Ders alınası anılar

Belki farkında değilsiniz; yaşantımız anı üretmekle geçiyor. Onlardan, yaşandığı anlarda ve belleğimizde saklanıp yeniden ortaya çıktıklarında çok önemli “dersler” alıyoruz.

Kendi anılarımdan örnekler vereyim:

Yaklşık kırk yıl öncesinde, yani 80’li yıllar. Anadolu’nun bir kentinde çalışıyorum. Yaklaşık 2 yıldır oradayım. Oturduğumuz site kentin merkezinde değil. Bir gün kendi arabamla eve dönerken site içindeki çok katlı lojmanda komşumuz bayanın, iki kolunda ağır yük taşıyarak gittiğim yönde yürüdüğünü gördüm. Kendisi, lokalde bazen aynı masada çay kahve içip sohbet ettiğim, bu kentin yerlisi bir memur arkadaşın eşi. Bu durumda örneğin İzmit’te ne yapılır! Arabamı yanında durdurdum; “Hanımefendi.. buyrun sizi götüreyim” dedim. Demez olaydım!..Öyle bir davranışta bulundu ki ben o anda kendimi “ahlaksız !” hissetttim.

Hep ne derler: Çok gezen çok bilir. Çünkü, başkalarının görmediklerini görür, duymadıklarını duyar da ondan. İki seneden beri yaşadığın o yere has örf ve adetleri neden öğrenmedin! İzmit’te çok doğru ve normal olan bir davranış burada yanlış olamaz mı!

Erzurum’da Araştırma müdürüyüm. Orman Bakanlığına ait bir birimin doğma büyüme Erzurumlu yetkilisi ile odasında sohbet ediyoruz. Ben Erzurum gibi soğuk bir kentte kiralanacak veya satın alınacak binaların güney bakılı olmasının öneminden bahsedip, “filanca” caddede buluna bir binanın hiç kullanılmadığını, kışın önündeki yolda oluşan buzların Temmuz ayına kadar erimediğini söyleyince, o yetkili kişi hemen telefona sarılıp “anlaştığımız binanın satış işlemini hemen durdurun” diye emir verdi. “Necdet bey sizi buraya Allah gönderdi”.

Bu anım şunu ortaya koyuyor: İnsanlar uyumlanmış oldukları doğal şartların her durumda, başkaları için de uygun olduğunu zannediyorlar.

Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği 65’li yıllarda İnönü caddesinde eski Ortaokul ile Fethiye caddesi kavşağı arasında bir apartmanın ikinci katındaydı. (Şimdi alt katında büyük bir pastane var). Bir gün salonunda oturuyoruz, içeri okuduğumuz lisenin müdürü rahmetli Cevdet Göktürk girdi. Kendisini saygı ile karşıladık ve aramızda koyu bir sohbet başladı.

Çaylar gelince Cevdet bey rahmetli arkadaşımız Yavuz Aktuğlu’ya; “Yavuz …Bir sigara ver de içeyim…bu ortam çok hoşuma gitti” dedi.

Yavuz renkten renge; “Hocam..Ben sigara içmem ki..” deyince

“Yavuz..Sen arka cebinde Harman sigarası taşıyorsun, haydi ver bekliyorum”

Yavuz arka cebinden Harman sigarasını çıkardı ve Cevdet beye ikram etti.

Bu anıdan öğrendim ki bizler bazı davranışlarımızın başkaları tarafından fark edilmediğini zannediyoruz.

Anadolu’nun bir ilçesinden bana telefon; “Ben belediye başkanıyım. Burada kavak iyi yetişiyor ve ilçenin her tarafına kavak dikmek istiyoruz ama o pamukçukları yüzünden ne yapacağız bilemiyoruz. Ne dersiniz.?

“Sayın Başkan.. Sizin ilçenize yakın bir orman fidanlığı var. Oradan erkek kavak alın, onları dikin ( Kavak klonunun adını da verdim). Onlar erkek olduğu için meyve vermezler ve bu nedenle o pamukçukları oluşmaz.” (Kavağın meyveleri kapsül halindedir. Olgunlaştığında açılırlar ve pamuk görünüme girerler. Bunların içinde meyvenin, yani kavağın tohumları vardır ve hava cereyanları ile 100 km kadar uzağa ulaşabilirler.)

“Ne!.. Erkek kavak mı!…İlk defa duydum.. Ağacın da erkeği dişisi mi varmış!”

Demek ki hep gözünün önünde olanlar hakkında bilmediklerin olabiliyor.

80’li yılların sonu olmalı. Evimizde, arada bir soya fasulyesinden yapılmış yemek yerdik. Soya fasulyesi ve hatta yağı bazı marketlerde, dış ülkelerden (ABD’den olabilir) ithal edilip çok güzel ambalajlar içinde satılırdı. O zamanlar geninin değiştirilmiş olması konu değildi.

O yıllarda Samsun’un Çarşamba ilçesinde yoğun kavakçılık yapılıyordu. Görevli olarak oraya gittiğimde, kavaklık alanlarda ilk yıllarda, ara ürün olarak yoğun olarak soya fasulyesi tarımı yapıldığını gördüm. Bolluğundan olacak, ilçedeki zahirecilerde soya fasulyesinin fiyatı İzmit’te marketlerde olanın çok altındaydı. Bunlardan birine girdim ve beş kilo kadar soya almak istediğimi söyledim. Şaşkın şaşkın bakıp “biz çuvalla satış yapıyoruz, beş kilosu neye yarar?” gibi sözler söyledi. “Yemek yapmak için beş kilo da fazla ama komşularıma da alıyorum “ deyince çok şaşırdı. ”Ne!.. Siz soyadan yemek mi yapıyorsunuz?”

Sattığı ürünün insanların beslenmesinde de besin olarak yüksek değeri olduğundan haberi yoktu.

Erzurum’dan İzmit’e tayinim çıktı. Memurların alacağı yollukların hesabında Maliye Bakanlığını bastırdığı karayolları haritasındaki mesafeler esas alınıyor. Benim elimde Maliye Bakanlığının bastırdığı yaşadığımız yıla ait harita var. Kendi müdürlüğümde, bu son haritaya göre evrakı düzenlettim ve valilikteki ilgili müdürlüğe gittim. Oradaki yetkili ”burada Erzurum-İzmit arası mesafe 30 km daha kısa, bu yüzden kabul edemeyiz” dedi ve itirazıma karşın bana, elindeki Maliye Bakanlığının bir yıl öncesinin haritasına göre aktüel durumdan 30km daha uzun mesafeyi esas alarak yolluk ödediler.

Bu anımdan çıkardığım sonuç mu? Burası Türkiye arkadaş!…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Güler - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Asgari ücrete yapılan zammı yeterli buluyor musunuz?