Çiçek Polat ile “dEli mArt”  üzerine

Çiçek Hanım, bildiğimiz gibi ilk kitap çıraklıktır, çıraklığın aşılması şaire göre değişir. Kimi şaire göre bir kitapla aşılırken, kimine göre ise beş kitapla aşılır. Bu tanımlamaya göre siz kendinizi nasıl görüyor,  iki kitabınız arasındaki farkı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gül Hanım, belirttiğiniz gibi ilk kitap gerçekten çıraklık olarak kabul edilmelidir. Bir bebeğin ilk emekleme ve yürümeye başlama aşamaları gibi. Kendini ve yapabileceklerini keşfetme yolculuğuna çıkmak gibi. Bu çıraklık döneminin aşılmasının kitap sayısıyla ifade edilebileceğini düşünmüyorum. Bu şair için hiç bitmeyecek bir yolculuktur ve çıraklık mı, kalfalık mı yoksa ustalık döneminde mi olduğunu yazarın kendisinden ziyade okuyucuları karar verir diye düşünüyorum. İlk kitabım “Çiçek Tutulması” ile şiir serüvenimin başladığı belgelenmiş oldu. Bu açıdan benim için çok önemlidir. İlk kitabın çıkışından sonra da şiir yazmaya devam ettim. Her iki kitabımda da kendi yaşamımdan ve gözlemlerimden yola çıktım. Ancak ikinci kitabım “dEli mArt” ile şiir söylemimin daha farklılaştığını ifade edebilirim. Ama demek değil ki çıraklık bitti. Bitmedi…

Peki, bazı şairler neden çıraklık döneminde kalırlar, şiirlerini ve kendilerini aşamazlar?

Şairin “ben oldum” diye düşünmesi belki de en büyük tehlikedir. Oluşma sürecinin insan var oldukça ve şair yazdıkça bitmeyeceği kanaatindeyim. Şairin gelişme sürecini belki kendini kandırarak belki de çevresinde şiirindeki aksaklıkları kendisine ifade edecek objektif eleştirmenlerinin olmaması nedeniyle böyle bir yanılgıya düşmektedir. Ben kendimi Aydili Sanat Topluluğunun içinde yer alarak bu gelişim süreci içerisinde objektif eleştirilerle geliştirme imkanı bulduğum için şanslı görüyorum.

Yazın hayatına hep şiirle mi devam edeceksiniz yoksa roman, öykü, anı gibi yapıtlarınız da olacak mı?

Şiir bence duygularımızın belli estetik kaygılarla şekillenerek aktarıldığı bir iletişim yöntemidir. Şiir kişinin kendini bulmak için kendine yaptığı yolculuğun dışavurumudur. Bu nedenle şiir benim için kendimi en iyi ifade edebildiğim güçlü bir sanat yoludur. Ancak yazın hayatına sadece şiirle devam etme niyetinde değilim. Kendimi keşfetme yolculuğum devam ediyor. Bu yolculuk içerisinde kendimi ifade edebileceğim başka yapıtlara da imza atabilmeyi umuyorum.

Peki, ileride roman ya da başka bir eser yazmaya başlarsanız şiir sizce nerede kalır?

Şiir benim için bir iletişim ve kendimi sanatsal olarak ifade edebilme şekli ve hep var olacak. Şiir yazmaya devam edeceğim. 

Hem çalışma hayatınız var, hem de edebiyatla uğraşıyorsunuz, her ikisinin de birbirine iyi ya da kötü etkisi var mı?

Çalışma hayatımın yazın hayatıma hem olumlu, hem olumsuz etkisinden bahsetmek gerekir. Ben resmi bir kurumda Şehir Plancısı olarak çalışıyorum. Teknik bir meslek. Tam gün mesaili olarak çalışıyorum ve günün ortalama on saati iş ve işimle bağlantılı konularla geçiyor. Gün içinde teknik inceleme, raporlama işleri yapıyorum ve teknik düşünüyorum. İş dışında kalan zamanlarımda şiir yazmaya geçiş aşamasında, beynimi teknik düşünceden arındırmak ve daha esnek düşünür hale getirmek zaman alabiliyor. Bu durum da üretim aşamasına geçişte yavaşlamaya neden oluyor. Ancak özellikle Topluluk olarak her hafta sonu yaptığımız çalışmalar ve kendi yaptığım şiir yazma çalışmaları, beni işimin monotonluğundan sıyırıp, farklı ve çok sevdiğim bir dünyanın kapılarını açıyor bana. Sanat, hayatımı iyileştiriyor ve güzelleştiriyor.

Şiir sizce ne için yazılır?

Bu soruyu şairlere sorduğunuzda hepsinden farklı farklı cevaplar almanız mümkündür. Ama benim için; biraz önce de söylediğim gibi; şiir kendimi en iyi ifade edebildiğim güçlü bir sanat yolu, iletişimin en yalın ve en estetik hali.

