Adnan Filiz ile edebiyat ve sanat üzerine

Geçen gün döndüğüm Ege seyahatim benim için her anlamda dolu dolu geçti. Küçük notlar aldığım, romanıma biraz da olsa içerik kattığım zamanlar yarattım kendime. Ama en güzeli, en değerlisi İzmit doğumlu olup, yaşamını İzmir’de sürdüren Adnan Filiz ile yapmış olduğum röportajdı.

Adnan Filiz’i gazeteci, fuar yöneticiliği, edebiyatçı ve sanatçı kimliğiyle tanıyoruz. Bu saydığım kimliklerin içinde o kadar çok bilmediğim tarafları da var ki, İzmitli olarak gururlanmamak mümkün değil. Benim beş yıl önce yaptığım edebi araştırmalarda “Adnan Filiz” ismi çok karşıma çıkmıştı ve bu konuda kendisinin de çok yardımını görmüştüm. Yazım hayatında ise sadece edebiyatla var olmadığını kendisiyle yaptığım bu röportajda öğrendim. Adnan Filiz, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü mezunu.

Lise yıllarında Birsen Özkaya ile birlikte yayımladığı “Kandıra Postası” adlı derginin,

Sanayi Oda’sının yayımladığı “Oda” adlı derginin,

Gebze Ticaret Odasının yayımladığı sektör dergilerinin yayıncılığını yapmış Adnan Filiz,

Nuh Çimentonun yayımladığı “Nuh Dünyası” adlı derginin ve

Kartonsan’ın yayımladığı “Yaklaşım” adlı derginin yayıncılığını ise sevgili eşi Tülay Hanımla birlikte yapmışlar.

Ayrıca Kocaeli Gazetesinin ilk kurucularından birisi Adnan Filiz.

“Adnan Filiz” ismi her zaman bizlere edebiyat, kültür ve sanat’ı çağrıştırıyor. Bize biraz bu yönlerinizden bahseder misiniz? 

Bu üç güzel konuyla olan ilgim ortaokul sıralarında başladı. Bu ilgimiz özellikle bazı öğretmenlerimizin teşvikiyle gelişmeye başladı, ama o kadar hızlı gelişti ki biz öğretmenlerimizi kısa sürede aştık. Belki de bu sanat aşkı ve sanat çalışmaları nedeniyle derslerimizi de ihmal ettiğimiz zamanlar oldu. Anatomik yapımız pek spora elverişli olmadığı için daha çok şiire ve edebiyata yöneldik. Lise yıllarında daha bilinçli hale geldik. Ortaokuldan itibaren yerel basında çalışmalara ilk önce şiirle başladık. Daha sonra habercilik, gazetenin teknik sekreterliği gibi işlere yöneldik, merak sardık. Lise yıllarında kültür ve edebiyat kolu, tiyatro kolu faaliyetlerinde görevler aldık. Münazara ekibiyle çeşitli liselerde yaptığımız yarışmalarda başarılı sonuçlar aldık. O yıllarda Ümit Yaşar Oğuzcan, Metin Eloğlu gibi çok değerli şairlerle tanıştık. Lise de başlayan duvar gazeteciliğimiz yerel basınla da devam etti. Daha çok sanat edebiyat konularına eğildik. Lisedeyken şair arkadaşlarımızdan Muhittin Bakan, Ümit Erışık ile birlikte Kocaeli’nin ilk şiir dergisini yayımladık. Sonrasında normal yaşantımız içersinde fırsat bulabildiğimiz ölçüde hayatın can damarı olan edebiyat ve sanatla uzak yakın ilişkimiz devam etti.

Edebiyata bakışınızla ilgili verdiğiniz bir ifadenizde “Kalabalıklar içinde yalnızlığa hapsolmak. Ya da yalnız başına uçsuz bucaksız özgürlük.” gibi bir cümle kullanmıştınız. Peki, sizce edebiyat yalnızlığı ve özgürlüğü gerektiriyor mu? Özellikle yazmak için bunlara ihtiyacımız var mı?

Çok ilginç, bütün yazılarımı yalnızlığa ihtiyaç duymadan yazarım. Evde müzik çalar, sohbetler yapılır hiç sıkıntı çekmeden yazılarımı tamamlayabilirim. Ama yalnızlık derken anlatmak istediğim farklı düşünme, farklı ifade etme, farklı anlatım ve farklı yaklaşımlardır. Özellikle buna çok dikkat ederim. Kalabalıklar içinde yalnızlığı bir mutsuzluk olarak kabul etmem.

