“Türk lirasına dönüyoruz” demekle bu iş oluyor mu?

Her şey “arapsaçına” döndükten sonra işleri düzeltmeye çalışmak o kadar zor ki!

Bir tarafı düzeltmeye çalışırsın, öbür taraf bozulur.

Bir tarafın mağduriyetini düzelteyim dersin, öbür taraf mağdur olur.

Kendi paçanı kurtarmaya çalışırken, başkalarının paçalarını riske atarsın.

Şu “dövizle kiralamaları yasaklayan” kararnameden söz etmek istiyorum.

Başından beri sakat bir uygulamaydı.

Ama o dönemlerde her taraftan Dolar fışkırdığından kimsenin sesi çıkmıyordu.

Şimdi Dolar’lar suyunu çekti, “Yandım Allah” çığlıkları başladı.

Demek, neymiş?

Sana ait olmayan bir şeyle “erkeklik taslamaya” kalkmayacakmışsın.

İşin üzücü yönü, ülkemizi çok iyi yönettiklerini iddia edenlerin “dövizle kiralamaları” yıllarca risk olarak görmemeleri…

Görmediklerinden…

Kendileri de bizzat piyasaları “dolarize” ettiler.

Köprülerin yapımı Dolar’la, köprülerden geçiş Dolar’a endeksli…

Havaalanların yapımı Dolar’la, yolcu garantisi Dolar’a endeksli…

Şehir hastanelerinin yapımı dolarla, hasta garantisi Dolar’a endeksli…

Liste böyle uzayıp gidiyor.

Günlük basit alışverişlerimizin dışındaki her şey, Dolar’la!

Şimdiye kadar neden kimsenin sesi çıkmadı?

Şimdi, “dövizle kiralamayı” sanki başkaları getirmiş de, bunlar “bu hatalı uygulamayı kaldırıyormuş” havasındalar.

Yani bu işte de kendilerinin kusuru yok!

Kaldırılsın da…

Tamam, yanlıştı, “dövizle kiralamalar” kaldırılmalı…

İyi de, bir de fotoğrafın diğer yüzüne bakın!

Bir işadamı, devletin yürürlükteki sistemine güvenmiş, döviz kredisi alıp AVM yapmış.

İçindeki ofis ve mağazaları da “dövizle” kiraya vermiş.

Hatta krediyi alırken, bankaya teminat olarak kira tutarlarını temlik etmiş.

Kiracılar, kiralarını anlaşma gereği direkt bankaya yatırıyor.

Yatırımcının, kiracı ile hiçbir ilişkisi yok.

Ne olacak şimdi bunlar?

Ortada bir de hukuki durum var.

Yatırımcı, kiracı ve projeyi kredilendiren banka, oturmuş serbest iradeleriyle bir sözleşme yapmış.

Ve bu anlaşma, Borçlar Hukuku’nun “fertlerin irade serbestisi” prensibine de uygun.

Şimdi deniyor ki, “Yok, kiralar dövizle olamaz!”

Tamam da, taraflar ortaya çıkan sorunu nasıl çözecekler?

Cevap bekleyen sorular

*Kira sözleşmeleri, Türk Lirası’na hangi kurdan dönüşecek?

*Sözleşmenin taraflarından biri veya kiraları temlik alan banka, sözleşmenin Türk Lirası’na dönüştürülmesini kabul etmezse ne olacak?

*Sözleşmeden kaynaklanan takipteki alacaklar ne olacak?

*Daha önce doğmuş borçlar, bu borçlarla ilgili alınan-verilen dövizli çek ve senetlerin akıbeti ne olacak?

Bu ve buna benzer bir yığın soru cevap bekliyor.

Tabii çıkarılan kararname sadece kiralamaları kapsamıyor, iş ve hizmet sözleşmeleri de kapsamın içinde.

Söylemek istediğim şu:

Dövizi hayatımızdan çıkarırken, şimdiye kadar döviz ilişkisi olanların haklarının da eşit olarak gözetilmesi gerekir.

Kiracılar, tamam döviz illetinden kurtulsun da, ya yatırımlarını dövizle yapanların durumu ne olacak?

Bırakalım onlar batsın mı?

Cumhuriyet’in hali

Gazeteden söz ediyorum, CUMHURİYET Gazetesi’nden…

Bir zamanlar düzenli okuduğum gazetelerden biriydi.

Köşe yazılarıyla, haberlere bakış açısıyla, sanatıyla, kültürüyle, hatta sporuyla farklı bir çizgisi vardı.

Sonra baktım, gazete “gazete” olmaktan çıktı.

Her biri kendisini “vazgeçilmez” gören belirli bir yaş grubu gazetecinin, “kendi kendini tatmin yayını” haline geldi.

Kaçınılmaz “iç kavga” başladı.

Vakfın yönetimini ele geçiren, diğerlerini işten kovdu.

Bir zamanlar aynı yolda yürüyorlardı…

Aynı sayfanın sütunlarını paylaşıyorlardı…

Olaylara aynı gözlükle bakıyorlardı…

Artık “düşman kardeşler” olmuşlardı.

Birbirlerini “davaya ihanet etmekle” suçlamaya başladılar.

İşte o noktada CUMHURİYET’i düzenli izlemeyi kesmiştim.

Geçenlerde “Bir alayım, bakalım ne haldeler” dedim.

Tam gününde almışım…

Cumhuriyet Vakfı’nın toplantısı yeni yapılmış, üç yıldır dışarıda olan ekip bu defa vakfın yönetimini ele geçirmiş, gelir gelmez köşelerine kurulmuşlar, içeridekileri (kendilerini üç yıl önce kovanları” kapı dışarı etmişler.

Gazete 14 sayfaya düşmüş, fiyatı 2.5 lira.

Köşelere göz attım, her biri “vakfın yönetimini ele geçirmenin” zafer sarhoşluğu içinde.

Olup bitenler okurları neden ilgilendiriyorsa…

Gazeteyi okurken zerre kadar heyecan duymadım.

Yeni bir şey öğrenmedim…

Yeni bir “bakış açısı” göremedim.

Yazık!

94 yıllık CUMHURİYET’in durumu içler acısı!

Medyanın görevi eleştirmekse…

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, geçenlerde memleketi Antalya’da gazetecilerle bir araya gelmiş.

Konu, ekonomik kriz nedeniyle Anadolu basınının içinde bulunduğu durum!

Anadolu basınına destek verileceğini söylemiş, konuşmasının bir bölümünde “medyanın görevi” üzerinde de durmuş:

Demiş ki:

“Bizi eleştirsin veya eleştirmesin fark etmez, medyanın görevi zaten eleştirmektir…”

Salonda bulunan gazeteciler bu sözü alkışlamışlar, aralarından biri çıkıp da “Sayın bakan, medyanın görevi madem eleştirmek, neden o halde eleştiren gazeteciler işsiz?” diye sormamış.

İtiraf

Ülkemizi yönetenler son günlerde “Üretim ve verim ekonomisine geçiyoruz” sözünü dillerinden düşürmüyorlar.

Demek neymiş?

“Üretim ve verim ekonomisine” geçmekte olduğumuza göre…

Bugüne kadarki ekonomik modelimiz…

*”İsraf ekonomisi”ymiş.

*”Tüketim ekonomisi”ymiş.

*”Borç ekonomisi”ymiş.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Dr Ersoy Kandemir - Dönmek kelimesi ve R harfine gıcığım var lügatımda tavrımda hiçbir zaman ikisine de yer yok amcacığım,DEVLET İŞLERİNDE İSE OLMAMASI GEREKLİLİĞİNE İNANIRIM!

Yanıtla . 0Beğen 15 Eylül 20:46

Anket Perşembe pazarının taşınması sizce doğru bir karar mı?