Bütün dünya bir sahnedir

Shakespeare’in çok sevdiğim bir sözü vardır.

“Bütün dünya bir sahnedir.”

Bu sözde pek çok farklı düşünce bulabilirsiniz. Bu dört kelime içerisinde çok büyük anlamlar saklıdır. Aslında Shakespeare’in neredeyse her cümlesi bu şekilde içerisinde çok büyük anlamlar yaşatır, onlara ev olur. Ancak bence bu cümle çok başka, çok özel.

Küçükken nasıl yaratıldık, niye varız gibi sorulara kendimce bir cevap bulmuştum. Her birimiz tanrının küçük kızının oyuncak evinde yaşayan bebekleriydik. Bu ev öyle büyüktü ki içerisinde trilyonlarca kişi vardı. Oyuncak evin sahibi hangi bölüm ile oynuyorsa o bölümdeki kişiler uyanık oluyor, hangi bölümle oynamıyorsa oradaki kişiler uyuyordu. Yani her birimizin yaşama amacı o küçük kızın (oyuncak evin, dünyamızın sahibinin) kendince kurduğu sahnede bir oyuncu olmak, yer almaktı.

Dört-beş yaşlarındaki bir kız çocuğu için bu bakış, dünyaya keyifli bir hal veriyordu. Biraz büyüyünce elbette bu düşünce beni sadece tebessüm ettiren bir çocuk oyununa dönüştü. Ancak birkaç yıl önce Shakespeare’in bu sözünü okuduktan sonra düşüncelerim tekrar eski hayallerime ve oyunlarıma yöneldi ve oralarda bir süre oyalandı.

Belki tanrının küçük kızının oyuncak evinde yaşayan oyuncak bebekler değildik, belki de mavi göklerin ve bembeyaz bulutların üstünde bize bakan ve gülümseyen bir surat yoktu. Ancak dünya gerçek bir sahneydi. Özellikle son yıllarda bu durum ciddi bir şekilde kanıtlanmıştı.

Bir tiyatro gibiyiz aslında, çok uzun süren ve çok geniş bir salonda oynayan büyük bir tiyatro. Sokakta herkesin bir rolü var, kendileri gibi değil, başka birileri gibi davranıyorlar. Zaten tiyatronun da amacı bu değil midir? Başka insanları gözler önüne sunmak değil midir tiyatronun amacı?

Herkes (gerçek olmasa bile) “Dünyanın en mutlu ve en mükemmel hayatını ben yaşıyorum.” gibi düşünceleri yansıtan surat ifadeleriyle yürüyor, alışveriş yapıyor, kahve içiyor, nefes alıyor… Topluma uymaya, onlardan biri gibi olmaya çalışan insanların sayısı gitgide artmakta. Maalesef bu durum yalnızca düşünceler için değil aynı zamanda fiziksel görünüş için de geçerli. Algılara uymayan kim varsa kendisini “düzeltmek” zorunda hissediyor. Estetik ameliyatları oluyor, zayıflıyor, aslında pek çok hayır işi için kullanılabilecek parayı sadece “topluma uymak” için harcıyor. “Topluluk neyi savunuyorsa ben de onu savunayım, aman dışarıda kalmayayım, yalnız olmayayım…” gibi düşünceler ile tüm insanlık resmen kendisine bir rol verilmiş gibi yaşıyor.

Farklı olan varlığın, düşüncenin, görüntünün derhal eleştirildiği ve uzaklaştırıldığı bu toplum yapısında dünyanın bir sahne olmaması mümkün mü? Herkesin kendisine bir rol belirlememesi, zarar görmemek için bu role göre yaşamaması, kendi benliğini kabul etmeyip kendisini bambaşka bir şekilde yansıtmaması mümkün mü?

Aslında mümkün, ancak pek çok insan bunu anlayamayacak kadar dahil bu sahneye. Sosyal medyada herkesin kahvesi köpüklü, herkes hep mutlu, her fotoğraf çok güzel, her fotoğraf çok keyifli. Ancak bu durum sahnenin dışında, rolleri kenara bırakınca cidden böyle mi?

Kimse köpüksüz kahvesini, ağlayan gözlerini, titreyen dudaklarını, gözü kapalı çıkan fotoğrafını paylaşmıyor. Bir sahne olan tek yer dünyanın kendisi değil. Şu an var olan en büyük sahne, en geniş tiyatro sosyal medya olmuş durumda ve aslında insanları da sürekli rolden role bürünmeye zorlayan şey tam da bu sahnenin kendisi.

Bu sahnede büyük burunlara, yara izlerine, küçük dudaklara, kepçe kulaklara, sıfır beden olmayan vücutlara yer yok. Kötü çıkmış bir fotoğraf? Asla. Bu sahnede ona da yer yok. Gerçekten kim olduğunu göstermek, sevdiğin şeyleri (toplumun algısına uymasa bile) paylaşmak? Sevgili okurum bu en kötüsü, çünkü büyük bir linç dalgası sizi bekliyor olabilir. Sizinle dalga geçebilir, arkanızdan konuşabilir bu sahnenin oyuncuları. Çünkü sahneye uyum sağlamanın en kolay yolu, uyum sağlamayanları linç etmek, onlara gülmektir.

Kısacık hayatımda daha iğrenç, daha anlamsız çok az şey gördüm. Ancak gerçek bu.

Bence dünya sahnesine dahil olmanın en güzel yolu, kendine belirlediğin rolü değil; kendini oynamak. Saçlarını ne renk istiyorsan o renkte tutmak, saçlarının ne kadar kısa ya da uzun olmasını istiyorsan onları öyle şekillendirmek, ne istiyorsan, ne düşünüyorsan onu söylemek, sevdiğin şeyleri yapmak, topluma uymasan bile bu uyumsuzluğun tadını çıkarmak…

Dünya her zaman bir sahne olmuş ve her zaman da bir sahne olarak kalacak. Bizim yapabileceğimiz tek şey, bu sahneye kendimiz olarak mı yoksa bir oyuncu olarak mı çıkmak istediğimizi belirlemek.

Umarım bir oyuncu değil, kendiniz olmaya karar verirsiniz. Zira dünyamız renksiz ve tekdüze bir yer olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Ona biraz fark katmak bizim elimizde olan bir durum.

Yine bir Shakespeare sözü ile yazımı sonlandırmak istiyorum.

“Ne kadar acıdır başkasının gözüyle bakmak mutluluğa.”

Mutluluğa yarattığınız bir rolün gözünden değil, kendi gözünüzden bakın. Eminim ki bunu yaptığınız zaman o role ihtiyacınız bile olmayacak.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yağmur Uğuzluoğlu - Mesaj Gönder

# ile, bir

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Asgari ücrete yapılan zammı yeterli buluyor musunuz?