AŞAĞI VE YUKARI HEREKE

HABER MERKEZİ
HABER MERKEZİ Tüm Haberleri
AŞAĞI VE YUKARI HEREKE
AŞAĞI VE YUKARI HEREKE
+8
Haber albümü için resme tıklayın

Recep KANKAL

İki bölümden oluşan Hereke’nin aşağı ve yukarısı arasında Küllük ve Kışladüzü adlı iki mahalle daha oluşturulur. Yukarı Hereke, Marmara Depremi sonrası sahilden yukarıya doğru göç eden vatandaşların gelişiyle nüfusu artışa geçer. O tarihlerde yeniden yapılan binalarla Yukarı Hereke’nin 2 km ötesinde yeni konutlar yapılır, bir mahalle oluşturularak 17 Ağustos adını alır. Yukarı Hereke’nin üst kısımlarında mesire alanı olarak uğrak noktası olan Hereke Yaylası da vardır. Burası kampçılar ve piknikçiler için önemli bir duraktır. Denizden bir hayli yüksektedir. Buradan Körfez’i bir baştan bir başa seyre doyum olmaz. Herekelilerin baharla birlikte kutladıkları geleneksel Hıdırellez Bayramı da burada kutlanır, tepedeki türbeye gidilip dualar edilir. Herekeliler buna Hacet Bayramı da derler. Şenlikli ve kutlamalı bir bayram havasında dostluk ve kardeşlik için geçer. Özelleştirmenin ardından ağır şartlar altında faaliyetlerine devam eden Hereke Kumaş Fabrikası’nın 1995’te kapanması sonrasında Hereke’nin tarihinden bir yaprak daha düşer. Şimdilerde Milli Saraylara bağlı olan fabrikaya ait binalar, müze olarak açılacağı günleri sayıyor.

HEREKE’NİN DOĞAL AFETLERLE İMTİHANI

Hereke birçok doğal afetle de imtihan olmuştur. 1894 İstanbul Depremi’nde Hereke bile sallanmış hatta fabrika hasar almıştır. 4 Eylül 1931 senesinde de çıkan yangın bu fabrikanın muhtelif altı dairesinin kül olmasına sebebiyet vermiştir. 500 kişinin bütün uğraşlarına rağmen söndürme araçlarının noksanlığından yangın her dakika biraz daha büyümüş ve gittikçe bir felaket şekli göstererek tarak, vargel, hallaç dairelerine sirayet etmiş. Genel olarak zarar ve ziyan 200 bin lira olan bu yangın neticesinde 150 kadar işçi bir süre açıkta kalmıştır.

***

Yine bir doğal afet de 8 Eylül 1949’da yaşanan sel felaketidir ki en çok zarar gören yer Hereke olmuştur ve Hereke Kumaş Fabrikası sular altında kalmıştır. Türbin dairesine dolan sular fabrikanın durmasına sebep olmuştur. Elektrik bağlantısı kesildiği için kasaba karanlıkta kalmıştır. Birçok kumaş ve iplikler de sular altında kalmıştır. Fabrika birkaç hafta işleyemeyecek duruma gelmiştir. Yağan şiddetli yağmurlar yüzünden Hereke civarındaki bir köprüde bazı arızalar görülmüş ve bu münasebetle tren seferlerinde gecikmeler yaşanmıştır. Bu hadiseler dışında Hereke’de bir de tren kazası yaşanıyor. Hem de istasyonun önünde gerçekleşen bu feci kazada iki tren kafa kafaya çarpışıyor ve bir kişi de hayatını kaybediyor.

**

El dokuması bu nadide eserlerin, fabrikanın sel ve yangınla tahrip olması ile de bir müddet üretimi sekteye uğramıştır. Yangından 8 sene sonra 1939’da New York’ta gerçekleşen dünya sergisinde bile sergilenmek üzere günlerce dokunarak halı dahi gönderilmiştir. Bu tabi ilk gönderim değildir. Osmanlı arşiv belgeleri incelendiğinde II. Abdülhamid’in de bu halıların kıymetini bildiği anlaşılır. Bu yüzden 1893 senesinde Amerika’da gerçekleşen Chicago Dünya Fuarı’na göndermiş ve yabancıların ilgisini çekmiştir. Öyle ki bugün adından çokça söz edilen Lahey Adalet Sarayı'nın ana salonundaki halı dahi Hereke’den dokunarak gönderilmişti. Sultan II. Abdülhamid tarafından özel olarak 1907 senesinde Hereke'de dokutturulmaya başlanarak Lahey Adalet Sarayı'na hediye edilmiştir. 161,5 metrekarelik bu devasa halı, 1911 yılında teslim edildiği günden beri Hollanda’daki bu sarayın salonunu süslemektedir.

