Bilgi ve eğitim konusu olarak din

“Türkiye’de Din Eğitimini Kim Vermeli?” başlığı altında bazı cepheleriyle ele aldığımız üzere, Türkiye’de yıllardır bitmeyen bir tartışma alanıdır din eğitimi.

Verilmeli mi verilmemeli mi, verilecekse kim tarafından verilmeli gibi tartışmalar Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne devam ediyor.

Devam edecek gibi de görünüyor.

Zira tartışmanın bilhassa tarihi ve sosyolojik zemininin çoğunlukla göz ardı edildiğini söylemek mümkün.

Hal böyle olunca da mesele bilimselden ziyade ideolojik bağlamda ele alınıyor ve ideolojilere malzeme olmaktan öteye gidemiyor.

Halbuki tartışmanın en önemli boyutlarından olan laikliğin uygulandığı en önemli örneklerden biri olarak Fransa’da dahi dinin eğitim sistemine konu edilmesinin gerekliliğinin tartışıldığı görülüyor.

Mesela dönemin Milli Eğitim Bakanı Lionel Jospin’in talebi üzerine, bilim ve sanat tarihinin güçlendirilmesini savunan tarih ve coğrafya öğretimi üzerine bakanlık komisyonuna başkanlık eden Philippe Joutard tarafından hazırlanan 1989 tarihli raporda bu hususa dikkat çekilmektedir.

Raporun, öğretmen görüşleriyle de desteklenen iddiasına göre; ortak kültürel miras bilinci öğrencilerde gittikçe zayıflamakta, öğrenciler gerekli dini kültürel referanslardan yoksun oldukları için edebi, tarihi, felsefi veya sanatsal temaların aktarımında öğretmenler zorluk çekmektedir. Bu minvalde öğretmenler “teslis” kelimesinin dahi öğrencilerin zihinlerinde “sadece bir metro durağı isminden ibaret” olduğunu ifade etmektedirler (https://www.persee.fr/doc/spira_0994-3722_2007_num_39_1_1257)

Buna göre dinin bir bilgi alanı olarak eğitim programında yer alması, sadece bir inanma ve inanmama konusu değildir.

Aynı zamanda içinde bulunduğunuz toplumu tanımaya yönelik kültürel bir meseledir.

Hatta bir “milli güvenlik” meselesidir.

Bu hususa dair örnekleri de Batı’da görmek mümkün.

Mesela Almanya’nın son dönemlerde, Müslümanlara din hizmeti verecek din görevlilerinin ülke içinde yetişmesine, yurt dışından, özellikle Türkiye’den imam getirilmemesine yönelik politikalar belirmesi, söz konusu güvenlik problemi ile yakın ilişkili bir husus olarak değerlendirilmektedir (https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/almanya-turkiyeden-imam-istemiyor-1332742).

Tabii Batı’nın çalışma usullerinden biri olması hasebiyle, politikalar belirlenirken o politikaların dayanacağı bilimsel zeminin de oluşturulmaya çalışıldığını/çalışılacağını dikkate sunmak lazım.

Nitekim bahsi geçen politikaların akademik alt yapılarının da hazırlandığını düşündüren çalışmalardan birinden, birkaç ay önce, Danimarka’dan Türkiye’ye doktora çalışması kapsamında gelen ve benimle bir mülakat yapmak üzere iletişime geçen genç bir akademisyen vasıtasıyla haberdar olduğumu belirtmeliyim.

Çalışmanın konusu, Almanya’dan Türkiye’ye ilahiyat eğitimi için gelen Türk asıllı gençlerin Türkiye’deki ilahiyat eğitimini tercih nedenleri.

Yeni nesil Müslüman dini liderlere ve onların İslam söylemlerine yönelik daha büyük bir projenin bir parçası olduğu ifade edilen çalışmanın her ne kadar bahsettiğim iddiayı taşımadığı belirtilse de, Almanya’nın din görevlisi yetiştirme hususunu merkeze çekme eğilimi düşünülünce, ilgisiz kabul edilemeyecek bir tevafuk dikkati çekiyor.

Yani din ve eğitim konusu, rejim ne olursa olsun, bir şekilde üzerinde çalışılması ve gözlenmesi/kontrol edilmesigereken bir alan olarak kabul görüyor.

Aksi halde sadece kültürel değil, ciddi güvenlik meselelerinin ortaya çıkması muhtemel görülüyor.

Zira din, kültürden siyasete ve dahi ekonomiye kadar hemen her alana nüfuz eden bir olgu.

Bize dönecek olursak…

Türkiye’nin, özellikle bugünkü şartlarına bakıldığında, bir taraftan dini radikal akımların diğer taraftan bazı dini grup ve oluşumların ülke üzerinde adeta güç savaşında olduğunu dikkate alırsak, denecek tek bir söz var kanaatindeyim:

Türkiye’de din öğretimi ve eğitimi meselesi sadece bir bilgi ve inanç konusu değil, aynı zamanda bir “milli güvenlik meselesi”dir.

O nedenle mesele ele alınırken duygusal değil, olgusal bakmak bir zorunluluktur.

Sloganla değil, bilgi ile hareket etmek bir mecburiyettir.

Aksi halde unutulmamalıdır ki tabiat boşluk kabul etmez.

Olgu olarak toplumda yer alan bir bilgi sahasını, ister öğretmek ister sahada bilgi üretmek açısından olsun, boş bıraktığınızda, o boşluk bir şekilde mutlaka dolar ancak siz inisiyatifinizi kaybetmiş olursunuz.

Ve geriye iyi niyetle söylenebilecek tek bir söz kalır:

Geçmiş olsun…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Cenk Cemil - Sayın Banu Hnm, Bizim bu ülkemizde din eğitimi maalesef hiç bir dönemde arzu edildiği gibi olmamış ve kerametleri tuhaflıklarından menkul bir sürü müslüman tipleri türemiştir ! Örneğin, Şeriatın gerçek manada İslâm olduğu bilgisine bir türlü ulaşamamış ve müslüman olduklarını da söyleyen yığınlar, meydanlarda "Kahrolsun Şeriat" diye bağırabilmişlerdir ! Bunlara böyle bir sözü söylemeleri ve buna inanmaları halinde, İslâmla ve müslümanlıkla bir ilgilerinin kalmayacağını söyleyebilen ve anlatan bir merciye bugüne kadar rastlanabilmiş midir ?

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 31 Temmuz 11:18


Anket Asgari ücrete yapılan zammı yeterli buluyor musunuz?