- 10 Ağustos 2018

Serpil Özok Yunanistan adalarını yazdı | Komşu adalarda tatil…

mask

Bu sene yaz tatilini planlarken, sevgili dostlarımız Av. Fahri ve Nalan Örengül’ ün hukukçu adayı kızları Başak ile birlikte yapacakları Yunan Adaları gezisine dahil oluverdik, çok da iyi yaptık… Dört günlük gezimiz Çeşme Limanından ETS Tur’un gemisine binmemiz ile başladı. 1992 yapımı gemi 900 yolcusu ile ilk durak Mykonos Adasına doğru yol alırken, önce can yeleklerinin nasıl kullanılacağı, acil durumlarda nerelerde toplanılacağına ilişkin zorunlu bir tatbikat yapıldı.

Geminin animasyon ekibi ve sadece üç kişilik orkestrası çok başarılıydı, dört gün boyunca sergiledikleri şovlar ve konuklar ile iletişimleri övgüye değer. Keza gemi mutfağı da başarılıydı ve tam pansiyon sunumların yanında günün her saatinde taze çay ve nescafe ikramları aksamıyordu. Tur şirketinin rehberleri de uzun yıllardır yaptıkları Ada turlarında iyice uzmanlaşmışlar ve limanlarda aksilik olmadığı takdirde programlarını dakik olarak uyguluyorlar.

Gemide sunulan hizmet, alınan ücretle mütenasip, ancak her yurt dışı gezide olduğu gibi eğer tek başınıza gezmeye yeterli lisan ve cesaretiniz yok ise, size sunulan turlardan satın almak zorundasınız. Ancak fiyatları ile karşılaştırıldığında, tur programları ve alınan hizmetler  her zaman tatmin edici olmuyor…

Ayrıca gemi yolculuklarında gemiler belirlenen saatlerde limanları terk etmek zorundalar ve gemiye dönemeyen yolcuyu beklemiyorlar. Bu da tur gruplarından ayrı yapılacak bireysel gezilerde heyecana yol açıyor. Biz önceki yıllarda da 16 katlı bir  Cruise ile  Orta Akdeniz’i gezdik ve 3.000 yolcunun her gün gemiden çıkıp, belli saatte gemiye dönmesinin seremonisine ve planın aksatılmadan işletilmesinin heyecanına tanık olduk.

Gemi seyahatleri, her şehirde ayrı otele yerleşmeden, bavul açıp-kapatmadan, gezerken yorulmamayı sağlıyor ve bu nedenle belli yaşlardan sonra cazip gelebilir. Ancak karaya çıkılan kısıtlı zamanlarda gezdiğiniz şehri özümsemeniz çok zor. Bu nedenle ziyaret ettiğimiz üç adayı doya doya gezdiğimiz, önerilen mekanların tamamını gördüğümüz söylenemez. Bu gezi adeta “ortaya karışık” tadında ve adalar hakkında genel bir izlenim edinmeyi sağlıyor. Bana bu da yeter derseniz  ne ala, ama yazın en sıcak aylarını tercih etmeyin derim… Ege Denizi’nin rüzgarı dahi serinletmeyebilir…

MYKONOS’A DOĞRU YOL ALDIK

Gemi Mykonos’a doğru yol alırken üst güvertede havuz başında güneşlenebilirsiniz, saatler ilerleyince gemi personelinin bayrak geçiş töreni başlayacak… Gemide ağırlığı Türk ve Yunan olmak üzere toplam on iki ülkeden personel var ve her birisi kendi ülkesinin bayrağı ve yerel danslarıyla gösterisini yapıyor. Son bayrak, bayrağımız… Çoğu yabancı olan tüm animasyon ekibi ve dansçılar hep bir ağızdan 10.yıl marşını söylüyorlar…

MYKONOS’A VARDIK

Gece ilk adaya, Mykonos’a varıyoruz. Ekstra turlardan taverna gecesini seçtiğimiz için pişmanız. Sıradan bir lokantada, ruhsuz bir şekilde yapılan sirtaki hiç tat vermiyor. Gemi yolcularının, Türkiye’de öğrenip, sergiledikleri sirtakiyi izlemek daha keyifli… Gece bitmeden Mykonos sokaklarına dağılıyoruz ve gerçek eğlence ve özgürlük dedikleri her şeye tanık oluyoruz…

Yel değirmenleri arasında, bembeyaz, tertemiz ve daracık sokaklarda kayboluyoruz. İyi ki kaybolmuşuz diyerek yeni sokaklarda buluyoruz kendimizi. Her seyahatimde sürekli fotoğraf çeken ben, bu kez gördüğüm güzellikleri gözüme hapsetmeyi yeğledim… Özgürlük ve eğlencenin adeta tavan yaptığı bu adanın yerli halkının ise son derece muhafazakar olması, neredeyse  her evin yanında kırmızı kubbeli şapeller ile doğru orantılı…

Mykonos’ta sıcağın etkisini yayarak, azaltan yuvarlak, kubbemsi tavanlar ve yuvarlak hatlı, beyaz badanalı, mavi pencere ve kapılı evler tüm mimari özellikleriyle şirin mi şirinler…

