Gizle

Kadınlar Günü ve cumhurbaşkanımız

Bir iki gün önce Cumhurbaşkanımız, kadınlar günü etkinliğinde, “Din adamı olarak ortaya çıkıp da ne yazık ki kadınla ilgili dinimizde kesinlikle yeri olmayan, kendine göre içtihatta bulunan kişileri anlamak mümkün değil. Bunlar bu asırda yaşamıyorlar. İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar aciz bunlar. İslam’ın 14-15 asır öncesi hükümlerini kalkıp da bu zamana uygulayamazsınız” açıklamasında bulundu.

Bizim din adına beklediğimiz, özlediğimiz buydu. Yapılan bu açıklama ile İslam’da içtihat kapısının kapanmadığını, güne, gelişen ortama uyum açısından sorunların örümcek kafalarla, küflenmiş beyinlerle değil, ilmin gösterdiği gerekçelere uygun biçimde gereğinin yapılması zorunluluğunu açıkça ifade edilmiş oldu.

“Erkekle asansöre binilmez”, “Kadın dayak yiyorsa şükretmelidir”, “6 yaşındaki çocukla evlenilebilir” gibi burada yazmayı utanç vesilesi saydığım birçok çağdışı hezeyanları zorunlu gibi gösterenler böylece ağızlarının payını almış oldular. Benim hayret ettiğim, bunları söyleyenlere alim veya din bilgini olarak saydığımız kişilerin bu güne kadar cevap vermemesidir.

Şimdi ulemanın da dilleri çözülmeye başladı. Bizler de yazamıyorduk. Çünkü ben din alimi değilim, sadece hoca soyundan gelen bir hacıyım. Acizane hukuk ilminden biraz anlarım. Kadına dayak gibi hezeyanların sahibi Nurettin Yıldız hakkında hazırlık soruşturması başlatıldı. Darısı yanmaz kefen, terlik, kaset satarak din ticareti yapanların başına.

Bakın ne diyor Cumhurbaşkanı, “Din İşleri Kurulu var, çok vasıflı hocalarımız var. Bunlar neden sessiz kalıyorlar, sessiz kalıp meydanı, bu alanı onlara kaptırıyorlar…”

Anladınız mı Sayın Din Uleması?

Konuşun da nefes alalım. Bakın Diyanet İşleri Başkanımız, ‘Kadınlar Günü’nde ne güzel şeyler söylüyor. “Kız çocuklarının terbiye ve eğitimine yardımcı olalım. Hayatı boyunca eşine ve kızlarına bir fiske bile vurmamış bir peygamberin ümmetiyiz…”

Ey ‘Karınızı dövün’ diyen yobazlar, sizlerde peygamberimizin ümmeti değil misiniz? Suriye’de savaşan kadınlarımızı görünce göğsünüz kabarmıyor mu?

Cehalet her devirde vardı, ancak bu çağdaki geri kafalılar ve onlara inananlar bizi uçurumun kenarına götürmek isteyenlerdir. İşte Atatürk dine değil bunlara karşı idi. İleriyi görmek akıl ve eğitimle olur.

İşte cehaletin bir örneği: Büyük dedem Osman Efendi, 1800'lü yılların sonuna doğru İstanbul’da verdiği hürriyetler konusundaki bir vaiz sonrası padişaha jurnal edilir ve Çanakkale tarafına sürgüne gönderilir. Bir iki yıl sonra sağlık nedeni ile affını ister affedilir, ama İstanbul'a dönemez. Çünkü padişah fermanla Geyve, Doğançay’da yolu bile olmayan Fındıksuyu Dağı’nı mülk diye ona verir. Akrabalar, komşular oraya gelir yoktan bir köy yaratmaya başlarlar. Dedemler de oraya yerleşir, ama barınamazlar. Bizimkiler Maşukiye ve Hikmetiye Köyü’ne gelerek yerleşirler. Büyük dedemiz ise yaşlandığından vatanı olan Çayeli ilçesinin Beyazsu Köyü’ne döner ve orada imamlığa başlar. Kendisi İstanbul’da iyi eğitim almış, el yazma kitapları olan bir din adamı idi. Ramazan ayında köyünün yüksek bir tepesine direk diktirir ve iftar vaktini rubu tahtasından hesap ederek direğe bayrağı çektirip, civar köylerdeki halkın, hatta 4-5 kilometre mesafedeki Çayeli'dekilerin oruçlarını tam zamanında açmalarını sağlarmış. Cühela takımı Rize Kaymakamı’na (O zaman ilçe) giderek, hocanın oruçlarını erken açtırdığını şikayet ederler. Kaymakam hocayı çağırtır. Büyük dedem koltuğuna rubu tahtasını alır ve huzura çıkar. Kaymakam yüksek tonda “Hoca efendi neden ezanı erken okutursun” diye sitem eder. Hoca da “Efendi bu rubu tahtasını bilir misin” diye sorar. Kaymakam “Bilmem” der. Hoca da “Öyleyse benim de sana anlatacak bir şeyim yok” der ve makamı terk eder.

İnsanlığın ve dinin en büyük düşmanı cahillik ve gericiliktir. Bu feslisi, külahlısı, velhasıl tüm kendini din alimi zanneden gafiller, Cumhurbaşkanı’nın Kadınlar Günü konuşmasından ders çıkarmalıdır. Kur’an kursu hocası olan rahmetli annem Atatürk’ü, 16 Ocak basın toplantısı için gelen Derbent İstasyonu’nda trenden inip hatırlarını soran Atatürk’ü yakından görmüştü. 100 yıllık ömründe her duasına Atatürk ve Türk ordusu ile başlardı. Ata’mızın onur, kişilik, seçme ve seçilme hakkı tanıdığı kadınlarımız başımızın tacıdır. Onlar eğitimleri, beceri ve cesaretleri ile her güçlüğü yeneceklerdir. Bizler onların en büyük destekçisiyiz.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Feridun Güray - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

04

Erol Demirbek - konuşmak hoşa gidecek sözleri söylemek başkaaaaa, uygulamadaki aksaklık ve bilerek yapılan yanlışlıkları izlemek izletmek kimin suç işlediğine göre davranmadan gereğini yaptırmak , gereğini yapacak olanlara o cesareti vermek başka şeydir. bir de zaten yanlışa devam edilmesinden memnun olma durumu vardır

Yanıtla . 0Beğen 06 Mayıs 12:55
01

Tülaya Ferah - Feridun bey, her ülke dinini gerçekten insanlığın gelişimi için gören sizin gibi aydınlar sayesinde yol almaya devam ediyor, çok bilgilendim, kaleminize yüreğinize sağlık, aydın anneciğinizin de yaydığı ışık hiç sönmeyecek... Sonsuz teşekkür ederim...

Yanıtla . 0Beğen 11 Mart 14:52
03

Feridun Güray - @Tülaya Ferah 01 nolu yoruma cevabı: Eli kalem tutanların yorumları bana yol gösteriyor. Yazarlar Sendikası Yonetim Kurulu Üyesi olarak katkılarınıza teşekkür ederim. Bu ay yayımlanacak 15. romanızın başarı getirmesini diliyorum.

Yanıtla . 0Beğen 25 Mart 16:24
02

Feridun Güray - @Tülaya Ferah 01 nolu yoruma cevabı: Sizin gibi aydın yazarlar oldukça yolumuz acık kalacak ve Cumhuriyetimiz sosuza dek yaşayacaktır. Yonetiminde olduğunuz Yazarlar Sendikası mensuplarına saygılarım sunarım.

Yanıtla . 0Beğen 12 Mart 11:37

Anket 24 Haziran Milletvekili seçimlerinde hangi partiye oy vereceksiniz?