Gizle

Suç kimde?

Romanlarımda hep kadınları ve onların toplumdaki yerlerini, toplumun onlara bakışını, çaresizliklerini, erkekler tarafından ne denli ezildiklerini, dışlandıklarını yazmaya çalıştım.

Bu konuda zaman zaman okurlarımdan eleştiriler de aldım. “Sen hep kadınlardan söz ediyorsun” diye. Hatta bazıları daha da ileri giderek “Sen kadınları çok şımartıyorsun, onları başımıza bela edeceksin” diyenler bile oldu.

Kadınların ne giyinip, giyinmeyeceğinden, doğurup doğurmayacağından, kaç çocuk yapacağından, gülüp gülmeyeceğinden hatta gülmesinin şiddetini, sokağa çıkıp çıkmayacağını, ne zaman çıkacağını, çalışıp çalışmayacağına her şeyine erkeklerin karar verdiği bir toplumda kadınlar üzerine yazı yazmaktan daha doğal ne olabilir?

Yazarı belli olmayan anonim bir yazı okudum.

O yazıyı buraya alacağım.

 Sonra da birkaç cümlede kendi fikirlerimi aktaracağım.

“Biz kadınları hiç sevmedik.

Saçların sevdik, hele sarışınsa daha da sevdik.

Dudaklarını sevdik hele bir de şehvetli ve dolgun ise daha da sevdik.

Göğüslerini sevdik. Hele göğsünün iki yanına bir Vaşington portakalı gibi yerleşmiş, diri ve memelerinin ucu bir ok gibi elbisesinden çıkmışsa daha da sevdik.

Bacaklarını sevdik. Hele sütun gibi bacaklara sahipse daha da sevdik.

Gerçekten güzel bir vücuda sahipse daha da sevdik. Sevdik, sevdik.

Arabada, vapurda, yolda, plajda, televizyonlarda hep onlara iç geçirerek baktık.

Kadınların her yerlerine baktık ama gözlerine hiç mi hiç bakmadık. Oysa o gözler bize çok şey ifade eder.

Biz kadınlara çok dokunduk. Onlar istese de istemese de. Size dokunabilir miyim diye hiç sormadık.

Son yıllarda dini motiflerden güç bulanlarımız oldu. Eh, yozlaşan toplum ve geç gelen hatta hiç gelmeyen adalet olunca da 13, 14 yaşlarındaki çocuklara bile dokunmaya başladık. Hatta bunun için yasalar çıkardık. Din görevlilerine bu konuda yetki verdik.

Kadınlara dokunmada üst sıralara yerleştik. 2009 itibariyle %41 ini dövdük. %45 ine duygusal şiddet uyguladık.(Küfür, hakaret), %16 sına zorla sahip olduk.

Tüm bunlara maruz kalan her üç kadından biri intihar etti.

%9 una daha çocuk yaşta iken dokunduk.

Ama onlar hep sustular. Çünkü konuşsalar kimse onlara inanmazdı. Hatta onlar suçlanırdı. “Neler yaptın, nasıl davrandın ki böyle tacize uğradın” gibi tepkilerden korktular. Haksız da değiller.

Bu sana ders olsun dedik. Bu ders o kadar acıdır ki biz erkekler bunu bilemeyiz

Bize sorduklarında;

%25 imiz kadın dövülür, %51 imiz kadın erkekle tartışamaz dedik, %36ımız kadın kendisi kazansa bile kazandığını harcayamaz dedik.

İşin ilginç yanı kadınların %52si erkek kadından sorumludur diyerek kendini erkeklerden daha aşağıda gördüğünü söyleyecek kadar kadınlığını unuttuğunu belirtmektedir.

Yine kadınların %49 u erkek ne zaman isterse bana sahip olabilir, benim itiraz hakkım olmaz diyecek kadar kişiliğini kaybetmiş.

2017 ye geldiğimizde bu oranların daha da arttığını söyleyebiliriz. Çünkü ülkenin her köşesinde her gün bir kadın ya öldürülüyor, ya da tacize uğruyor.

Biz kadınları kullanmayı sevdik. Kadınlar da kullanılmayı sevdi. Evde, işte, siyasette her yerde  her yerde. Siyasiler güya kadın erkek eşitliğini savunmak için vitrine birkaç kadın koyarak ne denli özgürlükçü, kadından yana olduklarını gösterirler. Oysa dünya nüfusunun yarısı kadın. O halde neden kadınlar her yerde azınlıktalar. Seslerini çıkaramıyorlar?

“Cennet anaların ayaklarının altındadır” diye diye büyütüldük ama onları hep ayaklarımızın altında çiğnedik, ezdik

14 Şubat Sevgililer Gününü icat ettik. Kadınları mı düşündük. Yok yok sadece piyasa canlansın diye böyle bir şey icat ettik.

Bu ülkede kadın olmanın ne kadar zor olduğunu biz erkekler bilemeyiz. Çünkü onlar artık konuşmuyorlar, konuşturulmuyorlar.

Bu ülkenin kurucusu Atatürk 1934 yılında kadınlarımıza dünyadaki birçok çağdaş ülkeden önce hak ettiği hakları verdiğinde umutlanmıştı kadınlarımız. Çünkü o Atatürk’tü. Kurtuluş Savaşında bebeğinin kundağında mermi taşıyan anayı ya da cephede erkeği ile göğüs göğüse savaşan bacısını unutmamıştı.

Türkiye nereye gidiyor? Türkiye karanlığa doğru hızla gidiyor. Çünkü kadınlarımız yok oluyor, yok ediliyor. Annem, kızım, bacım, teyzem yok ediliyor.

Şort giydi diye kızlarımız otobüste dövülüyor, erkek arkadaşının omzuna başını koyan üniversite öğrencisi dövülüyor, ölümle tehdit ediliyor. Şort giyen bir hemşire sokakta tacize uğruyor ve dövülüyor.

“Makyaj yapan kadının kaportası bozuktur”, “Hamile kadının sokağa çıkması günahtır.” “Yüksek sesle gülen kadın fahişedir.” “Kadın Kuran bile okusa haramdır.”, “Kadınlar kocalarından dayak yedikleri için şükretmelidirler.” “Kadın alkış çalamaz, şarkı söyleyemez.” “Annemin açık olan dizinin üstü ve açık kolu beni tahrik eder”  diyen din adamlarının fetvaları, konuşmaları bu toplumda kadınları nasıl ötekileştirdiklerini, yok edildiklerini göstermektedir

Kadını yok edilen bir ülkenin gideceği yer bellidir. Karanlık ve onursuz bir gelecek .

Ey kadınlar; karanlık bir gelecek istemiyorsanız toplumun sizin hakkınızdaki bu yanlış, sapma düşüncelerine karşı çıkın ve örgütlenin.

Sizlerin geleceği yine sizlerin ellerindedir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Kamil Çöpür - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Ulaşıma yapılan %10 zammı nasıl değerlendiriyorsunuz?