Şairler eğitim süreci yaşarlar mı?

Aslında şairler eğitim süreci yaşarlar mı sorusundan önce “şairler eğitim almalı mıdır?” sorusunu sormak gerekir. Şairlik sonu net olarak belli olmayan ve belki de sonu gelmeyen bir yolculuktur. Bu yolculuk süresince şair sürekli kendini geliştirmeli ve dili en etkili ve en doğru şekliye kullanarak, estetik ölçütler dahilinde eserler ortaya koyabilmelidir. Gelişim sürecine kendi çalışmaları ile veya bizlerin yaptığı gibi bir sanat grubu dahilinde de devam etmelidir.

Ve kendinize artık şairim diyebilir misiniz?

Ben kendimi şu ana kadar hiç “şairim” diye tanıtmadım. Ama şair olarak tanıtıldım. İnsanın kendisini bu sıfata yakıştırmasının zorlu bir süreç olduğunu düşünüyorum. En azından benim için böyle. Ben hala şiir yazmayı öğreniyorum. Bu yolda kendimi geliştirmeye ve oluşturmaya çalışıyorum. Sanıyorum ki bu yol hiç bitmeyecek. Ama şu da bir gerçek ki; çevrem tarafımdan şair olarak anılmaktan da gurur duyuyorum.

Bana göre şiirde en önemli özellik sezdirmedir ve siz, ilk dikkatimi çeken “müphem” adlı şiirinizde bunu çok güzel bir şekilde hissettirmişsiniz. Estetik açıdan bütünsellik, sezdirme, özgünlük gibi kavramlar şiirlerinizde size göre nasıl ve nerede?

Sorunuzda belirttiğiniz sezdirme, estetik açıdan bütünsellik, özgünlük ve bunlara ek olarak, ritim duygusu, ses uyumu, özün ve biçimin birbirine uygunluğu, fazlalıklarından arınmış olması, akıcı okunması ve okuduğum zaman beni heyecanlandırması, şiirlerimde bulunması için kaygılandığım özelliklerdir. Bu özellikler şiirin estetik ölçütlerinde olmazsa olmaz maddelerdir.

Her insanın özünde şairlik var mıdır, sizce bunu iyi ya da kötü anlamda koşullar etkileyebilir mi?

Bence her insanın içinde bir şair var. Ama herkes bu şairin farkında değil. İçimizdeki şairle tanışabilmek için dış dünyamıza baktığımız kadar iç dünyamıza da bakmalıyız ve iç sesimizi dinlemeliyiz. Kendi içini dinleyebilenlerin şiirleri vardır. 

Estetik bir yapıtın popüler olması önemli mi sizce, olabilir mi?

Popülerin kelime anlamı kalabalıkların, yığınların beğenisine uygun, halkça tutulan, beğenilen.” şeklinde tanımlanıyor. Durum böyle olunca halkça tutulan bir yapıt ortaya koymak için “estetikten taviz vermek gerekir mi?” şeklinde bir soru da sormak gerekir. Yapısında estetik barındırmayan bir yapıtı sanat ürünü olarak değerlendirmek ne kadar doğrudur? Bir sanat eserinin tamamlanmış sayılabilmesi için belli estetik ölçütlere uyulması gerekmektedir. Bizler de bu ölçütler çerçevesinde şiirlerimizi yazmaya çalışıyoruz. Popüler olma kaygısı ile ortaya çıkarılmış yapıtların sıradanlaşabileceği düşüncesindeyim. Oysa sanat eserinin biricik olma özelliği vardır. Dolayısıyla biricik bir eser ortaya koyabilme kaygısı ile estetik ölçütler çerçevesinde çalışılması gerektiğini düşünüyorum.

Sizce şairliğin doğası nedir, şairliğin doğasını bilmenin şiire etkisi nasıldır ve böylece şiiri daha kolay anlayabilir miyiz?

Şairliğin doğası şairin kendinde saklıdır. Her şeyden önce şair kendini tanımalı, kendindeki özgünlüğü ve farklılıkları keşfetmelidir. İçsel ve buna bağlı olarak düşünsel olarak sıradanlığın dışında konumlanmalıdır. Toplum için kendisine dayatılan basmakalıp kurallardan kurtulabilmeli ve kendi içinde keşfettiği özgünlüğü de cesaretle topluma aktarabilmelidir. Böylece özgünlüğünü yazdığı şiirlere de yansıtabilecek ve şairle şiiri özdeş olacaktır.

Çiçek Hanım, bu güzel söyleşi için size çok teşekkür ederim. Aydili Sanat Yayınlarından çıkan yeni kitabınız  “dEli mArt” 12 Mayıs Cumartesi günü (bugün) 10. Kocaeli Kitap Fuarı’nda yapılacak olan imza etkinliğiyle okuyucusunun karşısına çıkıyor, size başarılar diliyorum…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Gül Anasal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Ekmek zammının geri alınması doğru bir karar mı?