(h)-‘RANT’ ve gazetecilik...

Hrant Dink, öldürülmeden kısa bir süre önce özetle şunları yazmıştı…

***

“Bu ülkede gazetecilik yapıyorum… Bu ülkeyi çok seviyorum ama yazdıklarım yüzünden güvercin ürkekliğinde yaşıyorum” diye yazmıştı…

Tehdit ediliyordu…

Devlet onu koruyamadı…

Öldürüldü…

Uğur Mumcu

Ona keza…

Parçalandı…

İkisinde de FETÖ suçlanıyor…

Son günlerin moda deyimiyle ‘RANT’ın büyük olduğu bu ülkede ‘(h)-RANT’ların yaşaması ve gazetecilik yapması zor dostum…

Çok zor…

***

Hrant’ın dün öldürülüşünün 11. Yıldönümüydü

Hrant, Malatya’da doğmuş bir TC vatandaşıydı

Ermeni kökenliydi…

Mazhar Alanson…

MFÖ’nün ve Türk pop müziğinin yaşayan efsanesi…

Ermeni kökenli…

Ama TC vatandaşı ve İstanbul doğumlu…

Osmanlı Tarihi’ni anlatan dönem dizilerinde bile oynadı…

(Mesela Osmanlı Tokadı)…

***

Gelelim bugüne ve bizim gazetecilik mesleğine

Spor gazetecileri ve spor köşe yazarları, belki çok muhatap olmuyor böyle tehditlere, ama benim bizzat yaşadığım olaylar var…

***

Yalova’da, gazetemizin spor ekini beraber yayına başlattığımız eski danışmanlarımız rahmetli Erkan Nigiz, Bedri Dölkeleş ve ben, Yalovaspor-Kocaelispor maçından dönerken, tenha bir sokakta, maçtan yeni çıkmış yüzlerce kişinin linç girişimleriyle karşı karşıya kaldık, canımızı zor kurtardık…

***

Türkiye Kupası’nı kazandığımız yıl, Beşiktaş’ı İnönü’de eleyip, motorla Üsküdar’a geçerken, bizim peşimize takılan Beşiktaşlıların linç girişimiyle karşılaştık…

Araçlara çapa çarpa Harem yoluna kaçan ve tam devrilmek üzereyken yola çıkabilen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi otobüsündekiler canını zor kurtardı…

Volkan Elmaser mucize şekilde kurtuldu…

Ben ise Üsküdar meydanında, elinde çivili sopa bulunan 16 yaşlarında Beşiktaşlı bir fanatikle göz göze geldim…

Tam vuracaktı, polisler gelince kaçtı…

Ölümden döndük…

Bir taraftarımız ise ilk kez gittiği bu maçtan sonra, belediye otobüsünün kapısına sıkışıp, son anda binerken, asından gelen Beşiktaşlılar tarafından 16 yerinden bıçaklandı…

Zor hayata döndürüldü…

***

Yozgat’ta, sadece 150 taraftarın izlediği maçta (Hakan Arıkan’ın ilk kez kaleye geçtiği maç), hakemin bitiş düdüğünden sonra futbolcularımıza saldırıldı, polisler kalkanlarla yedek kulübemize topladığı futbolcularımızı korudu, ben sahanın ortasında tek başıma kaldım. Arkama bakmıyordum… Son anda takım soyunma odasına kaçarken, Ömer Aysan Barış elimden tutup, beni içeri çektiğinde arkama bir baktım, tribünden sahaya atlayan 150 kişi üstüme koşuyor…

Ölümden döndüm…

***

Sakarya’daki olaylı maçta, lavabodan kırdıkları marley parçasıyla Ahmet Akay’ın kafasını yardılar…

Gözünü zor kurtardı…

Sahanın ortasında takımla beraber kalakaldık…

Sakaryalı meslektaşlarımız bile, basın tribününde sırtımıza tekme attılar

Kartal deplasmanında stada dolan Sakaryalılar, Süper Lig’e çıktığımız sezon, 2-1 yendiğimiz rakibimiz yüzünden bizim basın tribününe ve VİP tribününe taş yağdırdı…