Yazmayı çok seviyorsunuz, bu konuda bir birikiminiz de var. ( benim bildiğim “yaşamdan çizgiler” adlı dosya ) Peki neden kitap yayımlamayı düşünmediniz?

İlk önce oldukça seçici olduğum için yazdıklarımın kitap içinde istediğim gücü anlatmadığı duygusuna kapılıyorum. Bu yalnız benim kendi fiilimle ilgili bir şey değil. Çok istediğim halde istekli, arzulu başladığım okumalarda beş - altı sayfa sonra o kitabı bıraktığım çok olmuştur. Seçiciliğim kendime kilit vuruyor.

Çok çiçekli dal ve Ayça dergisinden biraz bahseder misiniz?

“Çok Çiçekli Dal” dergisi lise bir talebesiyken şair arkadaşlarım Muhittin Bakan ve Ümit Erışık ile çıkardığımız çok mütevazı bir dergiydi. Çalıştığımız “Doğuş” gazetesinin sahibi Birsen Özkaya bizim çabalarımızı ve bu konudaki heyecanımızı izliyordu. Bize bir jest olarak bu dergiyi yayınladı. Dergimiz üç - dört sayı yayımlandı ama devamını getiremedik. Sanat çevrelerince beğenildi ki o dönemin en seçkin sanat dergisi olan “Varlık” dergisinde dergimiz hakkında çok güzel eleştiriler oldu.

“Ayça” dergisine gelince lise talebesi olarak Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği ( KYÖD ) yöneticileri tarafından çıkarılacak dergi için yardım istendi. O zamanın yöneticileri Erol Ayanoğlu ve Ergun Sertbaşak bizi yüreklendirdiler. Benim ilk dergi yöneticiliğim “Ayça” dergisinde oldu. Çok değerli kalemler sayfalarda yer aldılar ve on bir sayı başarılı bir kültür ve edebiyat dergisi olarak yayın yaşamını sürdürdü. Derneğin yönetim değişikliği neticesinde imkansızlık nedeniyle yayınına son verildi.

İzmit Lisesi’nde okuduğunuz dönemler de Muhittin Bakan ve arkadaşlarınızla birlikte şiir okuma etkinlikleri düzenliyordunuz ve ünlü şairlerde gelip şiirlerini okuyordu. Sizler için o günlerin önemli bir yeri olalı, biraz o günlerin heyecanından bahseder misiniz?

Bizim kültür edebiyat kolu olarak duyduğumuz heyecan öğretmenlerimizi de motive etmişti. Yaptığımız her faaliyette böylece katkılarını esirgemediler. Dönemin çok önemli şairleri ve yazarları İzmit’te düzenlediğimiz şiir gecelerine katıldılar. Liseler arası şiir yazma yarışmasının birincilik ödülünü Ümit Yaşar Oğuzcan’dan almanın onurunu yaşadım. Tiyatro faaliyetlerinde de lise de öğrencileri bulunan bütün velilerin çok büyük coşkularına tanık oldum. 

Yaptığınız işte ne kadar titiz olduğunuzu biliyoruz. Kocaeli Fuarı Başkanlığı döneminde Enis Fosforoğlu'nu izlemiş ve notlar almışsınız, dolayısıyla Burhan Akçin den çocuk oyunu etkinlikleri istemişsiniz, peki bu oyunlar nasıl gelişti, İzmit’e neler sağladı, biraz bahseder misiniz?

Eğlence fuarında tiyatroya, hem büyükler hem çocuklar için çok fazla önem vermiştik. Enis Fosforoğlu’nun yaptığımız sözleşmeye uygun bir oyun oynamadığı, doğaçlama diyerek birazcık saçmaladığını fark ettim. Kendisiyle bu konuda tartışmamız, sıkıntılarımız oldu. Şimdinin ünlü televizyon sanatçısı Salih Kalyon çocuklar için hazırladığı tiyatroda çok fazla ücret istediği için sıkıntıya düştük. Kocaeli’de faaliyet gösteren Burhan Akçin’in ekibiyle beraber çok iyi gösteriler yaptığını

biliyorduk. Onu davet ettik, yüreklendirdik. Profesyonel hayata geçmesini teşvik ettik. Bunda da hiç yanılmadığımız anlaşıldı.

Edebiyat merakınız gençliğinizden geliyor, okulun kültür ve edebiyat koluymuşsunuz, etkinlikler, dergiler, peki edebiyat dışında başka bir sanata ilginiz var mı?

Edebiyatla beraber tiyatroya da ilgim oldu. Belki de zorunluluktan üç perdelik üç oyunun hem rejisörlüğünü hem de oyunculuğunu yaptım. Üniversitede hayat kavgası başlayınca mecburen gazeteciliğe ağırlık vermek zorunda kaldım. Ama sanatın her türlüsünü takip etmeye gayret ettim. Son yıllarda da fotoğraf çekmeye daha çok ağırlık verdim. Bu beni insana ve doğaya yaklaştırıyor. Fotoğraflarımın başarılı olduğunu söylüyorlar ama ben kendimi fotoğraf sanatçısı olarak kabul etmiyorum.

Fotoğrafa ilginiz nereden geliyor?

Fotoğrafa ilgim çok küçük yaşlardan itibaren geliyor ama mali durum nedeniyle iş hayatına başlayıncaya kadar önemli bir çalışmam olmadı.

Birsen Özkaya ve Özdemir Asaf sizin hayatınızda önemli iki kişilik, bize biraz bahseder misiniz?

Birsen Özkaya beni lise yıllarında çok teşvik eden gazeteci ağabeyimdi. Profesyonel olarak eğer sayılıyorsa yazıdan ilk telif ücretimi ondan aldım. Dostluğumuz hala devam ediyor. Hem ağabey olarak, hem de meslektaş olarak kendisini severim.

Özdemir Asaf’a gelince birinci nedeni en sevdiğim ozanlardandı. İkinci nedeni ise matbaacıydı ve bizim “Ayça” dergimizi onun matbaasında bastırırdık. Bu arada dostluğumuz çok ilerlemiş ve onun kızına olan düşkünlüğü beni çok etkilemişti. Şimdi kızıma olan düşkünlüğümün nedenleri arasında bunun etkisi olduğunu düşünüyorum.

Bize İzmit’in geçmişiyle ilgili bir şeyler söyler misiniz?

İzmit’in geçmişini nostalji olarak hatırlamamak ve sevmemek mümkün değil. Doğasıyla, insan ilişkileriyle çok farklı bir şehirdi. Oraya dönmek mümkün değil. O bizim hayalimizde, gönlümüzde hatıratımızda öyle yaşayacak. İzmit çok büyük bir değişim geçirdi. Farklı kültürlerin, farklı anlayışların, farklı kimlikte insanların oluşturduğu bir yer haline geldi. Bunu yaratan ilk önce İzmit’in imkanlarıydı. Sanayi rüzgarı kırdı geçirdi. Otuz üç yılını Sanayi Odasında geçiren birisi olarak bunu çok yakından bilirim ama bunu önlemek mümkün değildi. 1960 yılından itibaren o canım İzmit üç bin’e yakın sanayi kuruluşuyla perişan hale geldi. Şimdi düzeltmeye çalışılıyor.

Ve geleceğiyle ilgili neler düşünüyorsunuz?

İlk önce İzmit’in düzelmesi için İzmit’in kimliğinin ve ruhunun yeniden oluşturulması gerekiyor. Şimdi İzmit kimliksiz ve hatta ruhsuz bir beden gibi. Geleceğe umutla bakması için özellikle Sivil Toplum Örgütlerine, Yerel Yönetimlere, Ticaret ve Sanayi Odalarına çok büyük görev düşüyor. Ama görülüyor ki, kurum niteliğinde olanlar bunun farkında değiller.

 Adnan Bey, değerli vaktinizi bizlere ayırdığınız için, edebiyat ve sanatla ilgili birikimlerinizle dolu bu güzel sohbetiniz için size çok teşekkür ediyorum. Asıl ziyaretiniz için ben de teşekkür ederim. Edebiyatla hiçbir zaman kopmamanız dileğiyle diyorum.

Adnan Filiz, çok sevdiği torunu Yağmur Uğuzluoğlu ile birlikte

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Gül Anasal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Ekmek zammının geri alınması doğru bir karar mı?