Yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un görüşleri beni çok şaşırttı

Prof. Dr. Ziya Selçuk…

Yeni Milli Eğitim Bakanı’mız…

Sahadan…

2003-2006 yılları arasında “Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı” yapmış.

Yani kuruma yabancı değil.

TED Üniversitesi’nin yanı sıra çok sayıda özel eğitim-öğretim kurumunun kuruluşunu gerçekleştirmiş.

İnsan ilişkileri, gelişim, öğrenme, çocuklarda dikkat eksikliği, rehberlik uygulamaları gibi konularda pek çok kitabı var.

İlkokuldan üniversiteye kadar eğitimle ilgili düşüncelerini yazı yazarak, röportaj vererek toplumla sürekli paylaşmış.

Bazı yazı ve röportajlarını okuyunca, doğrusu çok şaşırdım.

Eğitimi eleştiriyor.

Sanırsınız ki, muhalefet partisi sözcüsü!

Şimdi bu isim, Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunda.

İyi de nasıl olacak?

AKP iktidarlarının şimdiye kadar uyguladığı “eğitim politikası” belli.

Bilimden uzak “dindar ve kindar nesiller” yetiştirmek!

Partinin eğitimdeki hedefiyle, yeni Bakan Selçuk’un eğitime bakışı birbirine tamamen zıt!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitimi Ziya Selçuk’a teslim ederken ne düşündü acaba?

Ziya Selçuk’un sırtında “yumurta küfesi” yok, baktı olmuyor bırakır gider.

Ziya Selçuk’un milli Eğitim Bakanı yapılması, acaba AKP’nin “Biz değiştik” mesajı mı?

Böyle mi anlamalıyız?

Her neyse?

Bir yola çıkıldı, bekleyip göreceğiz.

Bakın Ziya Selçuk neler söylüyor?

                                               *******

*ÖĞRETMENLERE

“Öğretmen arkadaşlarım benim şahsımda Milli Eğitim Bakanlığı’nın koridorlarında temsil edildiğini asla unutmamalı. Yaptığım her şey, öğretmene hürmet içindir.”

*GENÇLER HAYATA DEĞİL, SINAVA HAZIRLANIYORLAR

““Gençlik hayata değil, sınava hazırlanıyor. Hayatın istediği becerilerle sınavın istediği beceriler, birbirinden o kadar uzak ki! Üniversiteyi üstün başarıyla bitiren gençler, genellikle iş hayatında hayal kırıklıkları yaşıyor ve yaşatıyor. İşyerleri ne yazık ki mezun profilinden memnun değil. Çalışma hayatında haftada bir sınav yapılsa bu gençler eminim çok başarılı olur. Ama firmalar proje yaptırıyor, çözüm senaryoları istiyorlar. Bu hiç adil değil, fakat çıplak gerçek böyle.”

*GENÇLER NEYE ÖNEM VERMELİ

“Diploma almayı ikinci plana atsınlar, diploma artık herkeste var. Önemli olan alınan dersler değil, ders dışında öğrenciliği boyunca ne yaptığı. Şimdi size birkaç kelime söyleyeyim ne hissedeceksiniz; angarya, bedava çalışma, hizmetçilik, hamallık... Bu kelimelerin tamamı gençleri irrite ediyor. Oysa üniversitede daha öğrenciyken, gönüllü etkinliklerde, sosyal sorumluluk faaliyetlerinde, çok başarılı şirketlerde yıllarca angarya da olsa, hamallık da olsa çalışmalılar. Çünkü bu tür deneyimler hayatta lazım. Diploma bürokratik bir gereklilik!”

*DİPLOMA GEREKMESE, ÇOCUKLAR LİSEYE GİTMEZ

“Diploma olmazsa, öğrenciler üniversite sınavına başvuramıyor. Çocuklara desek ki, ‘Okula gitme zorunluluğu yok, üç yıl sonra sınava gir’. O liseye kaç çocuk gider? Açık liseye gidenlerin, kontrol altında tutulmasına rağmen sayıları gittikçe artıyor. Eğer çocuklar, okulun istediği şeyleri mecburen yapmak zorunda olmasaydı, o zaman direkt üniversitenin kendisinden beklediğine yatırım yapacaktı. Lise; çocuğun üniversitede başarılı olmasını engelleyen bir işlev görüyor. Yükseköğrenimin beklediğiyle sınavın gerektirdiği beceriler örtüşmüyor. Üniversiteler gün geçtikçe kendilerine daha zayıf öğrenci gelmesinden şikâyet ediyor. Çocuklar genel olarak soru çözmekle, sınava odaklanmakla meşgul olduğundan, genel becerilerinde gecikme oluyor. Temel matematiği bile sınav temelli öğrendikleri için üniversitenin temel matematiğini anlamıyorlar. Çocuklar, hızlı soru çözmeye odaklanıp, kalıpları ezberlemeye dayalı matematiksel işlem becerisine öncelik veriyor. Anlam temelli matematikle işlem temelli matematik farklı… Çocuklar da üniversite sınavının hıza dayalı yaklaşımı yüzünden işlem temelli matematikle uğraşıyor.”

*KOLEKTİF TOPLUM-BİREYCİ TOPLUM

“... kolektif toplumlar var, bireyci toplumlar var. Bizim toplum daha çok kolektif toplum, batı toplumu ise bireyci toplum olarak algılanıyor. Bu fotoğraflar binlerce deneye Doğu Asya'dan, Avrupa'dan, Amerika'ya birçok deneye gösteriliyor. Sizce bu iki fotoğraf arasında ne fark vardır? Ne dikkatinizi çekiyor? diye sorulduğunda kolektif toplumdaki insanların cevaplarıyla, bireyci toplumların cevapları arasında çok net, çok bariz bir farklılık ortaya çıkıyor. Bireyci toplumlar daha çözümleyici, daha nesneye yönelik, öndeki nesnelere daha çok bakıyorlar, uçağın pencere sayısı gibi. Çok parçacı bakıyorlar. Ama kolektif toplumlar çözümleyici değil bütünsel bakıyor, nesneye yönelmiyor, alana yöneliyor, arka plana yöneliyor. Pencere sayısı yerine iki kule arasındaki farka bakıyor. Çok bağlantıcı yani özellikle Budizm gibi, tasavvuf gibi bağlantının çok önemli olduğu doğu toplumları açısından bunun olağan olduğunu söylüyorlar.”

*KÜLTÜRÜMÜZÜ YETERİNCE TANIMIYORUZ

“Bizim kendi kültürümüzdeki ilişkide de bu anlamda bir farklılığımız var. Yani biz kültürümüzü çok tanımıyoruz aslında. Aşağıdaki tabloda da göreceğiniz gibi batı kültüründe yer alanların tamamını biliyoruz. Ama Türk Kültüründe yer alan isimlerin çoğu bizim çocuklarımızda veya öğretmenlerimizde çok fazla bir çağrışım yaratmıyor. Bazı kavramları karşılaştırırsak:

Çiğdem Günü-Cadılar Bayramı; Kerem-Romeo; Köroğlu-RobinHood; Nardaniye Hanım-Pamuk Prenses; Hızır Baba-Noel baba; Umay-Selena; Erlik-Hades; Küp-Süpürge; Hayy Bin Yakzan-RobinsonCruose; Kurban Boğası-Şükran Günü Hindisi..."

prof-dr-ziya-selcuk.jpg?

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Ersoy Kandemir - Amcacım eğitim politikalarını günahım kadar beğenmediğim bu hükümetlerin ivedilikle sınav sistemi güvenliğini gözden geçirmesini dilerim.

Yanıtla . 0Beğen 14 Temmuz 21:22

Anket CHP, adaylarını belirlemede ön seçim yapmalı mı?