Zamanın Kocaeli Valisi Gökhan Sözen bile canını zor kurtardı…

***

Gölcükspor ile gittiğimiz Keşan’da…

Kocaelispor PAF takımı ile gittiğimiz Sürmene’de…

Kocaelispor’un Beykoz deplasmanında…

Silah çekilen Beylerbeyi-Gölcükspor maçında yaşadıklarımızı ayrıca anlatmıyorum…

***

Eskiden Adliye muhabirleriyle her gün vedalaşıp habere gönderirdik…

O zaman mahkemeleri izlemek ve fotoğraf çekmek serbestti…

Düşünün..

Muhabir, ana baba ayrılırken çocuğun fotoğrafını çeker, baba kafayı üşütür, muhabire saldırırdı…

Cinayet işlemiş, ya da cinayetle suçlanan şahısın fotoğrafını çeken gazeteci kardeşlerim kaç kez saldırıya uğradı…

Kaç gazeteci arkadaşım, ağabeyim, kardeşim, bu kentte hırsızlığı, arsızlığı yazdığı için uzun süre korumalarla gezdi…

***

Böyle bir ülkede, böylesi şartlarda gazetecilik yapıyoruz…

Kolay değil elbette…

Ama bunun spor muhabiri, asayiş muhabiri diye bir ayrımı olmaz…

Gazeteci gazetecidir…

Tehdit de tehdittir…

***

Aslında bu saldırılar demokrasiye, halkın haber alma özgürlüğüne, ülkenin adaletine yapılan saldırılardır…

Yazarların görüşüne katılırsınız ya da katılmazsınız…

Bu ayrı bir şey…

Ama onu öldürerek fikrinden vazgeçiremezsiniz ki

Sadece cana kıyarsınız…

Ve hatta kahraman yaparsınız…

Kafir olursunuz…

Ya da cani

7 ceddiniz ‘katillerin sülalesi’ diye anılır…

***

İşte böyle bir meslek yapıyoruz…

Benim yukarıda anlattığım, başımıza gelen linç girişimleri, inanın asayiş ya da adliye muhabiri arkadaşlarımızın her gün yaşadıkları sıradan şeylerdir…

Biz ise bunları 32 seneye yayılan zaman içerisinde yaşadık

Demokrasi…

Adalet…

Özgürlük…

Ve bunların simgesi olan gazetecilik mesleği

Bu topraklardan bugün değil, yüzyıllardır uzak

Matbaanın icat edilişinde ilk akla gelen isim Gutenberg’tir…

İlk matbaa baskısı ise Hollanda’nın Haarlem kentinde ilk kez tek tek harflerle baskı denemelerini 1430 yılında Lourens Janszoon Coster’in yaptığı bilinmektedir…

Ülkemizde ilk matbaa, Hollanda’dan 299 yıl sonra 1729’da İbrahim Müteferrika isimli Macar asıllı bir usta tarafından kurulmuştur…

Yani 3 asırlık bir gecikmeyle tanışmışız kitap ve gazeteyle…

Hele hele yerel gazetecilik bir yüzyıl sonra, yani 4 asır sonra, ancak İstanbul’da canlanabilmiştir…

***

Yani tam 4 asır gerideyiz gazetecilikte…

Bunun tek sebebi ise halkın gazete okumamasıdır

Ders kitapları dahil, kitap okumamasıdır

Mevcut gazeteler, bir tek sigara fiyatındayken, okumamada ısrar, ancak demokrasinin, özgürlüklerin gelişmesini engeller…

‘Hiç okuyanla okumayan bir olur mu sayın aaaabim!..’

Okumuyorsun, bari okuyanı, yazanı engelleme!..

Yani… Şefaatinden vazgeçtim, mezarımdan taş çalma’ misali…

Türkiye’de gazetecilik ‘H-Rant’ların değil…

RANT’ların eline kalmış…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hakan Yağcıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Ahmet Emin - Mazhar Alanson Ermeni değilmiş.

Yanıtla . 0Beğen 20 Ocak 04:05

Anket 24 Haziran Milletvekili seçimlerinde hangi partiye oy vereceksiniz?