Reklamı Kapat

Doktorun Elması

Emekli Vali Kemal Önal'ın 'Kırk Yıl Yedi Ay' adlı kitabında 'Kocaeli anılarını' anlattığı yazı dizisinin 3. kısmı sizlerle...

+3
Haber albümü için resme tıklayın

Çadırlarda, barakalarda elimizde ne varsa onlarla hizmeti yürütmeye çalışıyoruz. Amaç eğitim geri kalmasın, yaralı vatandaşlar bir an önce tedavi edilebilsin ve bir salgın hastalığa sebebiyet vermeyelim.

Depremin ilk günleri olayın büyüklüğünü görmek ve süratli tedbir almak için durmaksızın alanı dolaşıyorum. Yine bir gün Gölcük civarındayım. Klinik olarak kullanılmakta olan bir odaya girdim. Geldiğimi fark eden genç bir doktor, sedye üzerinde tedavi ettiği hastasının üzerinden belini zorlayarak doğrulup bana, “Hoş geldin Valim” dedi. Eli yüzü tüm dikkatine rağmen kan içinde ve yorgunluktan bitik vaziyetteydi. Çukura kaçmış gözlerinin ifadesinden işimiz çok ve zor diyordu. Durum hakkında kısa birkaç bilgi aldım. Ve en önemli ihtiyacının ne olduğunu sordum.

Gözlerime bakarak, yerdeki ambalaj kutuları içinde rastgele doldurulup deprem bölgesine gönderilmiş ilaç paketlerini gösterdi. Ambalaj kutuları yere serilmiş bir hasırın üzerine konulmuştu. “Arkadaşlar zaman zaman bunları türlerine göre tasnif ediyor. Ecza dolabı olarak kullanacağımız bir şeye ihtiyacımız var" dedi.  Ne kadar haklı ve mütevazı bir istek. O akşam yerine getirildi. Ayrılırken pantolonunun ceplerinin birinde pek de anlam veremediğim bir şişlik gördüm. Bir yardımım olabilir düşüncesiyle biraz da merak ettiğimden, “Doktor bu ne?” diye sordum.

“İSİMSİZ KAHRAMANLARIN HEPSİNE SELAM OLSUN”

Saygıyla, “Bu akşam yemeğim Valim” dedi, “iki taneydi birini öğlen yedim.” Esasında o gün itibariyle aş evlerinden vatandaşa üç öğün yemek servisi yapılıyordu. Ancak çalışmaktan vakit bulamayan ve öğünleri elma ile geçiştiren bu genç doktora ne diyeceğimi bilemedim. Bu isimsiz kahramanları halen yeri geldikçe saygıyla anarım. Geçenlerde yine bir vesile ile anlattım. Dinleyenler halen bu cevabı duyunca gözyaşlarını zor tutarlar. Tıpkı yıllar önce benim yaptığım gibi. Hepsine selam olsun...

Gelen yardımlar Kolordu Komutanımız Korgeneral Aydın Şen Paşamın dirayetli yönetimi altındaki ana depodan taleplerimiz doğrultusunda hiç vakit geçirilmeden süratle temin ediliyor ve ihtiyaç mahallerine gönderiliyordu. Malzeme tedariki konusunda şikâyetler yok denecek kadar azalmıştı. Yine bir gün çadır kentlerinden birini dolaşıyoruz. Etrafım kalabalık. Kamu görevlilerinin yanında her zaman olduğu gibi bir de basın ordusu var. Haber yakalamaya çalışıyorlar haklı olarak. Onların sıkıntılarını da biliyorum ve çalışma şartlarını kolaylaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Doğru habere ulaşmaları hem kamuoyunun doğru bilgilendirilmesine hem de varsa eksiklerimizi görmemize yardımcı oluyor. Sekiz on yaşlarında bir çocuğun bir muhabirle sohbetine tanık oldum. Hep birlikte yürüyoruz kampın kapısına doğru, işlerin yolunda olduğunu görmenin mutluluğu ile hem yürüyor hem de sohbet ediyoruz. Kulağıma gelen sözlere inanamadım.

“GİYECEK AYAKKABIM BİLE YOK ABLA”

Muhabir kızımız, delikanlıya, “…inanamıyorum, gerçekten hiçbir şeyiniz yok mu, bir şey alamadınız mı?” diye soruyor, delikanlı da yeminler ederek kendilerine hiçbir yardım malzemesinin ulaşmadığını, çok mağdur olduklarını söylüyor. Hemen her ikisini de yanıma çağırdım. Korumalarıma da çocuğa dikkat etmelerini, kaçmasına engel olmalarını söyledim. Ve ikili diyaloğa ben de katıldım. Çocuk biraz tedirgin olmakla birlikte, aynı şikâyetlerini bana da söyledi. Hadi o zaman bana çadırını göster, bakalım nelere ihtiyacın var, öğrenelim ve sıkıntıyı giderelim dedim. Ve gösterdiği çadıra doğru grup halinde yürüdük. Bu davranışımdan biraz tedirgin olmakla birlikte, çadırın önüne geldik. Sahra tipi büyük bir çadır. Sıkı şekilde özenle kapatılmış çadır kapısını açıp içeri girdik. İnanın Toroslardaki Türkmen beylerinin çadırlarında bu konforu bulamazsınız. En az dört kat halı ile kaplanmış çadırın zemini. Annesi de titiz bir ev hanımı belli ki. Çamaşırları yıkamış, çadırın içi bir baştan bir başa kurumayı bekleyen çamaşırla dolu. Yüklük tabir edilen bölümde örtüyü kaldırttım, altından en az dört kat istiflenmiş yatak çıktı. Kullanılmadan bekliyor. Yatakların altı sayamayacağınız kadar ayakkabı ile dolu. Kapının girişinde de üç adet çocuk bisikleti. İki kardeşlermiş.

