Reklamı Kapat

19 Mayıs 1919’da Türkiye

19 Mayıs 1919… Belki de bir milletin yeniden uyanışının, birlik olmasının tarihidir… Mustafa Kemal’in Samsun'a çıkışı ile başlayan ve Cumhuriyet’in ku...

Haber albümü için resme tıklayın

19 Mayıs 1919…

Belki de bir milletin yeniden uyanışının, birlik olmasının tarihidir…

Mustafa Kemal’in Samsun'a çıkışı ile başlayan ve Cumhuriyet’in kurulmasına kadar giden yolun kilometretaşı olarak bilinen dönemi Ata’nın Samsun’a ayak basması ile başladı.

O dönemlere bir göz atmak gerekirse…

2 Şubat 1919 tarihinde Mersinli Cemal Paşa doğudaki Osmanlı ordularını mütareke koşullarına göre düzenlemek için müfettiş olarak Anadolu'ya gönderilmişti. İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe ve Fransız Yüksek Komiseri Amiral Amet, 1918 yılı kasım ayında Osmanlı hükümetine nota verdiler. Doğuda Türklerin silahlanıp Hıristiyanları öldürdüğünü, buna karşı önlem alınmasını talep ettiler.

Mustafa Kemal Paşa, Padişah Vahdettin tarafından işgal kuvvetlerinin Yüksek Komiserlerinin verdiği notalar gereğince olağanüstü yetkilerle donatılarak Vilayet-i Sitte (Altı Vilayet)'deki Hıristiyan ahaliyi korumak ve işgal kuvvetlerine karşı yapılan ufak çaplı isyanları bastırmak için görevlendirildi.

Atatürk, gazeteci Falih Rıfkı Atay'a Samsun'a hareket etmeden önce Vahdettin ile olan son görüşmesini anlattı. Bu görüşmede Vahdettin, Samsun'a hareket etmeden önce kendisini ziyarete gelen Mustafa Kemal Paşa'ya “Paşa Paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir, tarihe geçmiştir. Bunları unutun, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin!” demiştir.

Ancak Atatürk, Vahdettin'in samimiyetinden emin olamadığını, onun İtilaf Devletleri'nin siyasetine uygun hareket ederek bu siyasete karşı gelen Türklerin yatıştırılmasını istediğini anlatmıştır. Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919'da Kurmay Albay Refet Bey (Bele), Kurmay Albay Kâzım (Dirik) Bey, Kurmay Albay 'Ayıcı' Mehmet Arif Bey, Dr. Albay İbrahim (Talî Öngören) Bey, Kurmay Binbaşı Hüsrev (Gerede) Bey, Dr. Binbaşı Refik (Saydam) Bey, Binbaşı Kemal (Doğan) Bey, Yüzbaşı Cevat Abbas (Gürer) Bey ve Yüzbaşı Ali Şevket (Öndersev) Bey ile beraber Samsun'a çıktı.

Mustafa Kemal ve yanındaki çoğu kurmay olan komutanların Samsun'a çıktığı 19 Mayıs 1919 günü, Türk Kurtuluş Savaşı'nın fiili başlangıç tarihi olarak kabul edilir. Bir hafta boyunca Mantıka Palas'ta kaldığı bu süreçte, bölgede meydana gelen çatışmaların sebebini araştırmış ve padişah Vahdettin tarafından verilen görevin aksine, işgalcilere karşı bizzat yerel Kuva-yi Milliye örgütlerinin kurulmasında rol oynamıştır. Mustafa Kemal, bu bir haftanın sonunda Havza'ya geçmiştir. Havza'da geçirdiği 17 gün sonunda ise şehirden ayrılarak Amasya'ya hareket etmiştir.

Peki, Kurtuluş Mücadelesi’nin ilk kıvılcımı olan Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı dönemlerde Türkiye ve Kocaeli ne durumdaydı?

Milli Mücadele’nin ilk adımı Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışıyla birlikte atılmış, Amasya Tamimi ve Erzurum Kongresi’nin ardından gerçekleştirilen Sivas Kongresi’nde Yeni Türkiye’nin temelleri oluşturulmuştur. İstanbul’un işgal edilmesinin ardından Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi, Anadolu hareketine kamuoyunda meşruiyet sağlarken, aynı zamanda İstanbul Hükümeti karşısında ulusal bir merkez olmuştur.

