Diline sahip çık!...

Dil, bir toplumda insanlar arası iletişimin temel aracıdır.

Her toplum, kendi “kültürel birikimi” ölçüsünde diline sahip çıkar.

Her bireyin, “ana dilini” kusursuz kullanma ödevi olmalıdır.

Dil, bir toplumun “egemenlik kanıtıdır.”

Ve ancak; “ekonomik, teknolojik, kültürel gücü” olan toplumlar ulusal diline sahip çıkabilir.

Bu açıdan güçlü olan devletler, kendi dillerini başka ülkelerde de yaymak, o ülkeyi önce kültürel, daha sonra da “ekonomik ve siyasal egemenlik” altına almaya çalışırlar.

Siyaset biliminde buna;”Kültür Emperyalizmi” diyorlar!

Önce, dilini, sonra “kültürel yaşam biçimini” ve sonunda da “ekonomik ve siyasal egemenlik” iddialarını böyle kanıtlarlar.

  1. ve 13. Yüzyıllarda Anadolu’da “Anadolu Selçuklu” devleti egemendi. Devletin resmi dili Farsça idi. Edebiyat ve sanat dili olarak Farsça, bilim dili olarak da Arapça öğretiliyor ve kullanılıyordu. Türkçe, “avam dili” olarak görülüyordu! Oysa, aynı yüzyıllarda Anadolu halk bilgeleri Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Dede Korkut, Türkçenin gelişimine katkı veriyor ve halkla buluşabiliyorlardı.

Osmanlı döneminde, Anadolu halkı “Türkçe” iletişim kurarken, Saray ve çevresinde Arapça, Farsça ve Türkçe karışımı, “Osmanlıca” denilen bir dil kullanılıyor ve Türkçe hor görülüyordu. Osmanlı’nın, ilk olarak Fransızlara sağladığı “Kapitülasyonlar” ile Fransızca adım adım yükselmeye başladı!

Cumhuriyet döneminde ise, Mustafa Kemal’in öncülüğü ile TÜRKÇE yabancı sözcük ve kavramlardan arındırılmaya, “ULUSAL BİR DİL” haline getirilmeye çalışıldı. Bu amaçla, 12 Temmuz 1932 yılında “Türk Dil Kurumu” kuruldu.

1950 sonrası ise, ABD’nin “ekonomik, siyasal ve kültürel” güdümü altına giren ülkemizde, İngilizce egemen olmaya başladı. Türkçe dilimize İngilizce sözcükler ve deyimler girdi!

Amerikan filmleri ve yabancı dizilerle, Türkçe kirlenmeye başladı!

Günümüzde ise, İngilizce bilmeyene ekmek yok!

Somut bir örnek verelim; “Kendine iyi bak” deyimi yaygın olarak kullanılıyor! Ne anlamı var? Normal bir insan, elbette kendi akıl ve beden sağlığını düşünür. Oysa; “Sağlıkla kal” ya da “Yaradan seni korusun” demek çok mu zor?

Yerel ağız ve lehçelere sözüm yok. Bunlar bizim kültürel zenginliğimiz sayılmalı.

Ancak, “ULUSAL BİR ORTAK DİL” bu ülkede “vatandaş” kimliği ile yaşayan her insanın ortak değeri olmalıdır.

Dil eğitimi, öncelikle aileden başlar. Sonra, “Örgün Eğitim” dediğimiz okullarda geliştirilir. Ancak; ailede ve okullarda “düzgün bir Türkçe” ne yazık ki kullanılamıyor.

Öte yandan, gazete ve kitap okuma alışkanlığı son derece zayıf bir ülkede yaşıyoruz!

Kimi siyasetçilerimiz; “Türkçe bilim dili olamaz” yalanlarına sarılıyor, Arapça-Farsça ve bunların karışımı olan Osmanlıca’ya övgüler düzüyorlar!

Kimi gazete köşe yazarları bile “de-da” ayrımını, kesme işaretinin(‘) nasıl kullanılacağını bile bilmiyorlar!

Bu ülkede büyük bir çoğunluk, 300-500 sözcükten ötesini bilmiyor, kullanamıyor! Televizyonda yayınlanan yarışma programları bunun en somut kanıtı!

Bu,  “kirli siyaset” ve bundan kaynaklanan “çağdışı eğitim-kültür siyasetinin” sonucudur!

Bu yüzden, birey ve toplum olarak sık sık çatışıyoruz! Konuşuyoruz ama anlaşamıyoruz! En sık kullandığımız deyim; “beni yanlış anladınız!” oluyor! Kimse, yanlış konuştuğunu ve bu yüzden anlatamadığını kabullenmek istemiyor!

Adam; “Full dolu” diyor! İngilizce “full” sözcüğünün zaten “dolu” demek olduğuna aklı ve bilinci yetmiyor!

Bir “gelecek tasarımcısı” olan Mustafa Kemal’in kurduğu Türk Dil Kurumu’nun 96. Kuruluş yıldönümünde, tüm vatandaşlarımızı daha çok okumaya, daha çok bilinçlenmeye ve ulusal dillerine sahip çıkmaya çağırıyorum…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Küpçü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Gölcük Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?