• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Kocaeli : 22 °C
  • İstanbul : 20 °C
  • Sakarya : 22 °C

Zamanla “din” zannettiklerimiz…

Hasan Altınkaya

Tüm İslam alemi ve ülkemiz için hayırlı olması duasıyla girdiğimiz mübarek üç aylarda, insan olduğumuzun farkına varabilmemiz için birçok fırsat çıkacak önümüze. Bu hafta farklı konulara değinmek niyetindeydim. Etrafımızda olup bitenlere, ya da olmayıp oldu gibi gözüken şeylere… Fakat sandığımızdan daha fazla sorumluluk sahibi olduğumuzun farkına varmamız gereken günler gelince, yazının konusu ister istemez bu yöne çevrildi.

Nedir acaba bu bahsettiğim sorumluluklar? Kendimize, ailemize, çevremize, bulunduğumuz ortama ve tabi ki Allah’a karşı hangi sorumluluklarımız var, ne kadarını yerine getiriyoruz, neler yapamıyoruz, hangilerini elimize yüzümüze bulaştırıyoruz? Bunun gibi sorguladığım ya da bir ucundan tutup bir şeyler söylemek istediğim o kadar çok konu var ki… Uzun süredir yazmayı düşündüğüm, bu aylara kısmet olan konular… Alışkanlıkların din gibi kullanılması mı dersiniz, dilde Allah korkusundan bahsedip gerçekte korkusuz yaşayanlar mı… Hepsi ayrı sorulama sebebi….

Son zamanlarda kafama çok takılan bir konu; ölüye saygı. Hepimizce malum, özellikle mezarlıktan geçerken müziğin sesi kısılır saygı gereği. Ne saygısıysa artık… Ya da mezarlığa girince başlar örtülür filan... Bir de yerel yönetimlerin saygısı var ki sormayın! Tüm hizmetler karşılanır siz öldükten sonra. Tek kuruş ödemezsiniz gömülmek için. İyi de arkadaş, bu adam yaşarken ne kadar değer veriyordun ki ölünce en iyi hizmeti veriyorsun? Ya çocuğuna iş istemek için gittiğinde belediyede sallanmıştır, ya torpili olmadığı için yüzüne bakılmamıştır, ya da herhangi bir yardım isteğinin önüne bir sürü engel konmuştur. Her şeyi geçtim, sebepsiz bir tebessüm bile gördüğü olmamıştır ömrü boyunca. Yaşarken aç mı tok mu diye soran olmazken, derdini anlatamazken, insan olmanın hiçbir faydasını görmezken, ölünce büyük saygı görüyor insan. Yalnızca makam ya da para sahibiyse insanın adam yerine konulduğu bir dünyada, nedir cansız bedene bu saygı? Niye yaşarken bilinmiyor insanın kıymeti? Biz ne zaman saygıyı “mezarlıktan geçerken müziğin sesini kısmak” olarak algılayan bir toplum haline geldik? Bir kez hatırını sormadığımız, arkasında birileri olmadığı için yüzüne bakmadığımız bir kimsenin öldükten sonra mezar tahtasını alıp üzerine gül suyu dökmenin kime ne faydası var Allah aşkına? Varsın dökmesinler, varsın tahtayı da almasınlar ama yaşarken insana değer versinler! Hiç değilse, yaratandan ötürü…

Bir de meselenin ezan boyutu var elbette. Özellikle kahvehanelerde ezan okunurken televizyonun, radyonun sesi kısılır. Bunu yapmadığın takdirde ayıplanırsın ya da eleştirilirsin. Ancak ayıplayanların çoğu, namazı kılmaya yeltenmez. Saygı göstermek farz değil halbuki, namaz kılmak farz. Sesleri kısarak vicdanını rahatlatıp, “en azından ezanın dinlenmesine vesile oldum” diye de düşünür muhtemelen. Böyle saçma bir anlayış olabilir mi? Bu gibi birçok yanlış tutum toplumun yakasına yapışmış, beyinlere işlemiş ve ne yazık ki değişmiyor. Camide dedikodu yapan cemaatimiz bile var. İmamla cemaatin küs olduğu durumları biliyoruz. Yahu, biz nasıl müslümanlarız böyle? Sorgulamamız gereken, kendimize çeki düzen vermemiz gereken o kadar çok şey var ki… Alışkanlıklar dinin önüne geçmiş, dinin esasen emrettikleri olan ibadetler de bir şekilde vicdanlarda aklandırılır olmuş…

Sorumluluklardan bahsettik ya, sadece kendimizle sınırlı kalmamalı. Elimizle, dilimizle bir şeyleri değiştirmeye çalışalım artık. Bulunduğumuz konum ne yapmayı gerektiriyorsa… Kişi kendi kadar çevresinden de sorumlu. Hele ki yöneticiyse, bir kat daha artıyor sorumluluğu. Herkes mutlaka Allah’a hesap verecek ama hesap sorması gerekenler sormuyor, soramıyorsa, bunun hesabını da vereceklerini bilmeliler.

