaptı“ demek mümkün değil.
Biliyorsunuz…
Demokrat Parti’yi kuranlar da CHP’nin içindeydi.
Celal Bayar, o günlerde CHP milletvekiliydi.
Adnan Menderes ise parti müfettişi…
Dahası var…
Dersim isyanını bastıran pek çok general, daha sonra Demokrat Parti saflarından Meclis’e girdi.
Bayar da Menderes de bu generallerin milletvekili olmalarına karşı çıkmadı.
Başbakan, ”Biz Demokrat Parti’nin devamıyız“ diyor ya…
Şunu unutmasın!
Demokrat Parti’nin liderleri Celal Bayar ve Adnan Menderes, Dersim bombalanırken, CHP üyesi idi.
Bu mantıkla bakarsak…
Dersim olayının içinde, CHP ne kadar varsa, AKP de o kadar var.
***
Erdoğan, CHP’yi suçlarken bir şeyin farkında değil.
Ne dedik?
O dönemdeki CHP, devleti kuran partidir.
Bağımsızlık savaşını sürdüren ve kazanan partidir.
Recep Tayyip Bey, madem o dönemden sadece CHP’yi sorumlu tutuyor…
Bağımsızlık savaşını kazanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurma şerefini de CHP’ye bırakıyor demektir.
***
Her devletin kuruluşunda sancılı dönemler olmuştur.
İstenmeyen olaylar gelişmiştir…
Ancak o olayları, o günün şartları içinde değerlendirmek lazım.
1937’nin olaylarını bugün yargılamaya kalkarsanız…
Hele hele, bunu siyaset malzemesi yaparsanız, doğru bir davranış olmaz.
Tarihi rahat bırakalım!
Tarihten ders alalım, ama menfaat sağlamaya çalışmayalım.
Yüzleşelim derken, yüzsüzleşmeyelim!

Bu yazı toplam 844 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim