ABD’nin NATO’culuk oyunu, Avrupa ve Türkiye

Biliyorum, gecikmiş bir yazı.

Ama Kocaeli’nin ve Türkiye’nin gündemi o kadar yoğun ki, çoğu kez konu konuyu tepeliyor, istediğin konuyu istediğin gün yazamıyorsun.

NATO konusu da böyle oldu.

Ancak şu kadarını söyleyeyim, “ABD’nin NATO’culuk oyununu” yakından izlemeye çalışan biri olarak, geçen hafta İspanya’nın başkenti Madrid’de olup bitenleri ve olayların Türkiye’ye yansımasını şaşkınlıkla ve üzülerek seyrettim.

Efendim, Türkiye NATO zirvesinden zaferle dönmüş de…

Efendim, Türkiye İsveç ve Finlandiya’dan istediğini almış da…

Efendim, NATO üyesi devletler Türkiye’nin gücünü bir kez daha teyit etmiş de…

Bunlar; basit, masalımsı, göz boyama amaçlı yaklaşımlar.

Dün dünmüş, bugün bugünmüş de…

Türkiye, “İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya alınmasını” fırsat bilerek Avrupa’da kendisine “yeni bir beyaz sayfa” açıyormuş da…

Geçiniz bunları, geçiniz!

İşin en acı tarafı ne biliyor musunuz, Türkiye’nin ve benzer ülkelerin, bunca acı olaya rağmen NATO’nun gerçek yüzünü görememeleri.

ABD, NATO’yu, dünyanın gözüne soka soka “emperyalizmin saldırı ve işgal aygıtı” olarak kullanıyor, ancak güya aklı başında olan ülkeler gıkını çıkarmıyor.

Dahası, baksanıza, onlarca yıldır “tarafsız blokta” yer alan İsveç ve Finlandiya gibi ülkeler de NATO tarafında saf tutmaya hazırlanıyor.

Durdular durdular, Rusya-Ukrayna didişmesinden etkilenmiş olacaklar ki, bir anda “celladına âşık olma sendromu” yaşamaya başladılar.

İnanılır gibi değil! 

NATO’nun kurulması, Varşova Paktı’nın dağılması ve ötesi

Bilenler biliyor, ama bilmeyenler için söyleyeyim, dış politika uzmanı değilim, NATO uzmanı hiç değilim, konuya taşralı bir gazeteci olarak kendi çapımda ilgi duyuyorum, hepsi bu kadar.

Yazdıklarımı da “NATO’ya Kocaeli’den bir bakış açısı” olarak değerlendirin lütfen.

NATO nedir, ne zaman kuruldu, kuruluş amacı ortadan kalkmasına rağmen bugün neden hâlâ var?

İşte gerçekler, bu sorunun cevabında gizli.

Özet geçelim!

NATO, açık şekliyle “Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü”, bir anlamda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin 24 Haziran 1948’de “Berlin ablukasını başlatmasına” karşı bir yanıttı.

“Komünizmin yayılması” önlenmeliydi, bu amaçla 4 Nisan 1949’da 12 ülke tarafından kuruldu, bugün üye sayısı 30.

Türkiye, NATO’ya 18 Şubat 1952’de katıldı.

Yani tam 70 yıl önce…

NATO, bir savunma örgütüdür.

“NATO üyesi olan bir devlete, üye olmayan bir devlet tarafından herhangi bir saldırı gerçekleştiğinde, üyeler ortak savunma yapacaklardır…”

Kuruluş belgesinde, NATO’nun amacı böyle belirtilir.

NATO’ya karşı 14 Mayıs 1955’te “Varşova Paktı” kuruldu.

Sekiz sosyalist ülke (Arnavutluk, Bulgaristan, Çekoslovakya, Doğu Almanya, Macaristan, Polonya, Romanya ve SSCB), bir araya gelerek “Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Antlaşması”nı imzaladı.

Böylece Avrupa’da “iki bloklu yapı” oluştu.

Bu yapı 1991 yılına kadar devam etti.

1991’de Sovyetler Birliği dağıldı, üye devletlerde sosyalist rejimden çok partili parlamenter rejimlere geçildi, böylece Avrupa’nın iki bloklu yapısı ortadan kalktı, sonuç olarak 1 Temmuz 1991’de Varşova Paktı da kapısına kilidi vurdu.

Özetle, NATO’nun varlık nedeni olan Varşova Paktı 31 yıldır ortada yok.

Komünizm bitti, Varşova Paktı dağıldı, ama ne hikmetse NATO hâlâ borusunu öttürmeye devam ediyor.

ABD, neden “NATO’culuk oynamaya” devam ediyor?

Gelelim esas konumuza.

Her kurumun bir “varlık nedeni” vardır, varlık nedeni ortadan kalkınca o kurum da kapanır.

İşin özü budur.

NATO’nun varlık nedeni Varşova Paktı, yani komünizm idi, komünizm bitti, Varşova Paktı dağıldı, ama NATO hâlâ ayakta, ayakta olmasının ötesinde “genişlemeye” devam ediyor.

Neden acaba?

NATO, “dünyada barışın koruyucusu” mu?

Üye ülkelerin birliği ve dirliği için mi çalışıyor?

Üye ülkeleri terör belasından uzak tutabiliyor mu?

Türkiye, NATO konusunda 70 yıldır yanlış yönlendiriliyor.

Türk kamuoyu, 70 yıldır inanılmaz bir “algı bombardımanı” altında.

Acılar yaşadık, şehitler verdik.

Akıllanmadık, aklımızı başımıza toplayamadık.

70 yıl önce elimizi verdik, bugün bırakın kolumuzu tüm vücudumuzu kaptırmış durumdayız, geri alamıyoruz.

Üye ülkelerden ekonomisi güçlü olanlar ve akıllı siyaset yapanlar, durumu idare ediyorlar.

Ama bizim gibi “borç ekonomisi” ile kötü yönetilen ülkelerin durumu perişan.

Ara sıra diklenir gibi oluyoruz, hemen süngümüzü indiriyorlar. 

NATO ve terör örgütleri ile ilgili tespitlerim

*NATO, üye ülkeleri ABD’ye bağımlı kılan bir kurumdur.

*”Çok üyeli, uluslararası bir kurum” görüntüsündedir, ama NATO aslında ABD emperyalizminin temel saldırgan gücüdür.

*Yönetim mekanizması vardır, kararlar ortak alınır, hatta her üye ülkenin “veto hakkı” bulunur, ama bunlar sadece görüntüdür, NATO’nun tek sahibi, ABD’dir. ABD otur der otururlar, kalk der kalkarlar. İşte en son Madrid zirvesinde görmedik mi, günlerdir zıp zıp zıplayanlar, bir telefonla yelkenleri suya indirdiler.

*NATO, ABD emperyalizminin silahlı gücüdür. ABD hegemonyasına karşı çıkanlar, karşılarında ya NATO’yu, ya da ABD emperyalizminin diğer yaptırım güçlerini, yani IMF’yi veya Dünya Bankası’nı bulurlar. NATO, IMF ve Dünya Bankası; ABD’nin “yaramaz ülkeleri hizaya getirmek” için kullandığı kurumlardır.

*Dünyadaki terör örgütlerinin tamamına yakını, başta bizim başımıza bela olan PKK, PYD/YPG, IŞİD, FETÖ, Hizbullah ve El Kaide, ABD’nin kontrolündedir.ABD, bu örgütleri “dünyayı dizayn etmek için” kullanır. ABD’nin zaman zaman terör örgütlerini kınaması, sadece görüntüdür.

Türkiye, bu gerçekleri bilmiyor mu?

Bilmez olur mu?

Taşradaki bir gazeteci bilecek de, koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler mi bilmeyecek?

Peki, bu gerçekleri bildikleri halde neden gidip iki zavallı Avrupa ülkesi İsveç ve Finlandiya ile “terör pazarlığı” yapıyorlar?

Neden terör örgütlerinin gerçek hamisi ABD’ye ses çıkarmıyorlar?

PKK terör örgütü ve PKK’nın yuvalandığı Kuzey Irak, ABD’nin himayesinde mi?

Evet, ABD’nin himayesinde…

ABD, Suriye’nin kuzeyinde devlet kurmaya hazırlanan PYD/YPG’ye para ve silah veriyor mu?

Veriyor, hem de kongre kararıyla…

FETÖ’yü kuran ve 15 Temmuz’da darbe yapacak noktaya getiren ABD mi?

Evet, ABD…

Tamam da, o halde Türkiye neden ABD ile değil de Finlandiya ve İsveç’le pazarlığa oturuyor?

İşte gülünç olan bu ya!

Günlerce “masal” dinledik.

“Türkiye, İsveç ve Finlandiya’yı dize getirdi” masalını…

İsveç ve Finlandiya, kim ola ki?

İsveç ve Finlandiya’nın koruyup kolladığı terör örgütlerinin esas patronu ABD.

Ne söyleyeceksen ona söylesene.

Pazarlık yapacaksan, onunla yapsana.

Sonra Türkiye’nin başına bela olan terör örgütlerini besleyen sadece İsveç ve Finlandiya değil ki.

NATO üyesi olup da PKK, PYD/YPG ve FETÖ’ye destek çıkmayan bir tek ülke gösterebilir misin?

Bu terör örgütlerinin baş destekçileri Almanya, Fransa, Hollanda ve Belçika…

Madem İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya alınmasında “teröre destek verilmesi” konusunu müzakere edeceksin, önce NATO’nun patronu ve terör örgütlerinin hamisi ABD ile konuşacaksın.

Dikleneceksen, ABD’ye dikleneceksin.

Diğerleri birer piyon.

Piyon ülkelerin ne gibi yaptırım gücü olabilir ki?

Sonuç olarak…

NATO, kurt ABD’nin kuzu ülkeleri yakalamak ve yemek için kullandığı bir ağ.

“Üye ülkeleri, üye olmayan ülkelerin saldırısından korumak” görevi, NATO için söylenmiş en büyük yalan!

Madem böyle bir görevi var da, NATO, üyesi Türkiye’yi neden yıllardır terör örgütlerinden korumuyor?

Korumanın ötesinde, ülkemizi parçalamak isteyen terör örgütlerine neden destek veriyor?

Sadece Türkiye değil, tüm Avrupa bu beladan kurtulmalı

İster kabul edelim ister etmeyelim, ABD, kendi çıkarı için tüm dünyayı ateşe atıyor.

Ukrayna’da yaşananlar, öyle basit bir olay değil.

Ukrayna dramının baş sorumlusu, Rusya değil, ABD.

ABD, Rusya’yı Ukrayna’yı işgal etme konusunda kışkırtmakla, “NATO’nun genişleme fişeğini” ateşledi.

Bu, “Rusya-Çin-Hindistan bloğuna” karşı başlatılan bir hareket.

2030’larda dünyanın ekonomik merkezi Uzak Doğu’ya kayıyor, ABD bunun önlemini şimdiden alıyor.

Çin’in “dünya liderliğini” şimdiden boğmak istiyor.

ABD’nin gözünü kan bürüdü, bu da dünya barışı için hiç de iyi değil.

ABD’yi Dünya Savaşı’ndan caydırmanın tek bir yolu var, elindeki “NATO gücü”nü almak.

ABD, kontrol ettiği NATO gücü ile dünyayı felakete sürüklemek istiyor.

Bu, nasıl olur?

“NATO’nun içinin boşaltılmasıyla” olur.

Yani Avrupa Birliği ülkeleri NATO’dan ayrılıp kendi aralarında bir “AB Savunma Gücü” kurarlar, Türkiye de buraya katılır.

Böylece ABD’nin NATO silahı elinden alınmış olur.

Rusya, Çin ve Hindistan, rahatlar.

ABD kıskacından kurtulan Avrupa ülkeleri rahatlar.

Eee, böyle bir denklemde Türkiye de rahatlar.

Özetle…

Dünya barışı, Türkiye ve Avrupa ülkelerinin huzuru için “ABD’nin NATO’culuk oyunu” mutlaka sonlandırılmalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Asgari ücrete yapılan zammı yeterli buluyor musunuz?