Özellikle Diyanet yetkililerine bir önerim var. Gelin, doğru bilinen yanlışları, hurafeleri, adet edindiğimiz saçmalıkları bu millete bir açıklayın. Allah’a karşı iyi bir kul olmanın neler yapmaktan geçtiğini bize doğru bir şekilde anlatın. Eline bir şekilde iktidar gücünü alanlarla özel ilgilenin. Hayatında göremeyeceği kadar para ve güce bir anda sahip olan insanın psikolojisiyle uğraşın, nefsine yenilmemesi için neler yapması gerektiğini anlatın. Yenileni uyarın. İhalede avanta alıp çekilmenin de kurumu zarara uğrattığı için haram para yemek olduğunu açıklayın. Gücü elinde bulunduranların kağıt üzerindeki hilelerle insanların cebinden aldıkları haksız kazançların da kul hakkı olduğunu söyleyin. Neden yalnızca yazın çocuklara, hafta içi kadınlara din eğitimi veriliyor? Kurumların, derneklerin yönetim kadrosunda olanlara da Hz. Ömer, Hz. Ebuzer anlatılsa ya?... Mensup olduğumuz dinin peygamberi anlatılsın doğru düzgün. Bunların hesabının ağır olacağı, kısa bir hayat için bu kadar haram para kazanmanın aptallık olduğu anlatılsın sürekli, çivi gibi kafalarına çakıla çakıla hem de. Yatırımcıyı soyup soğana çevirerek o parayla hayır yapmanın yanlış olduğu, “Müslüman zengin olmalı” gibi bir anlayışa sahip olup da, zengin olmak için her yolu mubah görmenin saçmalığı özellikle anlatılsın.

Ben kendime düşeni yapıp bu gibi mevzulara bu satırlardan daha sık değinmeye çalışacağım. Bir yanlış anlayış bile doğruya dönse, neler kimler kurtulur bilemeyiz. Siz de yapın; elinizden geldiğince okuyun, anlayın, düşünün, anlatın, tartışın…

Bu mübarek günlerin hayırlara vesile olması dua ve temennisiyle…

Bu yazı toplam 1489 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
cenk
10 Nisan 2016 Pazar 10:23
10:23
Syn.Hasan Altınkaya,
Bu gazetede bir köşesi olup da yazanların pek çoğu ne hikmetse uzman olduğu
konuları olmadığı halde sürekli okurlara din dersi vermektedirler ! Siz de bu yazınızda
aynı şeyi yapmşsınız.Önceike hemen ifade edeyim ki, asıl sizin bu yazınız "din oduğunu
zannettiklerinizin beyanı olmuş ! Bir defa, dine saygı hususunun ufağı-büyüğü, yerlisi-yersizi
olmaz! Din konusunda en küçük veya önemsiz gördüğünüz bir tazim davranışı insana çok büyük
sevab kazandırabileceği gibi, başkalarına örnek bir davranış da olabilir...Ölüye saygı dediğiniz
husus ise, daha çok cenaze sahiperine o acılı gününde yapıan insani yardımdan ibarettir. Eleştiri getirdiğiniz
kabristanlık yanından geçerken müziğin sesinin kısılması hususunda kimsenin kimeyi zorladığını
hiç sanmıyorum. Siz bu yerlerden geçerken --müziğin sesini kısmak şöye dursun-- isterseniz
hususi davul-zurna da çaldırabilirsiniz ! Bu size kalmış bir şey ! Diyanete din öğretme gayretiniz maaesef
tereciye-tere satmak isteyenlerin gayretine benzemiş ! Bence siz dini öğrendiğiniz ve tedris ettiğiniz
yerleri değiştirin diyorum!
dvc
09 Nisan 2016 Cumartesi 17:26
17:26
hatice hanım acaba siz kuran-ı kerime göre hareket ediyonuz mu? hayatınıza yansıtabiliyonuz mu?
kocaelisporlu
09 Nisan 2016 Cumartesi 13:16
13:16
soluksuz okudum kardeşim. bende aynı fikirdeyim. bu yazıdan bile yanlış anlamlar çıakrtanlar olabilir.
hatice sarman yetimoglu
09 Nisan 2016 Cumartesi 00:40
00:40
kalemine saglik ayrica camiye 5 vakit namaz icin giden adamlar biraz da siz okusaniz kuran ne anlatiyor bize diye merak etseniz
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim