Ah Be Palikarya!

Ülkemizin deneyimli diplomatlarından Şükrü Elekdağ’ın 1994 yılında ortaya attığı “iki buçuk savaş” adlı bir stratejisi vardır ve 90’lı yıllar boyunca bu yaklaşım Türk Dış Politikasında hakim görüş olmuştur. Yunanistan ve Suriye’nin ülkemizin toprakları üzerinde egemenlik iddiaları vardır ve bu sebeple iki örtülü bir şekilde işbirliği içerisinde PKK’ya destek vermektedirler. Bu bağlamda Türkiye Batıda Yunanistan, Doğuda Suriye ve içeride PKK ile savaşarak meşru haklarını korumaya çalışmalıdır.

 

Bu perspektif 2000’li yıllarda gerek küresel gerek iç dinamiklere dayanan sebeplerle zaman içinde rafa kalktı. Bugün geldiğimiz noktada yeniden bu stratejinin hakim konuma geldiğini görüyoruz. Gerek iktidarın kısa ve orta vadeli siyasi stratejisi gerekse de bölgesel gelişmelerin bizi ittiği bir pozisyon olarak bu stratejinin yeniden hakim olmasının bize neler getireceğini zaman içinde göreceğiz.

 

Bu pozisyona geri dönüş tartışılabilir ancak asıl tartışılması gereken; bu stratejiden 2000’li yıllarla birlikte Türkiye’nin geri adım atması kararıdır. DSP iktidarı döneminde Yunanistan’la ilişkilerin düzeltilmesi yönünde atılan adımlarla başlayan bu paradigma değişimi AB üyeliği sürecinde 1998 itibariyle başlayan somut adımların da atılması üzerine Batı kanadı itibariyle gündemden düşmüştü. Teröristbaşının yakalanması ile de Doğu tarafında tansiyon düştü. Akabinde 2000’li yıllarda ülkemizdeki iktidar değişiminin getirdiği rüzgar ve bu rüzgarın gerek AB gerekse ABD tarafından küreselci entegrasyon politikalarıyla eşgüdümlü akması sebebiyle Türkiye bir açılımlar sürecine girdi. Yer yer verimli sonuçları olsa da dünya siyasetindeki alt üst oluşlar bizi bir açmaza doğru itti.

 

Güvenlik odaklı politikaların uzun yıllar lanetlendiği bir dönem geçirdik. Elbette güvenlik politikaları gerek askeri maliyetleri gerekse ortaya çıkamayan ekonomik katkıları kaçırmanın yarattığı alternatif maliyetleri ele alınınca zorlu bir yoldur. Hem bu maliyetlere katlanmak, bunların refahını çaldığı halkı bu politikaya ikna etmek gibi meseleler var. Öte yandan dış politikanın da bir gerginlik dengesinde sürüyor olması da bir diğer zorlu süreç olarak bu tür stratejiyi tercih eden her devletin bir derdidir. Türkiye devlet ve millet olarak bu politikadan geri adım attı; bugün gelinen noktada hem milletimizin hem de devletimizin bu politikaları gereğinden hızlı şekilde, alelacele bıraktığını tespit edebiliriz.

Suriye’de meydana gelenleri uzun uzun anlatmaya gerek yok, dibimizde bir çökmüş devlet ve terör devletçikleri kurulu. Ülkemize yönelik hasmane tutumları sıralamaya kalksak sayfalar, ciltler yetmez. Batı yakasındaysa AB’nin şımarık çocuğu, başımızın belası bir komşu olan Yunanistan fırsat buldukça egemenlik haklarımızı tırtıklamaya başta Ege’deki adacıkları istila ederek devam etti. Üstelik ABD ve AB nezdinde 2010 civarında ekonomik politikaları sebebiyle kaybettiği itibarını bir şekilde gerek jeopolitik gelişmeler gerekse de lobicilik gücüyle aşmayı da başardı.

 

TAHRİKLERİN SONU GELMEZ

Yunanistan’ın ülkemize yönelik tahrikleri asla bitmeyecektir. Zira Yunanistan’da halen daha ciddi bir kesim; tıpkı bizdeki ciddi bir kesim gibi geçmişin hülyalarında yaşamaktadır. Büyük Yunanistan hayali kuranlar ve Yeniden Osmanlı hayali kuranlar bu iki ülkede sayıca belirli bir oranda oldukça; dini tahakkümlerle insanların düşünce dünyalarını rehin almaya devam ettikçe Ege Denizi’nin bir barış denizi olması namümkündür.

 

Bir de buna son yıllarda ortaya çıkan Akdeniz’deki doğalgaz ve petrol potansiyelini eklediğimiz zaman; “bu parsayı kaparsam yeniden eski günlerime dönerim” diye düşünen iki ülkenin uç fikirlilerinin çağımızın popülizm dalgasında güzelce sörf yapabilme kabiliyetlerini eklediğimiz zaman, uzun yıllar bizi bekleyen bir gerilim ortaya çıkacak.

 

İşin bir de ABD faktörü var. Türkiye artık birçok ABD’li karar mercii ve bu mercilere etki eden düşünce insanları tarafından eskisi gibi gerekli ve hayati bir müttefik olarak görünmüyor. Bunun neticesinde de ABD’nin Yunanistan’ı Doğu Akdeniz’de temel paydaş olarak görmesi gibi bir değişim süreci başladı ve tam gaz devam ediyor. ABD’nin ülkeye yaptığı askeri yığınaklar, hava kuvvetleri olarak Yunanistan’ı Türkiye’den daha güçlü bir konuma getirme çabası ortada.Bizim de buna ekonomik ve jeopolitik açmazlar sebebiyle yeterince ses çıkartamıyor; ses çıkartsak da sadece bununla yetinmek zorunda kalıyor olmamız eklendiği zaman; önümüzde sıkıntılı bir süreç var demek için başka veriye ihtiyacımız yok.

 

İKİ NATO ÜLKESİ SAVAŞIR MI?

Bunun pratikte hayata geçmesi çok olası görünmüyor. Savaşın eşiğine gelinebilir ancak savaşı başlatacak o düğmeye basılmasının siyasi, ekonomik ve sosyal maliyetlerini göze alacak birisinin iki devletin de yönetim mekanizmalarında olmadığını düşünüyorum. Yüksek gerilimli ve itişmeli bir ilişki sürebilir; iki ülkenin iktidarı da bunu iç kamuoylarını yönetmek için güzel bir argüman olarak kullanabilir, iki ülkenin muhalefeti söylemde el yükselterek siyasi rantı iktidarların elinden kapmaya çalışabilir. Siyasi oyunlar böylece sürüp gider ancak bir çatapat bile patlaması çok zor. İmkansız mı? Elbette değil. O zaman bizim böyle bir durum için de hazırlıklı olmamız gerekiyor. Ancak sükunet içinde en kötü senaryoya hazırlanırken; diplomasi kanallarıyla uhulet ve suhulet içinde meseleyi halletme yolundan bir adım bile geri atmamamız gerekiyor.

Türkiye ve Yunanistan arasında bir savaş çıkması; NATO’nun güney kanadının tamamen çökmesi anlamına geliyor. Zaten Rusya’nın Ukrayna savaşıyla birlikte NATO’yu güney kanadına doğru zorladığı ve her ne kadar başarısız olsa da uzun vadede savaşı sürdürürse sayısal üstünlük sebebiyle ibrenin kendisine doğru göreceğini öngörerek strateji belirlediği bir dönemde; NATO’nun güney kanadının iki ülkesinin birbirlerine silah doğrultması demek, ABD’nin, İsrail’in ve İngiltere’nin küresel güvenlik doktrinin çökmesi demektir. Bu da gerek bu üç başat aktörün gerekse birbirine silah çekmiş Türkiye ve Yunanistan’ın kaldırabileceği bir maliyet değildir.

YUNAN’A GÜLÜP GEÇMELİYİZ

Yunanistan’ın söylem bazlı çıkışlarının ülkemizde gereğinden fazla ciddiye alındığını düşünüyorum. Siz mahallede yürürken size sataşan küçük bir çocuğu ne kadar ciddiye alırsınız? Ona tokadı basarsanız tüm aile büyükleri size çullanır ve sağlam bir dayak yersiniz. Ama olgunlukla gülüp geçmek varken, çocukla çocuk olmak da ne akla ne mantığa sığar.

Yunanistan son 100 yılda iki kere toprak genişletmeye niyetlendi. İkisinde de Türk topraklarını hedef aldı. 100 sene önce Anadolu’da şamarı yedi denize döküldü, 50 sene önce de Kıbrıs’ta aynısını yaşadı. Elbette tüm Yunan halkı bu genişlemeci ve savaşçı politikayı desteklemiyor. Ancak devlet olarak bu politikada ısrar eden bir Yunanistan karşımızda duruyor ve her niyetlendiğinde kıçının üstüne oturuyor.

Bizim kamu diplomasisi ile Ege’nin iki kıyısında iki kardeş halk olduğumuz gerçeğinden hareketle bir dış politika belirlememiz gerekiyor. Yunanistan’ın faşistlerine elbette bir şeye kalkıştıklarında yanağımızı uzatacak ya da onlar kalkışana kadar elimiz kolumuz bağlı bir şekilde adamsendecilik yapacak değiliz. Her ihtimale hazır olacağız lakin söylem bazında ettikleri boş beleş laflara da onların seviyesine inerek cevap verecek halimiz de yok. Bu onları yüceltmek olur.

ATATÜRK FAKTÖRÜ BARIŞI GETİRECEKTİR

Günümüzde kamu diplomasisi yürütmek; yani muhatap alacağımız milletle doğrudan bir iletişim kurmak çok kolay. Venizelos’un Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdiği gibi bir tarihi gerçek ortada dururken; bizim Atatürk’e sarılmadan attığımız her dış politika adımı Yunanistan ve onu arkalayan AB ve ABD karşısında stratejilerimizin akamete uğraması demektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arda Süar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Devam - catismaci yaklasimi devam etmeli ancak asla catismamaliyiz. nüfus dinamikleri, yunanistanin kendi siyasal evrimi nedeniyle zaten 50 sene sonra , ciddi bir yunanistan ortada kalmayacak..50 sene oncenin gelecek vaadeden yunanistanindan yunan mucizesinden bugune kalanlar hazin.. daha da dusecekler.. biz.yeter ki gereksiz bir savastan kacinalim.. ancak gereksiz islere para harcasinlar,

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 13 Haziran 21:10


Anket Bu yaz tatilinizi nerede yapacaksınız?