MİLLİ MÜCADELE DÜŞÜNCESİNE MİLLETİN ORTAK EDİLMESİ

Milli Mücadele’nin kazanılmasındaki baş etken kongrelerde alınan kararlarla milletin ortak edilmesidir. Mustafa Kemal; Amasya Bildirisi'nde tek çözümün ulusun azim ve kararında bulunduğunu ileri sürerken katılımın gerekliliğini vurgulamak istiyordu. Kongreleri izleyen 1919 seçimi ise Son Osmanlı Mebuslar Meclisi’ni oluşturduğu gibi 23 Nisan 1920'de toplanan TBMM'nin temelini oluşturmuştur.

19 MAYIS 1919'DA GENEL DURUM VE GÖRÜNÜŞ

Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu topluluk, genel savaşta yenilmiş, Osmanlı Ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir “Ateşkes Antlaşması” imzalanmış.

Büyük savaşın uzun yılları boyunca, ulus yoksul ve yorgun bir durumda. Ulusu ve yurdu genel savaşa sürükleyenler, kendi başlarının kaygısına düşerek, yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça yollar araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.

Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...

İtilaf Devletleri, Ateşkes Antlaşması hükümlerine uymayı gerekli görmüyorlar. Birer uydurma nedenle, itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana’ya Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep’e İngilizler girmişler. Antalya ile Konya’da İtalyan birlikleri, Merzifon’la Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her yanda yabancı devletlerin subay ve memurları ile özel adamları çalışmakta.

Fransız General D’Esperey, işgal yıllarında İstanbul’a Roma İmparatoru gibi böyle girmişti.

Daha sonra sözümüze başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce 15 Mayıs 1919'da itilaf devlerinin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor. Bundan başka yurdun dört bir bucağında Hıristiyan azınlıklar, gizli, açık, özel istek ve amaçlarının elde edilmesine, devletin bir an önce çökmesine çalışıyorlar.

Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgeler, İstanbul Rum Patrikliği’nde kurulan Mavri Mira Kurulu’nun illerde çeteler kurmak ve yönetmekle, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla uğraştığını doğruladı. Yunan Kızılhaçı, Resmi Göçmenler Komisyonu, Mavri Mira Kurulu’nun çalışmalarını kolaylaştırmaya yardım ediyor. Mavri Mira Kurulu’nca yönetilen Rum okullarının izci örgütleri, 20 yaşını aşmış gençler de katılarak, her yerde geliştiriliyor.

Ermeni Patriği Zaven Efendi de Mavri Mira Kurulu ile düşünce birliği ederek çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tam Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Trabzon, Samsun ve tüm Karadeniz kıyılarında kurulan ve İstanbul’daki merkeze bağlı Pontus Cemiyeti kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor.

DÜŞÜNÜLEN KURTULUŞ YOLLARI

Durumun korkunçluğu ve ağırlığı karşısında, her yerde her bölgede bazı kişilerce kurtuluş yolları düşünülmeye başlanmıştı. Bu düşünceyle girişilen çalışmalar, bir takım örgütler doğurdu. Örneğin; Edirne ve çevresinde Trakya-Paşaeli adlı bir dernek vardı. Doğu’da, Erzurum’da ve Elazığ’da genel merkezi İstanbul’da olmak üzere Vilayat-ı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti kurulmuştu. Trabzon’da Muhafazai Hukuk adlı bir dernek bulunduğu gibi İstanbul’da da Trabzon’da da Ademi Merkeziyet Cemiyeti vardı. Bu dernek merkezinin gönderdiği delegeler Of ve Rize çevresinde şubeler açmışlardı.

Yunanlıların İzmir’e gireceğinin açık belirtilerini mayısın 13'ünden beri gören İzmir’de bir takım genç yurtseverler ayın 14/15 gecesi, bu acıklı durumu aralarında görüşmüşler; bir oldubittiye getirildiği kuşku götürmeyen bu girişim, ilhak ile sonuçlanmasını önlemek düşüncesinde birleşmişler ve “Reddi İlhak” ilkesini ortaya atmışlardır. Bu ilkenin yayılması için aynı gece İzmir’de Yahudi Maşatlığı’na toplanabilen halkça bir gösteri toplantısı yapılmışsa da ertesi gün sabahleyin Yunan askerlerinin rıhtımda görülmesiyle bu toplantıdan umulduğu ölçüde sonuç alınamamıştır.

