Türkiye, bu eğitim sistemiyle mi düzlüğe çıkacak?

Bugün yeni ders yılı başlıyor.

Öğretmenlerimize, öğrencilerimize, anne ve babalara hayırlı olsun.

Bugün ben yine “aykırı” bir yazı yazacağım.

Devlet büyüklerimiz, zaten her ders yılı başlangıcında olduğu gibi klasik konuşmalarını yapacaklar.

Eğitim sorununu kısa zamanda nasıl çözdüklerini ballandıra ballandıra anlatacaklar.

Yandaş ve yalaka yazarlar da alkış tutacaklar.

Eğitimde yakaladığımız başarıyı göklere çıkaracaklar.

Biz bildiğimiz doğru yolda yürüyelim…

Sizlere, aklımın erdiği dilimin döndüğü kadar gerçeklerimizi aktarmaya çalışacağım.

Peşinen şunu söyleyeyim:

*Okul binası yapmak…

*Öğrencileri sınıfa doldurmak…

*Her sınıfın başına bir öğretmen dikmek…

*Başarılı olsun olmasın, okula devam eden her öğrencinin eline bir diploma tutuşturmak…

“Eğitim” değildir.

Bu yazdıklarım, eğitimde “asgari fiziki hedefler”dir, biz kör topal bu hedefleri yakalamaya çalışıyoruz.

Aman “dershane açığı” olmasın…

Aman “öğretmen açığı” olmasın…

Yıllardır bunlarla uğraşıyoruz.

Eğitimin özüne inemediğimiz için de, Osmanlı döneminde de Cumhuriyet döneminde de sorunlarımızı temelden çözemiyoruz.

Emperyalist ülkelerin elinde savrulup duruyoruz.

Kimliksiz, kişiliksiz…

Biraz Batılı, biraz Doğulu…

Cahilliğin ve yoksulluğun pençesinden kendimizi bir türlü kurtaramıyoruz.

Durum tespiti

Önce Osmanlı’dan bize ne miras kaldı?

*Avrupa’da imparatorluklar yıkılmış, yerine “ulus devletler” kurulmuş.

*“Aydınlanma dönemi” yaşanmış.

*Bunun sonucu olarak bilgi, bilim ve teknoloji öne çıkmış, “sanayi devrimi” gerçekleştirilmiş.

Aynı zaman diliminde…

*Osmanlı İmparatorluğu “ümmet devlet” olarak kalmış.

*”Aydınlanma dönemi”ni es geçmiş.

*”Sanayi devrimi”ni yaşayamamış.

Özetle Osmanlı…

*Dünyadaki gelişmelere ayak uyduramamış.

*Kafa yapısını değiştirmemiş…

*Bilgi, bilim ve teknolojiye önem vermemiş…

*Değişen “üretim” biçimine uzak kalmış…

Sonunu biliyorsunuz.

Aydınlanma dönemini yaşayan, bilgi-bilim-teknolojide ileri giden, sanayi devrimini yakalayan, çok çalışıp çok üretip para kazanmasını öğrenen Avrupa’nın elinde oyuncak olmuş.

Borçlanmış borçlanmış, borçlarını ödeyemez duruma düşmüş, alacaklılar tarafından bölüşülmüş.

Gelelim Cumhuriyet dönemine

Osmanlı; çok uluslu, çok dinli, çok ırklı bir devletti.

Çöktü, yerine “ulus devlet” kuruldu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti…

Bir taraftan yeni devlet kurmanın zorluklarını yaşadık, diğer taraftan Osmanlı’nın borçlarını ödedik.

Osmanlı döneminde “aydınlanma dönemi” ve “sanayi devrimi” yaşanmadığından, “eğitim durumu” da “ekonomi” de çok kötüydü.

İdealist bir grup “aydınlanma dönemi”ni başlatmak için projeler hazırladı, “Köy Enstitüleri” bu projelerden biriydi, uygulandı, ama bir süre sonra “aydınlanma”nın önü kesildi.

Sanayileşme başlatıldı, bir süre sonra bu girişimler de engellendi.