Suyun olmadığı bir adada, deniz suyu arıtılarak kullanılıyor ve tüm ihtiyaçları ana kara dedikleri Yunanistan’dan karşılanıyor. Kupkuru görünüşlü, kışın sadece on bin kişinin yaşadığı bu adaya yazın bir yılda 5,5 milyon turist geldiğine inanmak zor. Adanın küçük havaalanına inen lüks jetler, özel uçaklar vaktiyle bu adayı dünya jet sosyetesine tanıtan Yunan armatör Onasis'in eseri…

Biz, gece 01.30 da gemimize dönerken Mykonos’da eğlence yeni başlıyordu dersem, adada ki yaşamın özetini yapmış olurum… İkinci gün saat 20.00’ye kadar Mykonos’ dayız ve bu kez Paradise plaj turuna katılıyoruz. Adanın en güzel, en eğlenceli plajı …Saat 16.30’dan sonra müzik giderek hızlanıyor ve çılgın bir dans partisi başlıyor. Aklımda kalan  tek şey,  bu özgür ortamda, kimsenin kimseden rahatsız olmaması ve kimseyi rahatsız etmemesi… Her şey kendi doğallığında… Yılbaşı gecelerinde Taksim meydanında yaşanılan taşkınlıkları düşünüyorum da… Bu küçük ada, topu hepi 86 km2 lik bir kaya kütlesi… Tanınır olması daha elli yıllık bir olay… Turizmcilerin bu adadan alacakları çok dersler olsa gerek… Biz ise sadece yolcuyuz ve Mykonos’dan Rodos’a doğru süzülmeye başlıyoruz…

İKİNCİ DURAĞIMIZ RODOS;

Neolitik dönemden beri yaşamın sürdüğü, tarihinin her döneminde ele geçirilmek istenen ,1947 yılından itibaren de Yunanistan’a ait ve 12 adaların en büyüğü Rodos.

Dört günlük gezimizin ikinci durağındayız. Tapınak Şövalyeleriyle tanınan Rodos adasında Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte başlayan 400 yıllık Osmanlı egemenliğinin izlerini sürmeye Mandraki Limanından başlıyoruz.  Mandraki Limanının girişindeki iki geyik heykeli dünyanın yedi harikasından birisi olarak kabul edilen Rodos heykelinin iki ayağının bastığı yerleri simgeliyor. Rodos heykeli ile ilgili rivayet muhtelif… Yunan tanrılarından Helios’un 32  metre yüksekliğinde ki tunç heykeli , elinde olduğu düşünülen meşale ile  gemicilere yol gösterip, şehri koruyormuş…Bugün heykelin ayaklarının bastığı yerde iki geyik heykeli var ve  Aziz Nicolas kalesi ve geyiklerin arasından Mandraki Limanına girmek denizciler için çok etkileyici olsa gerek…

Rodos şehrinin merkezinde görkemli bir kale içinde ki eski şehre,  heybetli kapılardan giriş yapılıyor. Kapılardan girdikten sonra labirent misali onlarca sokakla karşılaşınca bu adayı fethetmenin kolay olmadığını anlıyorsunuz. Bu nedenle Rodos ortaçağın en iyi korunan şehri olmuş, her sokak, hatta her ev, saldırılara karşı durulacak şekilde planlanmış. Bu nedenle Kanuni Sultan Süleyman’ın kuşatması çok uzun sürmüş ve sağ kalan şövalyelerin canları bağışlanıp Malta’ya gönderilmeleri vaadiyle ada teslim alınmış…

Osmanlıdan kalan eserlerin başında Pargalı İbrahim’in Kanuni Sultan Süleyman için yaptırdığı camii ve caminin karşısında Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi geliyor. Kütüphane, 600 küsur yıllık el yazması Kuran-ı Kerim ile birlikte 2500 adet eseri barındıran önemli bir tarihi mekan…            Rodos’ta Şövalyeler caddesi ve Büyük Şövalyeler Sarayı 14.y.y ‘dan  bu yana korunmuş ve şövalyelerin  armalarıyla süslü sokaklardan geçerek bu görkemli müzeyi gezmek etkileyici…      Eski şehrin buluşma noktası ise dört tarafı yiyecek ve eğlence mekanları , turistik eşya satan dükkanlar ile çevrili Hipokrat meydanı… Lindos ‘da Athena tapınağı, akropol, sayısız koylar ve plajları ile Rodos Adası turizmin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyor…

SANTORONİ ADASI

Son durağımız Santoroni, M.Ö 1500 yılında büyük bir volkanik patlama ile oluşmuş bir ada ve falezler üzerine inci taneleri gibi yayılmış bembeyaz, yuvarlak evleri, mavi kubbeli kiliselerini gözüme hapsettim… Volkanik kumsallar, siyah kaya ve kumlar, bembeyaz evler, suyu olmayan adada rengarenk çiçekler, meyve ağaçları ve üzüm bağları şaşırtıyor… Bu kadar kurak bir adada, ısının  düştüğü gece saatlerinde  meltem rüzgarları ve volkanik toprak, üzümlerde biriken nemi alarak bağları büyütüyormuş…

