Aluminyum çocukları...

Çaydanlıklar, tencereler… Bakır tencerelerimizi kalaylamak zor geldiği için bunları alüminyum olanları ile değiştirdik. Sokaklarda “kalaycılar” dolaşır ve bağırarak, “Kalaycı geldi, bakır kaplarınız kalaylanır” diyerek mesleklerini yapmaya çalışırlardı. Alüminyum gelince o meslek kaybolup gitti…

Bir ara çinko çaydanlıklarda çay yapılırdı. Bizimkisi koyu lacivert renginde idi. İçine su konulur, kaynadıktan sonra toz çay içine atılır, demlenmesi beklenirdi. Buharı kaçmasın diye çaydanlığın ucuna bezden yapılma küçük bir tıkaç konulurdu. Şimdi kâğıt havlu parçası kullanılıyor.

Çay, bardaklara konulurken süzgeç kullanılırdı. Sonraları, girişimcilerin yarattıkları küçük bir parça, süzgecin pabucunu dama atmıştı.  “Kirpi” denen bu küçük alet, kadınları çayı bardaklara koyarken her defasında süzgeç kullanmaktan kurtarmıştı.

O zamanlarda, bazıları bakır tencere ve kazanları verip yerine plastik çanak çömlek aldılar. Uyanık hurdacılar bütün bakır eşyaları toplayıp götürdüler. Bir ara porselen tabaklar ortadan kayboldu. Yerine melamin ismi verilen sert plastik tabaklar geldi. Neymiş, yıkanırken kırılmıyorlarmış… Güzelim ve antika değeri bulunan porselen çorba, yemek ve çay takımları büfelerden uçtu gitti. Çok azı, sonradan yüksek paralar vererek edindiğimiz gümüşlük denilen mobilyalarda sergilenir oldular.

Duvara monteli ahşaptan yapılma tabaklıklarımız vardı. Bunları şehirde ustalıkları ile nam salmış ünlü marangozlar yapardı. Birkaç raftan oluşan bu tabaklıklarda, tabağın kenarı yerde fakat üst kısmı rafa paralel ince bir çıtaya yaslanırdı. Aynı büyüklüktekiler arka arkaya sıralanır şekilde yerleştirildi. Şimdi ise mutfaklarda özel bölümleri olan çekmecelerde saklıyoruz.

Etler, kıymalar kavrulur, buzdolabı olmasa bile tel dolaplarda bir müddet bozulmadan kalırlardı. Kadınlarımız bunu nasıl beceriyorlardı bilmiyorum ama kavrulan kıymaların üstüne çıkan yağ tabakası az da olsa bir koruyucu olarak görev yapıyor olmalıydı. Şimdi “tel dolap” denince o günlerin dolapları aklımıza gelir mi acaba?

Ve geliyorum en önemli noktaya: Her evde ve her yerde yemekler, çaylar alüminyumdan yapılma tencereler, tavalar, çaydanlıklarda yapılırdı. Hafif olması, kolay yıkanıp kurulanması nedeni ile herkes bunları yıllarca kullandı. Bu maden aslında zehirli ve insan sağlığına zararlı. Fakat oksitlenmesi sebebi ile bu tehlikenin olmadığı biliniyordu. Ancak yıkamalar veya sürtünmeler sebebi ile oksitlenmenin giderilmesi sonrasında bu kaplarda yapılan yemeklerden kana karışması ve bunun beynimizin bazı bölgelerinde birikmesi bugünkü bazı hastalıkların kaynağı olarak bildiriliyor.

Yaşları benimkine yakın olanlar o günleri çok net hatırlar. Yıllarca alüminyum kaplardan yedik ve içtik. Hatta izci ve asker olanlarımız iyi bilirler, hafif olması bakımından su mataraları da bu madenden üretilirdi. Bugünkü beyin yapımız iyi mi kötü mü bilmiyorum ama bazı hastalıklarının kaynağı olarak bu madenin öne sürülmesini ilginç buluyorum. Bu değerlendirmelerim sonunda neden başarılı sporcularımızın sayısı artmıyor sorusunu yazıma ilave ediyorum. Spor ve Alüminyum arasında acaba bir ilişki var var mı?

Çinkoya başka bir yazımda değineceğim. İlginç özelliklere sahip bir madendir.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yavuz Taşkıran - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Kocaeli'de en başarılı bulduğunuz milletvekili kim?