15 Mayıs 1919’da Yunan askerleri İzmir’e çıkmışlardı.

ULUSAL KURULUŞLAR VE SİYASAL AMAÇLARI

Bu derneklerin kuruluş amaçları ve siyasal erekleri üzerine kısaca bilgi vermek uygun olur düşüncesindeyim…

Trakya-Paşaeli Cemiyeti'nin ileri gelenlerinden kimisiyle daha İstanbul da iken görüşmüştüm. Osmanlı Devleti'nin çökeceğini kesinliğe yakın bir olabilirlik içinde görüyorlardı. Osmanlı yurdunun parçalanacağı korkusu karşısında Trakya'yı olabilirse Batı Trakya ile birlikte İslam ve Türk topluluğu olarak bütünüyle kurtarmayı düşünüyorlardı. Bu amaca ulaşmak için o zaman akıllarına gelen tek çıkar yol, İngiltere'nin, olmazsa Fransa'nın yardımını sağlamaktı. Bu düşünceyle kimi yabancı devlet adamlarıyla ilişki kurmak ve konuşmak yollarını da aramışlardı. Amaçlarının bir Trakya Cumhuriyeti kurmak olduğu anlaşılıyordu.

Vilayat-ı Şarkıye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti'nin kuruluş amacı da Doğu illerindeki bütün halkın dinsel ve siyasal haklarının özgürce gelişimini sağlayacak yasa ve töre içi yollara başvurmak; adı geçen illerdeki Müslüman halkın tarihsel ve ulusal haklarını, gerektiğinde, uygar toplumlar önünde savunmak; Doğu illerinde yapılan zulüm ve cinayetlerin nedenleriyle etmenleri ile bunları yapanlar ve yaptıranlarla ilgili tarafsızca soruşturma açarak suçluların tez günde cezalandırılmalarını istemek; Türklerle azınlıklar arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesine ve eskisi gibi iyi bağların pekiştirilmesine çaba göstermek; Doğu illerindeki savaştan doğma yıkım ve yoksulluğu, hükümet katında girişimlerde bulunarak elden geldiğince giderme yollarını aramaktı.

İstanbul’daki yönetim merkezlerinden verilmiş olan bu yönerge gereğince Erzurum Şubesi Doğu illerinde Türklerin haklarını korumakla birlikte Ermenilerin göçü sırasında yapılan kötü işlerle halkın hiç ilgisinin bulunmadığını ve Ermeni mallarının buralara Ruslar girinceye kadar korunduğunu; buna karşılık Müslümanlara çok kıyasıya davranıldığını ve dahası buyruk dışı olarak göçten alıkonulan kimi Ermenilerin, koruyucularına yaptıkları kötülükleri, kanıtlanmış belgelerle uygarlık dünyasına sunmaya ve bildirmeye ve doğu illerine dikilen tutkulu bakışları söndürmek için çalışmaya karar veriyor.

Merkezi İstanbul'da olan Trabzon ve havalisi Ademi Merkeziyet Cemiyeti'nin siyasal erek ve amacı adından anlaşılmaktadır. Herhalde merkezden ayrılmak amacını güdüyor.

YURT İÇİNDE VE İSTANBUL'DA ULUSAL VARLIĞA DÜŞMAN KURULUŞLAR

Kurulmaya başlayan bu örgütlerden başka yurt içinde bir takım kuruluşlar ve girişimler de ortaya çıkmıştı. Özellikle Diyarbakır, Bitlis, Elazığ illerinde İstanbul'dan yönetilen Kürt Teali Cemiyeti vardı. Bu derneğin amacı yabancı devletlerin kanadı altında bir Kürt hükümeti kurmaktı. Konya ve dolaylarında İstanbul'dan yönetilen Tealii İslam Cemiyeti kurulmasına çalışılıyordu. Yurdun hemen her yanında İtilaf ve Hürriyet, Sulh ve Selamet Cemiyetleri de vardı.

İNGİLİZ MUHİPLER CEMİYETİ

Bu addan İngilizleri sevenlerin kurduğu bir dernek anlaşılmasın. Bence bu derneği kuranlar kendi varlıklarını ve çıkarlarını sevenler ve kendi varlıklarıyla çıkarlarının dokunulmazlık çaresini Lloyd George Hükümeti aracılığı ile İngiliz desteğini arayanlardır.

AMERİKAN GÜDÜMÜNÜ İSTEYENLER

İstanbul'daki kadın erkek bir takım ileri gelen kişiler de gerçek kurtuluşu Amerikan güdümünü istemek ve sağlamakta görüyorlardı.

ORDUMUZUN DURUMU

Anadolu'da başlıca iki ordu müfettişliği kurulmuştu. Ateşkes anlaşması yapılır yapılmaz birliklerin savaşçı erleri koyverilmiş, silah ve cephanesi elinden alınmış; bu birlikler, savaş gücünden yoksun birtakım kadrolar durumuna getirilmişti.

DÜŞÜNÜLEN KURTULUŞ YOLLARI

Birincisi; İngiltere'nin koruyuculuğunu istemek.

İkincisi; Amerikan güdümünü istemek.

Üçüncüsü; bölgesel kurtuluş yolları ile ilgilidir.

BENİM KARARIM

Gerçekte içinde bulunduğumuz o günlerde Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkesi bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk'ün barındığı ata yurdu kalmıştı. Son olarak bunun da paylaşılmasını sağlamak için uğraşılmaktaydı. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükümet, bunların hepsi kavramını yitirmiş anlamsız sözlerdi. Baylar, bu durum karşısında bir tek karar vardı: O da ulus egemenliğine dayanan, kısıntısız, koşulsuz, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak.

YA BAĞIMSIZLIK, YA ÖLÜM

Bu kararın dayandığı en sağlam düşünüş ve mantık şu idi: “Temel ilke Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ancak tam bağımsızlıkla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönençli olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan kendini kurtaramaz. Yabancı bir devletin koruyuculuğunu istemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir yönetici getirmeleri düşünülemez. Oysa, Türk'ün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir. ÖYLEYSE YA BAĞIMSIZLIK, YA ÖLÜM!

İşte gerçek kurtuluşu isteyenlerin parolası bu olacaktı.

SİVAS'TA ULUSAL KONGRE TOPLAMA KARARI

Anadolu ve Rumeli ulusal örgütlerini birleştirecek, bunları bir merkezden yönetmek ve adlarına iş görmek üzere, Sivas'ta genel bir ulusal kurultay toplamaktı. Bu amaçla emir subayım Cevat Abbas Bey'e 21/22 1919 Haziran gecesi Amasya'da söyleyip yazdırdığım genelgenin başlıca noktaları şunlardı:

1. Yurdun bütünlüğü, bağımsızlığı tehlikededir.

2. İstanbul'daki hükümet üzerine düşen sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum ulusumuzu yok olmuş gibi gösteriyor.

3. Ulusun bağımsızlığını yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır

4. Ulusun durumunu ve davranışını göz önünde tutmak ve haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için her türlü etkiden ve denetimden kurtulmuş ulusal bir kurulun varlığı çok gereklidir.

5. Anadolu'nun her yönden en güvenli yeri olan Sivas'ta ulusal bir kongrenin tezelden toplanması kararlaştırılmıştır.

6. Bunun için bütün illerin her sancağından, halkın güvenini kazanmış üç delegenin olabildiğince çabuk yetişmek üzere hemen yola çıkarılması gerekmektedir.

7. Herhangi bir kötü durumla karşılaşılabileceği düşünülerek bu iş, ulusal bir sır gibi tutulmalı ve delegeler gereken yerlere kimliklerini gizleyerek gelmelidirler.

8. Doğu illeri adına 10 Temmuz’da Erzurum'da bir kurultay toplanacaktır. O güne değin öteki il delegeleri de Sivas'a ulaşabilirlerse Erzurum Kongresi'nin üyeleri de Sivas'ta yapılacak genel toplantıya katılmak üzere yola çıkarlar.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, BÜYÜK NUTUK (15 EKİM 1927)

19 Mayıs 2019 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Hürriyet Caddesi trafiğe kapatılmalı mı?