BİR KAZI ÇALIŞMASI

Yine belgeler arasında ilginç yaşanmış olaylara da denk geliriz. Bu belgeler arasında Aşağı Hereke’de olduğu belli olan bir olaya denk geldim. 5 Şubat 1914 tarihinde İstanbul vilayeti mektupçuluğundan Maarif Nezareti’ne gönderilen belgede burada bir kazı sırasında denk gelinen eski eserlere dair ilginç bir bilgiden bahsedilmekte ve ilgili kurumlara haber verilmektedir. Belgede, Hereke ahalisinden Ali Çavuş namında bir şahsın fabrika civarında bağını kazmakta iken asar-ı atikadan yani eski eser olarak nitelendirilen bir kemere denk gelindiğinden bahsedilmektedir.

**

Olayın haber verilmesi üzerine bu mahalle gelinerek incelemede bulunulmuş. Polis komiserliğinin belirtildiği üzere Ali Çavuş’un bir delikle karşılaştığı ve biraz kazdığında dere kenarından dağ yönüne doğru giden bir kemer olduğu görüldüğü ve küçük çocuklar bir miktar içerisine girmişlerse de daha ziyade gitmek mümkün olamadığı ifade edilmiştir. Bilahare on beşer yaşında iki çocuk getirilip birinin eline uzun bir ip diğerine de bir fener verilerek 91 metre kadar içerisine girdikleri belirtilmiştir. Çocuklar içeriden çıktıktan sonra gördüklerine dair sorgulanmış ve içeride bir çöküntüye denk geldiklerinden daha ileriye gidemediklerini söylemişlerdir.

**

Ortaya çıkan bu kalıntının bir metre yüksekliğinde ve 70 cm genişliğinde taş örülü bir kemer olduğu, fabrika yakınında ve kuzey tarafında mevcut olan bir kale harabesi istikametini takip ettiği, girişi kaleye denk ve tahminen 300 metre uzaklığında olduğu görülmüştür. Yer altından kaleye gider bir yol olması tabii ise de köy ahalisi tarafından umumiyetle rivayet olduğuna göre öteden beri yabancı seyyahların bu kaleyi ziyaret ve bu çevrede bir kilise harabesi inceleme ve girişini bulmak için birkaç yerde kazı çalışmaları icra eyledikleri belirtilmiştir.

Müze-i Hümayun’dan Maarif Nezareti’ne hitaben kaleme alınan yazıda ise Hereke’de ortaya çıktığı haber verilen kemer ve emsali şeylerin ekser mahallerde görüldüğü ve bunların her birine memur gönderilerek kazı yapılmasına imkân olamadığı bildirilmiştir.

KRİPPEL’İN ATATÜRK BÜSTÜ

Tarihi eserlerden söz açılmışken şunu ifade etmem gerek. Atatürk’ün emriyle Heinrich Krippel adlı Avusturyalı heykeltıraşa Kocaeli’de de yaptırılan heykeli bugün saat kulesinin önünde herkesçe malumdur. Ayakta sağ eliyle İstanbul istikametine işaret eden büst 1930larda yapılmıştır. Bir diğer büst ise sadece bel kısmından üstünü gösteren Hereke’dekidir. Geçmişte Hereke’nin meydanı olarak bilinen büstün olduğu yer bugün yıkılmış, büst ise kumaş fabrikasının içerisinde kalmıştır. Geçmişte Herekeliler kutlamalarını bu büst çevresinde yaparak Ata’ya saygı duruşunda bulunup çiçekler bırakırlarmış. Üzerinde Krippel imzası bulunan bu büst de ender bilinen Hereke ile özdeşlemiş eserlerdendir.

GÖZÜN GÖRDÜĞÜ, KALEMİN YAZDIĞI HEREKE

Belgelerde kalıntılardan bahsedilmişken 1811 senesinde İran’a giderken Hereke’de soluklanan Bozoklu Osman Şakir Efendi de iyi bir çizer olduğundan buradaki Hereke Hanı’nı resmetmiştir. Günümüze ulaşmayan bu hanın da kale civarında olduğu söylenmektedir. Ama sulu boya ile yapılan bu çalışma Hereke’den önemli bir anı olarak günümüze kadar gelmiştir. Aynı şekilde Ressam Baldasar’ın tablosu da Hereke’nin sahil şeridi ve Kaiser Wilhelm Köşkü’nün varlığı açısından önemlidir. Hereke ile ilgili görselleri İsveçli fotoğrafçı Guillaume Berggren’in objektiflerine yansıyanlardan öğreniyoruz. Siya beyaz karelerden o dönem Herekesinin adeta bir fabrika şehri olduğuna kanaat getiriyoruz. 1914 yılında Osmanlı topraklarına bir gezi düzenleyen Macar öğretmen ve yazar Zsigmond Fejes’in çekimleri de bir asır öncesi fabrikanın haline, makine dairelerine, çalışanlarına dair bilgi vermektedir.

