Bilgi ne için verilir?

Birçok eğitimci gibi benim de meslektaşlarımla sık sık tartıştığım bir konu eğitim sistemimizin durumu.

Zira bu sistemden yetişen neslin genel durumuna baktığımızda bazı şeylerin yanlış gittiği apaçık ortada.

Nedenine dair birçok sebebi sıralamak mümkün.

Ancak öncelikle benim açımdan temel bir soruna işaret etmek istiyorum: Verdiğimizi düşündüğümüz bilgiyi ne için veriyoruz?

Soruna işaret etmemin nedenine gelince:

Bir meslektaşımla birlikte İmam Hatip Meslek derslerine yönelik bir kitap projesi üzerinde çalışıyoruz.

Söz konusu projeyi tamamlamak üzere iken bu sene uygulanmak üzere meslek derslerinin yeni öğretim programları ve ders kitapları ilan edildi.

Dolayısıyla projeyi bitirmeden önce değerlendirme yapmak üzere benim üzerinde çalıştığım konu olan tefsir dersi öğretim programını inceledim.

İncelemem neticesinde hayal kırıklığı yaşadığımı üzülerek itiraf etmek isterim.

Çünkü öğretim programının içeriğine baktığımda program geliştirmenin unsurları açısından birçok hususun eksik olduğu dikkati çekiyordu.

Ve öğretim programının yoğunlaştığı neredeyse tek alan bilişsel alandı.

Yani program öğrencinin sadece “anlama” ve “kavrama”sına odaklanmaktaydı.

“Bunda yanlış olan ne var?” diyebilirsiniz.

Yanlış değil ama eksik olan şey öğrencinin “anladığını” hayata nasıl geçireceğine dair bir unsurun olmaması.

Çünkü “bilmek” eğitim için gerekli ama yeterli değildir.

Eğitim açısından bildiğini içselleştiren ve uygulayan insanların yetişmesi önemlidir.

Bunun sağlanması içinse öğrenciye aldığı bilginin hayatındaki anlamı ve hayatına nasıl aktaracağı hususunda da rehberlik edilmelidir.

Din alanından bakacak olursak bu mantıkla dini sadece “başkalarına anlatmak için” öğrenmekten başka bir sonuç elde edilebilir mi?

Edilemediği içindir ki, daha önce de ifade ettiğimiz üzere, en temel kavramlar söz konusu olduğunda dahi bilen ama onları yaşa(ya)mayan insanların sayısı gittikçe artmıyor mu?

Kısaca “ele talkın veren” ancak kendi “salkım” yutan ve hatta yutamayan insanların çoğalmasının nedeni bilmekle yaşamak arasındaki ilişkinin kurul(a)maması değil midir?

Halbuki “başkalarına iyiliği emrederken kendini unutan” (Bakara, 44) insanlar topluluğu oluşturmak bir eğitim sistemi için en önemli sıkıntılardan biridir.

Dolayısıyla sorumuza tekrar dönecek olursak “verdiğimiz bilgiyi neden veriyoruz? Öğrencinin hayatına neyi nasıl katmasını bekliyoruz?” sorularının cevapları doğru düzgün verilip programlar buna göre şekillendirilmedikçe, sadece “sınav geçmek” için bilgi edinen, sınav bitince zihni “bembeyaz bir sayfa” olan öğrencilerden şikayet etmeye de hakkımız olamaz.

Çünkü hayatına aktaramadığı her bilginin ömrü “sınava kadardır”, değil mi?

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket 24 Haziran Milletvekili seçimlerinde hangi partiye oy vereceksiniz?