“İYİ HABER, HABER DEĞİLDİR”

Annesi ve babası işte olduğu için evde yoklarmış. Üçüncü bisikleti birisi bozulur diye fazladan almışlar. Durumu görünce hem rahatladım hem de sinirlendim. Ancak çocuğun yalanını yüzüne de vurmamak gerekli. Usulüne uygun şekilde başka neye ihtiyacı olduğunu sordum. Başı önde yüzü kıpkırmızı her şeyinin olduğunu söyledi. O zaman yalan yanlış konuşarak muhabir ablasını yanıltmaması gerektiğini anlattım. Başını sallayarak gerekli dersi aldığını anlatmaya çalıştı. Muhabire de işte güzel bir haber, bunu işleyin hem vatandaş aydınlanır hem de çalışanlara moral olur dedim. Söz vermesine rağmen haber televizyonda yayınlanmadı. Basınımızın acı gerçeği... İyi haber, haber değildir. Kötü haber gerçek olmasa da haberdir.

“ÇOK BİLİNEN BİR TELEVİZYON KANALININ ETTİKLERİ”

Yine bir ara, ismini söylemek istemediğim bir TV kanalı, hiç olamayacak kadar gerçek dışı felaket haberi yapıyor. Her gece haber saatinde anonsla Kocaeli’ne bağlanıyor, hiç bilmediğimiz bir mekândan canlı yayın yapıyor. Derme çatma bir çadır. Önündeki portakal kasasının üzerine tünemiş yalın ayak, başı kabak bir çocuk, verip veriştiriyor. İnanmak mümkün değil. Kimdir bu çocuk, nerede oturuyor, mekân neresidir. Tüm kadro seferber oldu.

Bulmak mümkün değil. Kamuoyunu sağlıklı ve doyurucu şekilde bilgilendirmek ve doğru haber vermek için güzel bir uygulamamız var. Her akşam belli bir saatte vilayetin önüne çıkıyorum tüm TV yayın araçlarının önünde açıklama yapıyorum, sorulara cevap veriyorum. Her geçen gün alınan tedbirler ve yapılan iş ve işlemler konusunda kamuoyunu aydınlatıyorum. Vatandaş da deprem bölgesinde neler olduğu konusunda birinci ağızdan olup biteni öğrenmeye çalışıyor. Arkasından takibimizde olan o kanal yayına başlıyor ve sanki hiçbir şey yapılmıyor gibi düzmece haberlerle kamuoyunun kafasını karıştırıyor. Meslek hayatımda çok yalan haberle karşılaştım ama bu kadar profesyonel olanıyla karşılaşmamıştım.

Emniyet jandarma seferber oldu, korsan yayının yerini tespit etmeye çalışıyoruz. Sonunda istihbarat şubesinin de teknik yardımı ile bulduk. İnanılması zor gerçekten. Kuş uçmaz kervan geçmez bir dağın başında bir çadır kurmuşlar. Belli saatte gelip çadırı açıyorlar, bir de çocuk ayarlamışlar. Biraz da virane bir dekor. Üç beş dakika canlı yayına bağlanıp yalan yanlış konuşup yayın bitince de çadırı kapatıp tası tarağı toplayıp gidiyorlar.

“KOCAELİ GAZETESİ BAŞTA OLMAK ÜZERE YEREL BASIN HEP YANIMIZDAYDI”

Yerlerinin tespit edildiğini görünce bir daha cesaret edemediler. Bu da bizim için büyük bir tecrübe oldu. Sırası gelmişken yerel basından da bahsetmem gerekiyor. Gerçekten özverili çalışıp adına layık hizmetler yapan başta Kocaeli Gazetesi olmak üzere tüm yerel basını hep yanımızda hissetmenin rahatlığını yaşadım. Güzel arkadaşlıklarımız oldu. Zaman zaman aykırı düşsek de bunu işin gereği saydık ve orta yolu bulmayı hep becerdik. Kendilerine tekrar teşekkür ediyorum.

Devamı Yarın…

#

11 Haz 2020 - 21:30 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.




Anket Kocaeli Valiliği'nin aldığı koronavirüs tedbirlerini yeterli buluyor musunuz?