Özetlersek…

*Türkiye, “tarım devrimi”ni yapamadı. Köylümüzü “çiftçi” haline dahi getiremedik. Sonunda tohumuyla, gübresiyle, ilacıyla Türk tarımını dış egemen güçlere teslim ettik. Şimdi her yönüyle dışa bağımlıyız. Temel gıda ürünlerimizi 137 ülkeden döviz karşılığı ithal ediyoruz. Eti, mercimeği, nohudu, fasulyeyi… Aklınıza ne gelirse…

*Türkiye, sanayileşemedi. Dünya, “Sanayi 4.0” dönemine girdi, biz hâlâ daha önce yaşanan sanayi devrimleri (buhar-elektrik-otomasyon) arasında oyalanıp duruyoruz. Bilgi bizim değil, teknoloji bizim değil, ha bire “gel-gitler” yaşıyoruz. Kendi kendimizi aldatıyoruz…

Avrupa, “tarım devrimi”ni yaptı, Avrupa’da “tarım burjuvazisi” oluştu.

Avrupa, “sanayi devrimi”ni yaptı, Avrupa’da “sanayi burjuvazisi” oluştu.

Biz her ikisini de başaramadık.

Ne tarımı, ne sanayiyi…

Bu nedenle zenginleşemedik.

Bizde “burjuvazi sınıfı” oluşmadı mı?

Oluştu…

Sadece “esnaf burjuvazisi”…

Bu yapı da hâlâ devam ediyor.

Kafamız da “esnaf kafası” olarak kaldı.

Küçük alım satımlar…

Üretim, sıfır!

Tarımda olsun, sanayide olsun, üretmeyen bir ülke ileriye umutla bakabilir mi?

Şimdi eğitim sistemimizi konuşabiliriz

Sorunlarımız ortada:

*Çalışmıyoruz, üretmiyoruz…

*İhracatımız çok düşük. Bu da büyük oranda ithalata bağlı…

*Tarım ülkesi de değiliz, sanayi ülkesi de…

*Ekonomimizi borçla ayakta tutabiliyoruz.

*O kadar çok borçlandık ki, borç veren ülkelerin “siyasi ve stratejik isteklerine hayır diyemeyecek” noktadayız.

Ülkemiz böyle bir noktadayken, bugün okullarımız yeni ders yılına başlıyor.

İnsan ister istemez soruyor…

“Acaba eğitim sistemimiz, bizi bu sorunlardan kurtarabilir mi?”

Öyle ya, ülkeler sorun yaşar, daha sonra aldığı kararlar da bu sorunlarından kurtulmak içindir.

Türkiye, bu eğitimle düzlüğe çıkabilir mi?

Ben böyle bir ışık görmüyorum

Öyle lafı uzatmaya gerek yok.

Ben, eğitim sistemimizde böyle bir ışık görmüyorum.

Öyle uzun uzun anlatacak değilim.

Sadece bazı noktalara dikkatinizi çekmek istiyorum.

2002 yılında…

Yani AKP’nin iktidara geldiği yıl…

Türkiye’deki imam hatip lisesi sayısı 450 idi.

Bu liselerde toplam 71 bin 100 öğrenci okuyordu.

2017’de imam hatip lisesi sayısı 1.452 oldu.

Öğrenci sayısı ise 645 bin 318’e yükseldi.

Oranlarsak, bugün her 100 liseliden 15’i imam hatipli.

Bazılarınız “imam hatiplilerle derdim olduğunu” sanabilir.

Hiçbir derdim yok.

Eğer bu yapılaşma bize bilgi, bilim, teknoloji, üretim artışı, patent, kalkınma, refah, huzur olarak geri dönecekse; dağı taşı imam hatip okullarıyla donatalım.

Bütün okulları imam hatip yapalım.

Ama sonuç ortada!

Eğitim kalitemiz, evrensel normların çok gerisinde.

Birkaç örnek:

Geçen yıl, ÖSYM sınavları sonunda, imam hatip lisesi mezunu 222 bin 925 adaydan sadece 40 bini tercihlerine yerleştirilebildi.

Aynı sınavda, imam hatipli 100 öğrenciden sadece 19’u fen bilimlerinden bir soru ve üstünü bilebildi.

81 öğrenci ise 1 soru bile çözemedi.

PISA sonuçlarına göre durum

“PISA” adını artık duymayanımız kalmadı.

Uluslararası Öğrenci Başarısını Ölçme Programı…

OECD tarafından üç yılda bir yapılan uygulamayla, milyonlarca öğrencinin matematik, fen bilgisi düzeylerini ve okuduğunu kavrama konusunda “eğitim kalitesini” ölçüyor.

72 ülke arasında Türkiye’nin 2015 yılı başarı durumu şöyle:

FEN, 52’inci…

MATEMATİK, 49’uncu…

ANADİLDE OKUDUĞUNU ANLAMA, 50’inci…

2012’de yapılan bir önceki testte; sonuçlar 43,44 ve 42 şeklindeydi.

2003 yılında yapılan sınavda ise her üç alanda da 28’inciydik.

Şunu söylemek istiyorum, PISA’da sürekli geri gidiyoruz.

Türkiye PISA’da, lise türleri arasında en başarısız olanlar meslek liseleri.

Meslek liseleri arasında en başarısız olanlar da imam hatip liseleri…

Benim ve benim gibilerin derdi, imam hatip liseleri değil, ülkemizdeki eğitimin kalitesi!

Ve eğitim gerçeğimizi göremeyen veya görmek istemeyen yöneticilerin aldığı kararlar…

“Başarısızlık”, ödüllendiriliyor.

“Başarı” ise cezalandırılıyor.

Nasıl mı?

Bu yıl bütçeden imam hatip liselerine, fen liselerinden 16 kat daha fazla pay ayrıldı.

Yine… 2020 yılına kadar…

10 fen lisesi binasına karşılık, 182 imam hatip binası yapılması hedefleniyor.

Öğretmen faktörü

Diğer bir konu, öğretmenlerimizin durumu…

Merkezi İsviçre’de bulunan Dünya Ekonomik Forumu, bu yıl “Küresel Rekabetçilik Raporu” yayınladı.

Bu raporda, dünyanın en eğitimli ve eğitim kalitesi en yüksek ülkeleri vardı.

Listede ilk sırayı Singapur alırken, Singapur’u Finlandiya, Hollanda ve İsviçre izliyordu.

137 ülkenin değerlendirildiği listede, Türkiye ancak 104’üncü sırayı alabilmişti.

Listenin başındaki ülkeler, eğitimde bu başarıyı nasıl yakalamıştı.

Raporda açıkça belirtiliyordu, öğretmenle.

Öğretmen yetiştiren okullara, ancak en başarılı öğrenciler girebiliyordu.

Bizde ise, son yıllarda dikkat edin, hiçbir yere giremeyen öğrenciler öğretmen yapılıyor.

Eğitim ve kalkınmışlık

Kalkınmış ülkelere bakın, yaptıkları tek bir şey vardır.

Eğitimi birinci sıraya koyarlar, gerisi kendiliğinden gelir.

Bizde ise eğitim, kim ne kadar överse övsün, yerlerde sürünüyor, biz hâlâ sorunlarımızı nasıl çözeceğiz diye dövünüyoruz.

Bu eğitim sistemiyle düzlüğe çıkamayız, benim görüşüm bu, bu görüşümü yeni ders yılının başladığı bugün sizlerle paylaşayım istedim.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

02

Dr Ersoy Kandemir - Cemaatçilerin fing attığı hiçbir sistemde milletin burnu pislikten çıkmayacaktır amcacığım!

Yanıtla . 0Beğen 17 Eylül 00:51
01

Nurettin Öztürk - Eğitimde akıl mantık devre dışı kalmış uçtucu kaçtıcı göçtücü eğitim sistemi ile ne olacak.öğretmenler yeni nesi sizin eseriniz olacaktır.toplumun büyük çoğunluğu bozuk sokaklar çöpten geçilmiyor balgamdan geçilmiyor göçebe toplumdan bu kadar olur.beyin olarak yapı olarak bilgi olarak görgü olarak göçebe bir toplum ancak bu kadarını yapabilir.

Yanıtla . 0Beğen 16 Eylül 21:12

Anket Başiskele Belediyesi'nin hizmetlerinden memnun musunuz?