Samiha Ayverdi’nin Kaybolan Anahtar ile Halit Ziya’nın Saray ve Ötesi adlı romanlarına bile konu olan Hereke, dönemin şairlerinin de mısralarında yer bulmuştur. Fabrikanın çalışanlarından Fuad Şükrü de Hereke Fabrikası adıyla bir şiir kaleme alır. Hereke'nin o günkü güzelliğine dikkat çeken Fuad Şükrü, zeytin, incir ağaçlarıyla üzüm bağlarının varlığına dikkat çekiyor. Fabrika hakkında da detaylar veren Fuad Şükrü, 1500 erkek olduğunu ve kızlarla birlikte çalıştığını ifade eder ve şöyle der:

“Bir ilkbaharda gitsen de görsen,

Cennet mi inmiş dünyaya gökten!

Çıplak topuklu kızlar koşarlar

Aşkıyla yanmış, söyler coşarlar…

Yâdımda hala gençlik zamanlar

Gönlümde çağlar ol çağlayanlar…

Her yer uyanmış, açmış kirazlar

Sandım bu yerde her gün düşün var!

Zeytinli dağlar, incirli bağlar

Her bir yamaçtan tavşanlar atlar.”

**

Nazım Hikmet’in şiirlerinin yer aldığı ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ adlı kitabında olaylar ve konular tren yolculuğu esnasında gerçekleştiğinden, İstanbul’dan başlayan yolculuklarında Hereke’ye de uğradığını şiirlerinde görüyoruz. Nazım Hikmet, bu Hereke molası sırasında istasyonda gördüğü kirazlara da değinir. Bir zamanlar Hereke’de kirazlar çok lezzetliydi ki Hafız Ahmed Kirazı olarak bilinen doyumsuz bir kiraz da yetiştirilmekteydi. Hereke’den Yarımca’ya doğru yol almadan önce Nazım, Hereke hakkında ne söylemiş buyurun bakalım:

**

“Hereke istasyonunda durdu tiren. Makinist Alaeddin indi lokomotiften baktı arka tekerleklerin orda bir şeylere. Makina genç ve sabırsızdı canlıydı yüreği ve sinirleri varmış gibi ve biçimliydi bir yarış hayvanı kadar... Hereke istasyonu şirin, ufak bir yerdir. Esas Hereke bir saat yukardadır görülmez. İstasyonda kiraz satıyorlardı. İnce değneklere kırmızı küpeler gibi kirazları takmışlar, (zaten artık yol boyu zeytinlik ve kirazlıktır). İstasyonun karşısında kumaş fabrikası denizden yana. Tirenden bakınca içini göreceğim gibi gelir insana. Pencereden uzanıp kiraz aldı mahkûm Süleyman. Ve Üniversiteli çeşmeden su içip döndüğü zaman tiren başlamıştı yürümeye. Süleyman gördü onu. ‘Tireni kaçıracak pis zampara’ diye sevindi. Fakat üniversiteli sıçrayıp bindi. Bazan denizi kaybederek - kısa bir an için - sonra tekrar boylu boyunca bulup Yarımca'ya doğru gidiyor tiren.”

**

Nazım’ın bu sözleri ile 80 yıl öncesine dair Hereke’den bilgiler verirken o günleri özlediğimizi de söylemeden edemem. Sahildeki bir masal diyarını anımsatan tarihi köşkü, Körfez’e nazır asırlık kalesi, imparatorları süsleyen kumaşları, paha biçilmez el emeği halı ve kilimleri, Darüleytamlı kız ve erkek işçilere yuva olan lojmanları, bir kolej misali yüksek eğitim veren rüştiyesi, imparator ve padişahları ağırlayan tren istasyonu, Körfez’in iki yakasına seyrüsefer yapan iskelesi, maziden şırıl şırıl akan Ulupınar deresi, kan kırmızı kirazları, leziz mi leziz zeytinleri ve cennet çiçekleri gibi açan erguvanları ile apayrı bir güzelliğe sahip olan Hereke, Körfez’in bir incisi olarak kıymetini koruyor. Asırlardır Kocaeli’nin batı yakasında uzanıp öylece denizi seyrediyor, balıkları ve vapurları selamlıyor. Selam olsun Hereke’ye ve Herekelilere… Orhan Veli Kanık’ın dörtlüğü ile;

“Hereke'den çıktım yola,

Selam verdim sağa sola,

Haydi benim bu dünyaya garip gelmiş şairim;

Yolun açık ola!”

AŞAĞI VE YUKARI HEREKE
AŞAĞI VE YUKARI HEREKE
AŞAĞI VE YUKARI HEREKE
AŞAĞI VE YUKARI HEREKE
AŞAĞI VE YUKARI HEREKE
AŞAĞI VE YUKARI HEREKE
AŞAĞI VE YUKARI HEREKE
AŞAĞI VE YUKARI HEREKE
AŞAĞI VE YUKARI HEREKE

16 May 2024 - 11:22 - Hayatın İçinden

Mahreç  Haber Merkezi

Son bir ayda kocaeligazetesi.com.tr sitesinde 3.327.225 gösterim gerçekleşti.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.