Santoroni Adası 1956 yılında bir volkanik deprem daha yaşamış ve etkinliği devam eden bir yanardağ aslında. Bunu bilerek Santoroni’ de yaşamak cesaret istemez mi? Ama diğer yandan güneşin en güzel battığı, muhteşem gün batımlarının seyredildiği yerde, bu ada… Oia ve Fira köylerinde ki küçük değil, küçücük otellerin jakuzi büyüklüğünde havuzları ve iki şezlongluk seyir terasları günlüğü 400-500 eurodan başlayarak satılıyormuş. Oda fiyatı değil, göze hapsedilecek günbatımlarının bedeli olarak…

Mykonos ne kadar bekarlara hitap ediyorsa, Santoroni’ de de o kadar çiftler düşünülmüş. Romantizmin en yoğun yaşandığı bu ada balayı için tercih edilen destinasyonların başında geliyormuş… Ancak tüm adalar gibi belki daha da fazla pahalı bir ada Santoroni…Magnet dışında alışveriş yapmaktan kaçındım ama torunum Yağmur’a birkaç parça hediye almaktan kendimi alıkoyamadım… Santoroni’ye gemi yanaşmıyor ve açıkta demir atıyor, yolcuları tender bot denilen küçük tekneler ile güvenli bir şekilde kıyıya çıkarıyorlar.

Otobüsler ile son derece dar ve zor yollardan, adayı kuşbakışı seyretmek  ve resim çekmek için  Profitis İlias tepesine çıkarılıyoruz. Karşımızda kupkuru bir toprak parçası var ama sürprizler ile dolu.

Oia köyünde bembeyaz evler, taraçalar, mavi kubbeli sayısız kilise ve şapeller ve renk cümbüşü içinde romantik bir yürüyüş yapıyoruz ki, Santoroni ile ilgili gördüğünüz tüm fotoğraflar neredeyse Oia’ da çekiliyor… Adanın merkezi ise Fira ve alışveriş yapmak üzere burada ki dükkanlara dağılıyoruz, klasik hediyelik eşya dükkanlarının yanında çok sayıda tasarım ürünler satan yerlerde var ancak yukarda belirttiği gibi özellikle bu ürünler çok pahalı, seyretmekle yetinin…

Ve ada gezisinin sonunda teleferikle kısa bir yolculuk ile Fira limanına inip, botlar ile gemimize geri dönüyoruz. Santoroni ’nin simgesi katırlar halende kullanılıyor ama parkur,  yolcu için de eziyetli, katır içinde, rehberimiz de tavsiye etmedi, takdir ettim…

Sevgili eşim Av.Kazım Özok ile birlikte, sevgili dostlarımız Av.Fahri Örengül ve Av. Nalan Örengül ve Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuyan güzel kızları Başak Örengül ile güzel bir dört gün geçirdik. Adli tatildeydik, adı tatildi, ama masada beş hukukçu bir araya geldiğimizde yine hukuk konuştuk, sevgili Başak’ın taze bilgilerinden yararlandık, O’na tecrübelerimizi aktardık ve göz açıp kapayana kadar Çeşme Limanı’na döndük…

**

Yazımın sonucuna gelince;

Bu gezi tavsiye edilir mi? Evet, aynı denizi, aynı havayı paylaştığımız, yanı başımızda ki bu kurak, kaya kütlesinden ibaret adalara gidip, olmayan güzelliklerin nasıl pazarlandığını görmeliyiz ki ülkemizde var olan güzellikleri korumayı, kollamayı, tanıtmayı, pazarlamayı öğrenelim…

Bir daha gider miyim? Kendi adıma hayır… Bir kere gidip, görmeyi yeterli buldum… Adaların da bana ihtiyacı yok zaten, Santoroni’ ye aynı gün üç Cruise yanaşınca teleferik bir günde on bin kişi taşıyormuş, her ada yılda 5,5 milyon turist ağırlıyormuş, Yunanistan Avrupa’nın şımarık çocuğu olmasın da kim olsun… Bir başka gezi notlarında buluşmak üzere, iyi tatiller…

2/20
mask

1

Av.Fahri ve Av. Nalan Örengül, kızları hukukçu adayı Başak ve sevgili eşim Av. Kazım Özok ile birlikte yolculuğumuza başlıyoruz.

5/20
mask

4

Rodos 'daki Mandraki Limanı’na Rodos heykelinin ayaklarını simgeleyen geyik figürleri arasından giriliyor.

9/20
mask

8

Rodos kale içine heybetli kapılardan giriyoruz. Av. Nalan Örengül ve kızı Başak ile birlikteyiz.

15/20
mask

15

Kiklad takımadalarının başkenti Santoroni ve komşu adaları simgeleyen bir çalışma.

18/20
mask

Ailecek özçekim

Başak, babası Av.Fahri Örengül ve annesi Av. Nalan Örengül ile birlikte Rodos adasında özçekim yaptı.

19/20
mask

Papağan...

Av.Fahri Örengül, Rodos Adası’nda bir papağanı omzuna alarak onu konuşturmaya çalıştı.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz